Geri Dön

"Klasik müziği öğrenerek sevdim”

Borusan Kocabıyık Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Hamedi, kendi deyimiyle rica üzerine üstlendiği bu görevi uzun yıllardır başarılı bir şekilde sürdürmekte. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nın yanı sıra Borusan Müzik Evi ve Borusan Contemporary'nin ulaştığı noktada önemli bir paya sahip olan Zeynep Hamedi ile hem aradan geçen yıllara hem de gelecek vizyonunu dair bir söyleşi gerçekleştirdik.

"Klasik müziği öğrenerek sevdim”

İhsan Dindar - milliyet.com.tr

 

Türkiye’de sanat için çok çaba sarf eden isimlerden birisiniz ama aslında eğitiminiz önce Avusturya Lisesi’nde ticaret sonrasında edebiyat üzerine. Görünüşe göre ticaret pek de gönlünüzden geçen bir şey değildi…

Yok, pek değil. Kendimi bir iş kadını olarak da görmüyorum. Her zaman fotoğrafa bir merakım vardı. Aile bireylerinin fotoğraflarını çekmeyi severdim. Türkiye’den döndükten sonra karanlık oda dersleri de almıştım. Gerçi artık cep telefonları sayesinde herkes fotoğrafçı oldu.

 

Peki siz fotoğraf çekmeye halâ devam ediyor musunuz?

Arada çekiyorum, evet. Ama makinelerimi damadıma verdim. O da fotoğrafa çok meraklı biri. Şu an fotoğraf makinem yok. Ben de telefonla çekiyorum.

 

Amerika’daki eğitiminizden sonra İstanbul’a döndünüz. Borusan bir aile şirketi olduğu için de ailenin sizden beklentileri vardı. Neler yaşandı bu süreçte?

Bir hafta fabrikaya gittim. Sonrasında bunu bıraktım. Yönetim kurulu toplantılarına gittim. Bir de doğum yaptım bu süreçte. Sonrasında 2006 yılında bir teklif geldi.Borusan Sanat ile ilgilenmemi istediler. Ben de ilgilenmeye başladım.

 

O halde yavaş yavaş BİFO ve klasik müziğe gelelim. Türkiye’de daha eski orkestralar var elbette ama özel bir kuruluşun desteklediği ilk filarmoni orkestrası sizsiniz. Öncesinde Akbank Oda Orkestrası da vardı ama netice itibarıyla bir filarmoniden söz ediyoruz…

Evet, biz başladığımızda Akbank Oda Orkestrası vardı. O anlamda ilkiz diyemem. Çünkü biz de oda orkestrası olarak başladık. Saim Akçıl orkestramızı yönetiyordu. Sonrasında Gürer Aykal’a teklif gidince ve o “oda orkestrası bana küçük gelir” deyince filarmoniyi kuruyor.

 

Peki bu süreçte sizin klasik müzikle bir ilgi-alâkanız var mıydı?

Pek sayılmaz. Ben ağırlıklı olarak toplantılarına katılıyordum. İş olarak bakıyordum başlarda. Klasik müziği öğrenerek sevdim.

 

Peki öncesinde neler dinliyordunuz?

Genesis, Jethro Tull, Queen, Madonna, hatta Tarkan. Yani görüldüğü üzere pek yoktu hayatımda. Eşim klasik müzik dinlemeyi severdi. Zaten klasik müzik konserlerine üniversite eğitimim sırasında onunla gitmeye başlamıştım. Türkiye’ye döndüğümde de “Cumartesi Konserleri”ne gitmişliğimiz var. AKM’deki bu konserler dışında İKSV’nin Müzik Festivali’ni takip etmeye başlamıştım.

O halde filarmoni orkestrası kimin vizyonu?

Tamamen abimin fikri.

 

2006’da aileden gelen teklifle bu işin içine tam manasıyla girmeye başladınız…

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası belli bir yere geldikten sonra onu yeni bir hedefe taşımak gerekiyordu. Bir değişim lazımdı. O tarihten sonra tüm yapısını değiştirdik. Vakfın çatısı altına dahil ettik. Filarmoni ve galeriyi bir çatı altına toplama kararı aldık. Bunun öncesinde bir kopukluk söz konusuydu. Böylece daha kolay bir yönetim olacak ve ne yaptığımızı bilecektik. Süreçte bize bunu gösterdi.  Ben geldiğimde beş yıl içinde Avrupa’da bilinen bir orkestra haline gelmek hedefi kondu.  “Gelecek Vaat Eden Orkestralar”dan biri seçildi. Öyle de oldu zaten.

 

Derken 2009’da orkestranın şefi Sascha Goetzel oldu…

Evet, ama bu süreçte Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın içinden Cemal Reşit Rey’de sürekli konserler veren bir oda orkestrası doğdu. Şef  Joseph Wolfe tüm bu işler yapılırken Melih Fereli ve Ahmet Ertuğ’un bana desteği çok büyük oldu.

 

“Yeni bir hedef belirleyeceğiz”

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası bu dönemde Viyana’daki Konzerthaus ve Londa’daki Royal Albert Hall’da konserler verdi. Bu turneler bundan sonra da olacak mı?

Benim en çok heyecanlandığım andır o. Şu an biz yine bir değişim sürecindeyiz. Şefimiz değişecek. Gelecek şefle birlikte onun da vizyonu doğrultusunda yeni bir hedef belirleyeceğiz.  Bir danışman kurulumuzla şu anda yeni şef için araştırmalarımızı sürdürüyoruz. Onlar bize şef öneriyor. Biz gidip dinliyoruz. Sascha Goetzel için de bu böyle olmuştu. O zaman bize beş şef önermişlerdi. Sonucunda Sascha Goetzel seçilmişti. Burada biz süreci sadece takip ediyoruz. Ben ve Ahmet Erenli seçmiyoruz. Danışma Kurulu seçimi yapıyor.

 

Şimdi Nisan ayında sürpriz bir konser olacak. Ünlü piyanist Chick Corea’nın yer alacağı konserin şefi Steven Mercurio? Akıllara tabii acaba isimlerden biri de o mu diye geldi?

Bu sorunun gelebileceğini tahmin etmiştim. Hayır, değil. Böylesine önemli isimler konserlere kendi çalıştıkları şeflerle gelmek istiyor.

 

 Şu an peki bize söyleyebileceğiniz herhangi bir aday var mı?

Şu an için yok. Bu çok uzun bir süreç. Gelen öneriler değerlendiriliyor. Örneğin iki yıl önce Simon Rattle’a da gelip orkestrayı yönetmesi için teklif götürmüştük. Berlin Filarmoni gibi önemli bir kurumun başında olduğu ve orada belli bir yoğunlukta çalıştığı için bize dedi ki “istediğiniz zaman gelip orkestrayı yönetirim ama burayı bırakamam” Bu bilinilirlik ve ilgi bizi çok mutlu etti.

 

Buradan biraz klasik müziğin ülkemizdeki bilinilirliğine gelmek istiyorum. Tanzimat sonrasında klasik müzik, Osmanlı sarayına ve yönetici sınıfın evlerine giriyor. Padişahlar, klasik müzik eserleri besteliyor. Ancak klasik müzik dinleme alışkanlığı topluma pek yayılmıyor. Hatta yer yer bir elitlik göstergesi olma durumunda…

İşte biz tam olarak da bunu kırmaya çalışıyoruz. Çalanlar Türk. Türk okullarında yetişiyorlar. Artık bu da bizim bir parçamız haline gelmiş durumda. Türkiye’de her müzik türünün dinleyicisi var. İllâ herkes klasik müzik dinleyecek diye bir şey de yok. Bu, klasik müziğe ilgisi olana bir imkan, bir seçenek. Biz bu hizmeti sunuyoruz. Bu tip güzel örneklerimiz de var aslında. Ekibimizden biri takside şoförün klasik müzik dinlediğini ama bu müziğe erişebileceğine inanmadığını duyunca onu konserlerimize davet ediyor. İlk geldiğimde orkestra kıyafetleri için İMÇ’ye gitmiştik. Satıcı, kumaşları nerede kullanacağımızı sorunca orkestra için istediğimizi anlattık. Klasik müziği duyunca “Ben bir Borusan’ı bilirim” dedi. Bunu duymak bizi çok mutlu etmişti. Sonrasında konserimize davet ettik. Bu şekilde bir kişiye dahi dokunabilirsek amacına hizmet etmiş oluyoruz. Mesela ben de yola klasik müzik dinleyeceğim diye çıkmamıştım ama beni de içine aldı.

 

Gelinen noktada İstanbullular BİFO’yu sahiplendi mi? İlgiden memnun musunuz?

Çok memnunuz. Bu yıl bilet satışında rekor kırdık. Keşke mekân açısından daha fazla imkânımız olsa da daha çok insana ulaşabilsek. Ama tabii mekânlar sınırlı, bütçeler sınırlı.

 

Borusan Quartet’e de değinmek istiyorum biraz. Geçtiğimiz yıla kadar sadece Süreyya Operası’nda sahne alıyordu. Artık ENKA Sahnesi’nde de var…

Aslında BİFO da öyleydi. Ama Caddebostan’a (CKM) sığamadığımız için orayı bıraktık. Orada çok iyi bir kitlemiz var. Onları servisle Bostancı’dan alıp Lütfi Kırdar’a getiriyoruz. Anadolu yakasında büyük bir salon yok maalesef. Borusan Quartet’e gelecek olursak, ilgiden çok memnunuz.

 

Şimdi bu röportajı Borusan Müzik Evi’nde yapıyoruz. Biraz ondan da bahsedelim. Hazır sezon başlamışken... Buraya bir mesai gözüyle bakıyor musunuz?

Burası bizim evimiz. O yüzden benim bir mesaim yok. İstanbul’da olduğum her gün buraya mutlaka geliyorum. Birkaç saat de olsa geliyorum Borusan Müzik Evi’ne.

 

Borusan Müzik Evi bu sene 10. yılını kutluyor…

Evet, her şeye rağmen.

 

Neden her şeye rağmen?

Çünkü burası bir bütçe hesaplamasında ilk gözden çıkarılacak yer oluyor. Ben buna direndim. Hayatta olduğum sürece burada faaliyetler devam edecek. Şimdi benden sonra gelecek olan gençlere yatırım yapıyorum. Sonuçta burası da, BİFO da, müze de ailenin yıllık destekleriyle yürüyor. İçinde bulunduğumuz şartlarla en iyisini yapmaya çalışıyoruz.

Klasik müziği öğrenerek sevdim”

Müze demişken; Şimdi son birkaç yıldır çağdaş sanat deyimi yerindeyse çok popüler. Contemporary İstanbul büyük bir kalabalığı ağırlıyor. Bienal’in ziyaretçi sayısı artıyor. Bu noktada baktığımızda Borusan Contemporary öncülerden biri. Üstelik video art ağırlıklı. Bu tercihin sebebi nedir?

Abimin tercihi bu da. Resme ilgimiz hep vardı. Aldığımız eserleri şirkette sergiliyorduk. Ama video-art abimin kişisel ilgisiyle başladı. Aldığımız hiçbir eseri maddi kaygıyla almadık. Sevdiğimiz eserleri alıyoruz. Günün birinde o eserleri satıp para kazanacağız diye bir kaygı gütmüyoruz. Bu süreçte ciddi bir koleksiyon oluştu.

 

ihsan.dindar@milliyet.com.tr

24 Ocak 2020 Magazin Haberleri Bülteniİşte gündemde öne çıkan magazin gelişmeleri

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber