Pazar

02.01.2010 - 18:04

Herkesin özlediği nadir insanlardandı

Mülkiye’nin güzide kızı Sevil Yurdakul cevval zekalı ve nüktedan biriydi. Hangi gününüzde olursa olsun birlikte bulunmaktan keyif alacağımız insanlardandı

Sitene Ekle
.  |  İlber Ortaylı Tüm Yazıları »

Mülkiye’nin güzide kızı Sevil Yurdakul cevval zekalı
ve nüktedan biriydi. Hangi gününüzde olursa olsun birlikte bulunmaktan keyif alacağımız insanlardandı
 

1937 doğumluydu; Sivas eşrafından Muhasebecioğullarından Vali Şekib Yurdakul ile Cumhuriyet döneminin öğretmenlerinden  Nermin Yurdakul’un kızıydı.
Çocuk okutmak her şeyden önemliydi, vali bey kızını İstanbul’a gönderdi. Notre Dame De Sion’da okudu. Ailenin geleneği “Devlet bizim, devlete sahip çıkmak lazım”dı. Bu nedenle istikamet Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi oldu. Fakültenin giriş imtihanları ayrı yapılırdı. Kazanıldı. Liseden beri sınıf arkadaşı Sevin Zorlu da yanında. Aynı sınıfta Olcay hanım (Baykal) var; komşu hukuk fakültesinde okuyan Deniz Baykal da o dönemden. 

Küstah değildi ama her zaman kişiliğini hissettirdi
Sevil Yurdakul boylu poslu, çok güzel bir kız, Fransızcası güzel ve oturaklı. Öyle olduğunu biliyorum çünkü benim de hocam oldu. Avcıoğlu ile evli olduğu için bakanlıkla ilişkisi ustaca bir biçimde kesilmişti. O aralarda Fransızca hocalığı yapıyordu, İngilizce de biliyordu. 50’lerin sonunda hem güzelsin, hem iki dil bileceksin, az vasıf değil. Üstelik cevval zekalı ve nüktedandı. Küstah değildi ama her zaman için kişiliğini hissettirirdi.
Dışişleri Bakanlığı’nın memuru oldu. Cumhuriyetçi bir ailenin kızıydı ve her zaman da öyleydi. Ama bulunduğu merkezlerde görev gereği muhatap olduğu Osmanlı hanedan üyeleri ile de insancıllığından ötürü sıcak ilişki kurdu. 

Eşi Doğan Avcıoğlu’nun zekasına çok hayrandı
Ben tanıdığımda Doğan Avcıoğlu ile evliydi; Ahmet ve Murat’ın annesiydi. Avcıoğlu Devrim gazetesinin başındaydı, yani etkin bir siyasal grubun yöneticisiydi. Sevil eşinin zekasına ve çalışma gücüne hayrandı. Söylemini de benimsiyordu. Ama siyasi faaliyetinin içinde yer alacak bir kişilik değildi. Açık toplumun, her düşündüğünü söyleyen insanıydı. Zekası ihtiyat ve itidalin zincirleriyle bağdaşamazdı.
Galiba bu dönemin içinde anlaşamadılar ve anlaşmazlık ani bir boşanma ile sonuçlandı. Uğruna mesleğini terk ettiği evlilik sona ermişti.
Bir müddet sonra 12 Mart döneminin rüzgarları geçince, dışişleri bakanı olan baba dostu Turan Güneş kendisine UNESCO’da bir iş bulmayı önerdi. UNESCO o tarihte çok aydınımız için cazip bir yerdi ama onun için değil. Buranın adamı olmayı tercih ederdi. Çaresiz Dışişleri Bakanlığı’na döndü. Tabii zekası ve bilgisiyle ilgili bir terfi artık beklememeliydi; bu hissettirildi. Uzakta geçen yıllar onun baremdeki basamaklarda da geri kalmasına neden olmuştu. Güzel Fransızca hocamız, Mülkiye’nin güzide kızı ve can dostum meslekten bedbin bir şekilde Paris Başkonsolosluğu’ndan emekli oldu.
Hiçbir zaman heyecanını kaybetmeyen, insanlardan yorulmayan, dostlarını aramaktan vazgeçmeyen biriydi. Hangi gününüzde olursa olsun birlikte bulunmaktan keyif alacağımız insanlardandı. En son müzedeki görüşmemizde Esin Afşar da vardı. Her üçümüzün havası da o günlerde iyi değildi, başımızda çeşitli dertler vardı ama Sevil Yurdakul’un çınçın nüktesi ve enerjisiyle her derdimizi geride bıraktık. 
Sevil hanımla laf tükenmez, hayatta özlenen
hem de herkes tarafından özlenen nadir insanlar arasındadır. Bütün eğitimine rağmen dışarı kaçmayı değil bu memlekette kalmayı yeğleyen
birisi oldu. 



Güler Sabancı ödülü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den alırken...

Üçüncü kuşağa notlar
-Çarşamba günü Ankara’da Cumhurbaşkanlığı yüce makamı kültür ve sanat ödüllerini tevdi etti. Törene davetliydim ama gidemedim. Televizyondan seyrederek ve katılanlara sorarak töreni takip ettim. Bu yıl müzecilik ödülü Sakıp Sabancı Müzesi’ne verilmiş. Pekala; hepinizin bildiği gibi birkaç yıl öncesine kadar bu müzenin varlığından pek kimselerin haberi yoktu, parlak bir kurum da değildi. Nazan Ölçer işin başına geçtikten sonra parlak uluslararası sergiler getirmeye başladı; bu onun kişisel becerisidir ve müze de bundan ibarettir. Kendi öz mal varlığı bu ölçüde parlak değildir.
Bu gibi törenlerde ödül müzenin müdürü veya baş küratöre sunulur, teşekkür nutkunu da o atar. En azından Vehbi Koç Vakfı, Topkapı Sarayı Müzesi’ne böyle bir ödül verdiğinde ödülü Müzeler Genel Müdürü değil, saray müdürü Dr. Filiz Çağman aldı. Bu gibi bir törende müze müdürü yerine vakfın başkanının ortaya çıkması olgun bir davranış değildir. Dünyanın her yerinde ne vakıflar, ne zenginler ve ne bağışlar var; lakin hiçbirisi müzelerinin üstatlarını gölgelemeye çalışmıyor.
-İş muhitlerimizin dahi çocuğu Cem Boyner gene bir demeç verdi. Basında ve iş dünyasında beklenen Mesih gelmiş gibi kıyametler kopuyor. Boyner’in başarısız particilik tecrübesinden sonra nasıl bir kurtuluş mesajı verdiğine dikkat ettim. Ortadan söylenenlerden farklı bir şey yok diyemeyeceğim; daha beteri... Elinde imkan olduğu halde ortalıkta olup bitenleri ayrıntılarıyla izlemediği anlaşılıyor. Mesela “Boşaltılan köylere tazminat verilsin” buyurmuş. Dikkat edin, “Tazminatlar düzgün ödenemiyor veya miktar az” gibisinden bir eleştiri değil. İnsan öğrenir de konuşur, tazminat veriliyor. Siyaset ve halka mesaj bir hobi değildir. Daha sorumlu ve bilgili olmak lazım.

©Copyright 2010 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.