Kapalı Kapılar Ardında’’ isimli kitabınızın yayımlanmasından bu yana hayatınız nasıl değişti?

O kadar çok şey değişti ki… Hayatımın bu denli değiştiğine ben bile inanamıyorum. Bir kitap yazdım ve bu kitabı yazarken yayınlammasını bile beklemiyordum. Kitabımın başka dillere çevrileceğini bile tahmin etmiyordum ama şuan 37 dile çevrildi. Bence en güzel tarafı da kitabım hakkında konuşmak için başka ülkelerden davet alıyor olmam. Kitabımın çıkmasından bu yana daha önce ziyaret etmediğim bir çok ülkeyi görme fırsatım oldu ve Türkiye de bunlardan birisi. Özellikle diğer ülkelerdeki okurlarımla tanışmayı çok seviyorum. Onlarla konuşmak, kitaplarımla ilgili fikir alışverişinde bulunabilmek çok güzel. Kendimi çok şanslı hissediyorum çünkü hobi olarak yaptığım bir şey kariyerim haline geldi. Kısacası hayatım müthiş bir şekilde değişti.

Neden ilk kitabınız için tercihinizi  gerilim türünden yana yaptınız?

Bu kitap yayımlanmış ilk kitabım olmasına rağmen yazdığım ilk kitap değildi. Bunun öncesinde de yazdığım başka kitaplar vardı ama onların ana konusu daha çok ailevi ilişkiler üzerineydi ve gerilim türünde değildiler, ama ‘Kapalı Kapılar Ardında’ yayımlandıktan hemen sonra herkes bunun inanılmaz bir psikolojik gerilim kitabı olduğunu söyledi. Doğrusu ben özellikle bir tür üzerinde düşünmemiştim. Benim için sadece bir kitaptı ama sonrasında İngiltere'deki yayıncımın başka bir psikolojik gerilim kitabı yazmamı söylemesiyle birlikte bir tane daha psikolojik gerilim kitabı kaleme almayı düşünmeye başladım. Benim için gerçekten çok zevkli bir süreç. Belki de her zaman psikolojik gerilim yazmam ama kitaplarımda her zaman psikolojik bir unsur olacak.

Gillian Flynn’in ‘Kayıp Kız’ kitabı ile sıklıkla karşılaştırılıyor romanınız. Bundan rahatsızlık duyuyor musunuz?

Ben çok memnunum, eminim ki Gillian Flynn de bundan memnundur. Açıkçası daha öncesinde kitabı okumamıştım ve o dönem Fransa’da yaşadığım için kitabın yayımlanmasıyla ilgili herhangi bir bilgim de yoktu. Kitabım çıktıktan hemen sonra yapılan benzetmeler sebebiyle hem kitabı okuyup hem de filmini izledim. Bence çok farklılar. ‘Kapalı Kapılar Ardında’ kitabımda anlatım daha çizgisel nitelikte. Herhangi bir aldatmaca yok. Jack'in kötü bir insan, Grace’in iyi bir insan olduğunu biliyoruz. ‘Kayıp Kız’da ise durumlar tamamen farklı. Kimin yalan söylediğini, kimin haklı olduğunu asla bilemiyoruz. Belki de insanlar üzerinde benzer etkiyi yaratan şey, her iki kitapta buluna ev içi şiddet konusudur.

Kitabınızda evlilik konusuyla ilgili yaptığınız vurgular hayli dikkat çekici… 

Evet, kitaplarımda evlilik konusunu irdelemeyi çok seviyorum. Yazdığım herhangi bir kitabın konusunun çiftler arasındaki ilişkiler ekseninde gelişmesi beni gerçekten büyülüyor. Kapalı kapıların arkasında neler olup bittiğini keşfetmeyi çok seviyorum çünkü biz hep herkesin harika bir evliliği olduğunu ve herkesin mutlu olduğunu düşünüyoruz. Ama gerçekte herkesin ilişki içinde sorunları var ve ben de kitaplarımda bu sorunları irdelemeyi çok seviyorum.

Kadın yazarların çoğu, cinsiyet eşitsizliğini önlemek için romanlarının yazar kısmında sadece isimlerinin baş harflerini kullanıyorlar. Bu sizin isminizde de geçerli mi?

Hayır, değil.  Baş harfleri kullanmamın sebebi, Bernadette isminin kitabın kapağına çıkmak için çok uzun olmasıydı. Adımı hiç sevmedim, bu yüzden sadece baş harfleri tercih ettim. Kitap için sadece B.A kısaltımını kullanmanın, Bernadette'den daha iyi görüneceğini düşündüm. Sebep bir erkek ya da başka bir şeymiş gibi görünmeye çalışmak değildi çünkü Paris ismini gördüğünüzde zaten hemen bir kadın olduğumu anlıyorsunuz.

Her zaman bir yazar olmak istediğinizi biliyor muydunuz? Bunu ilk nasıl hissettiniz? 

Evet, her zaman yazmak istedim ama yazmaya ne zaman başlamam gerektiğini bilmiyordum. Beş kızım vardı, onları büyütmem gerekiyordu ama içimde bir yerlerde hep yazma isteğim de öylece duruyordu. Daha çok çocuk kitapları yazacağımı düşünüyordum. Çünkü kızlarım küçükken onlar için öyküler kurguluyordum. Yaklaşık 10 yıl önce kızım bir roman yazmamı söyledi ama ben bunu yapamayacağımı söyledim. Sonra yazmaya başladım. Evet, hep bir yazar olmayı hayal ettim ama bunu yapabileceğimi ve şu anki duruma geleceğimi tahmin edemiyordum.

Hem ‘Yıkım’ hem de ‘Kapalı Kapılar Ardında’ kitaplarında okurlara ‘güven’ kavramını sorgulatıyorsunuz. Karakterleriniz kime güveniyorlar? Hatta kendilerine bile güvenmiyorlar mı? Bir yazar olarak bu konuda size ilham veren nokta nedir?

Bize yakın olanlara güvenmeye eğilimliyiz, onların bize yalan söyleyeceğini bile hayal edemeyiz. Bir şeyler anlatırız ve sadece bize karşı dürüst olduklarına inanırız. Bu yüzden size yakın olan insanlar tarafından bu güvenin kaybedilmesi fazlasıyla yıkıcı. Güven olmadan aşka sahip olmak çok zor. Bu yüzden bir ilişkide en temel şeylerden biri güven kavramıdır. Ben de kitaplarımda bu konuyu incelemeyi çok seviyorum.