Mehmet Soysal

Mehmet Soysal

mehmet.soysal@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Amerika’daki seçimlerden çıkartılacak çok ders var.
Halk, merkez ve güçlü medyadan sürekli kaçıyor.
Ve medya ise halkın kendisine inanmadığı gerçeğiyle bir kez daha yüzleşiyor.
Halk, yıllardan beri merkez ve güçlü medya kalelerin algı ve itibarsızlaştırma operasyonlarından, saklama geleneğinden, olaylara istediği pencereden bakma özgürlüğünden, gündemdeki her konunun altından bir Çapanoğlu’nun çıkmasından, siyaset dahil her yeri dizayn etme alışkanlığından bıkmış.
Ve dünyanın her yerindeki halk; merkez ve güçlü medya adreslerine karşı artık ters tepki gösteriyor.
Merkez medya ne diyorsa halk tam tersini yapıyor.
Çünkü, kendi yüreğine, aklına müdahaleyi istemiyor ve masa başında yazılan senaryoların kendisine dayatılmasını da hiç sevmiyor.
Sosyal medya platformları yani “dijital kaleler” bu yüzden dünyanın her yerinde aşırı rağbet görüyor.
***
Halk, üç beş yönetici gazetecinin veya birkaç patronun aklıyla atılan manşetlere, masa başında planlı ve tek taraflı yapılan yayınlara artık inanmıyor ve aldanmıyor.
Objektif olmalarını istiyor.
Lakin, merkez medya şüphe dağlarını o kadar çok dikmiş ki yıkılmadıkça ya da kendi elleriyle yıkmadıkça inandırıcılığına asla kavuşmayacak!
Haberin doğru verilerle kamuoyuna sorulmasını isteyen halk, yorumun ve tercihin ise kendisine bırakılmasını arzuluyor.
***
Ve bunun son örneğini Amerika’daki başkanlık seçimlerinde yaşadık.
Güçlü ve merkez medya tarafından “politik piyango” diye nitelendirdikleri, karikatürize ettikleri işadamı Donald Trump’ın seçimi kazanması ise en belirgin örnek!
Charlie Rose’un programına katılan Amerika’nın en deneyimli gazetecilerinden Ted Koppel medyanın geldiği yeri şöyle özetliyordu:
- Medya ciddi bir felaket. Eski yıllarda sektörün bu tarafındaki insanların yani yayın haberciliğinden bahsediyorum, ABD halkına ihtiyacı olan haberleri sunmak gibi bir misyonu vardı. Ekonomik dinamikler ve teknolojik değişimler yüzünden durum çok değişti. En büyük televizyon kanalları 40 yıl önce 100’den fazla dış muhabire sahipti. Dünyanın her yerinden bilgi topluyorlardı. Bugün baktığımızda ise bu sayı en fazla 20’dir. Gelinen nokta ise daha vahim, nitelik var ama incelik yok.
***
Koppel, seçim kampanyalarının belirli bir konu üzerine değil karakterlere saldırı üzerine kurulduğunu belirterek, şöyle diyordu:
- Trump’ı bir performans sanatçısı haline getiren medya bir yandan itibarsızlaştırmaya çalışırken, diğer yandan da reyting uğruna sürekli yayınlarında Trump’a yer veriyordu.
Yani, Trump geldiği konumunu aslında medyada aşırı derecede yer almasına borçluydu.
***
Ve reyting canavarı dedikleri de böyle bir şey olsa gerek!
Koppel, gazeteceğilin her zaman vicdan ya da garazla bağlantılı olduğunu da sözlerine eklemeyi ihmal etmiyordu...
Bizdeki medyaya gelirsek, diyebiliriz ki var olduğundan beri bütün stratejisini garazla yürütüyordu...
Saygınlığını her geçen gün yitirme nedeni de bu!