Geri Dön

“Artık hiçbir şeyi kafama takmıyorum”

Siz de 2016’dan nefret edenlerden misiniz? Yılınız çok mu zor geçti? O zaman 16 yaşındaki Aylin’in hikayesini okumanızı tavsiye ederiz. Aylin 2016’da lösemiyi yendi. Şimdi küçük dertleri kafasına takmadan geleceğine odaklanıyor

“Artık hiçbir şeyi kafama takmıyorum”

Hiç kimse 2016’yı iyi hatırlamayacak. Birçok insan sevdiklerini kaybetti. Ülkemizde hatta dünyada felaketler, terör olayları yaşandı. Fakat sonunda bu “kara yılı” geride bıraktık. Bugün yepyeni bir yılın ilk günü ve herkesin umutlanmak için birçok nedeni var. 2017’ye girerken umutlanmamızı sağlayanlardan biri de 16 yaşındaki güzeller güzeli bir genç kız: Aylin Pekkoşanefe. Aydın, Nazilli’de yaşayan Aylin, 2015’in kasım ayında lösemi olduğunu öğrendi. Okulundan ayrı kalmak, üç ayını hastanede geçirmek zorunda kaldı. Kemoterapi gördü, ışın tedavisi aldı. Mayıs ayına gelindiğinde hastalığını yenmişti. Aralık ayının son günlerinde ise hikayesini anlatan bir tweet attı: “2016’ ya kanser olarak girdim, yenerek çıkıyorum.” Bu tweet herkese umut oldu. Öyle ki 7 bine yakın RT,

50 binden fazla beğeni aldı bu tweetiyle.

Geçtiğimiz perşembe günü foto muhabirimiz Ercan Arslan’la birlikte Nazilli’ye Aylin’i ziyaret etmeye gittik. Okulunu ne kadar özlediğini, eğitimine evde devam etmek zorunda kaldığını anlattı. Okuluna gittik, arkadaşlarıyla fotoğraflarını çektik. Gelecekten, üniversite hayallerinden konuştuk. Yeni yılın ilk gününde size umut aşılaması için de sayfalarımıza taşıdık. Bakın Aylin ne diyor: “Ne kadar saçma şeyleri kafamıza takıyor, kendimize dert ediyormuşuz. Ben hastaneden çıktıktan sonra hiçbir şeyi kafama takmamaya başladım.”

Hastalığını ailen senden gizlemiş. Fakat 2015’in sonunda hastanede öğrenmişsin...

2015’in yaz aylarında böbrek ağrım vardı. O şikayetle Nazilli Devlet Hastanesi’ne gittik. “Üreterde darlık var. Ameliyat edeceğiz” dediler. Annem güvenmedi. Biz Ege Üniversitesi Hastanesi’ne gittik. Orada rahmimde kitle olduğu ortaya çıktı böylece.

O kitle mi üretere baskı yapıyormuş?

Evet. Kitleye biyopsi yapılınca kötü huylu olduğunu anladılar. Onkolojiyle görüşülünce lösemi olduğum ortaya çıktı. Lösemi (AML) kitle oluştururmuş. 2015 kasımında ilaçlara başladım. Dört kür ilaç aldım. 2016 mayısında ilaçlar bitmişti. Zaten ilaçlar bitmeden kitle de kayboldu.

Lösemi olduğunu öğrenince korkuya, endişeye kapıldın mı?

Hayır. Benim tek endişem saçlarımın dökülmesiydi. Bir de okuldan uzak kalmak... Zaten doktorlar bana hasta olduğumu söylediklerinde “Tamam” dedim sadece. Bir de “Saçlarım dökülecek mi?” diye sordum... Döküldü. Ama yavaş da olsa tekrar çıktı.

“Hastalığı ciddiye almadım, böylece çabuk atlattım”

Kendine olan inancın, güvenin sayesinde mi o kadar rahat karşıladın?

Hem kendime güveniyordum hem de hastalığı o kadar da ciddiye almadım. Bence bu nedenle hastalığı çok çabuk atlattım. Hastanedeki arkadaşlarımın arasında iki yıla yakın tedavi görenler vardı. Benimki bir yıldan daha kısa sürdü. Bu da moralimin yüksek olmasıyla ilgili.

Tedavi boyunca Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’ndeydin. Nasıl geçti o süreç? Evine gelip geri mi gittin?

İlk üç ay hastanede kaldım. Hiç eve gidemedim. Hücre düşüklüğü vardı. Daha sonra beş gün üst üste ilaç alıyordum. Sonra 28 günlük bir dinlenme zamanı oluyordu. O arada eve gelebiliyordum.

Hastanede diğer hastalar ve doktorlarla iletişimin nasıldı?

Birçok arkadaşım oldu. Akşamları yapboz ya da mantı partileri veriyorduk. Benden daha küçük çocuklar da vardı. Akşamları koridorda vakit geçiriyordum onlarla. Ailelerimiz birlikte oturuyordu, biz de oyun oynuyorduk.

Seni en çok zorlayan şey neydi?

İlaç. Çok zordu. Yan etkileri çok fazlaydı. Sürekli bulantı oluyordu. Duyularımız da çok hassas oluyordu. Metrelerce uzaktaki yemek kokusunu alabiliyorduk. Sese ve ışığa çok duyarlı oluyorduk.

Ben okuldan çok sıkıldığım günleri hatırlıyorum. Fakat uzak kalınca da özleniyor galiba...

Evet. Ben okulun önemini uzak kalınca anladım. Başka bir şey daha var: Ne kadar saçma şeyleri kafamıza takıyor, kendimize dert ediyormuşuz. Ben hastaneden çıktıktan sonra hiçbir şeyi kafama takmamaya başladım.

Olgunlaşmış mı hissediyorsun?

Olgunlaştım. Hayata bakış açım değişti. Hastalıktan önce tam bir ergenmişim. Şimdi arkadaşlarım bana dertlerini anlatıyor, “Bu mu yani?” diyorum.

“Artık hiçbir şeyi kafama takmıyorum”

2017’den ne bekliyorsun, ne istersin?

Ben başarılı olmak istiyorum. Dersleri toparlamak benim için çok önemli. İyiydi zaten ama daha iyi olsun isterim.

“Sizi ilaç iyileştirir ama moral deçok önemli”

2016 hakkında fikrimizi değiştiren bir tweet attın. Bu kadar ilgi çekeceğini tahmin etmiş miydin?

Hiç tahmin etmezdim. Bir başka tweet’e cevap olarak yazdım. Bir yandan da başka bir işle uğraşıyordum. Tweet’i attıktan sonra test çözmeye başladım. Sonra birden mesajlar geldi. Arkadaşlarımdan, “Seni her yerde görüyoruz” diye. Bir baktım ki inanılmaz bir etkileşim olmuş. Tweet’i attıktan sonra arkadaşlarıma da söylememiştim. Normalde haber verip “Şu tweet’i attım, retweet yapın” diyoruz birbirimize.

Mesajlarıyla destek olanlar da gördüm...

Çok fazla. Çok hoşuma gitti. Herkese cevap vermeye çalıştım ama mümkün olmadı.

Senin gibi kanserle mücadele edenlere neler söylemek istersin?

Morallerini yüksek tutsunlar. Bizim iyi olmamızı sağlayan ilaç ama moral de çok önemli. Kanseri yenme hislerinin de güçlü olması gerekir. Bu hastalığı da nezle, grip gibi düşünsünler. İlaç aldıkları zaman kendilerini kötü hissedebilirler. Fakat o da geçiyor.

“Tercihim tercümanlık da olabilir, savcılık da...”

Üniversite stresi yaklaşıyor. Kendine hedefler belirledin mi?

Kararsızım. Ben farklı kültürleri, gezmeyi çok severim. Yabancı dil mi okusam diye düşünüyorum bu nedenle; mütercim tercümanlık gibi. Bir yandan da savcı olmak istiyorum.

Hangi üniversiteyi istiyorsun?

Babama kalsa yurt dışında okuyacağım; Rusya’da.

Barbaros Pekkoşanefe: Rusya olur. Doğu Avrupa’da başka bir okul olabilir... Keşke ekonomik şartlarımız daha iyi olsa da Amerika’da, İngiltere’de okutsak. Fakat Türkiye’de okusun istemiyorum.

Kesinlikle yurt dışında mı okusun istersiniz? Özlem olmaz mı?

Barbaros P.: İmkanı olursa yurt dışında tabii ki. Ama olmazsa büyük şehirlerde... İstanbul, Ankara, İzmir... İki çocuğuma da söylüyorum bunu. Kendi ayakları üzerinde durabilen bireyler olmak istiyorlarsa bana bile ihtiyaç duymamalılar. Neden Rusya diyorum? Çünkü hem İngilizce öğrenir hem Rusça. İki lisan cepte olur. Onlar sağlıklı, mutlu olsun. Biz özlesek de idare ederiz.

28 Ocak 2020 Magazin Haberleri Bülteni28 Ocak 2020 Magazin Haberleri Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber