“Benimki gibi kararlar emsal olsun”

17 Ağustos 1999 depreminin sembollerinden Ömür Kınay, yaşam hakkının usulen ihlal edildiğine yönelik AYM kararı için “Bu bir hukuk zaferi değil. Ama karar üzerine birçok kişi bana ulaşıp ‘Nasıl başardınız?’ diye sordu” diyor

“Benimki gibi kararlar emsal olsun”

Ömür Kınay, 17 Ağustos 1999 depreminin sembollerinden biri. Bundan 20 yıl önce 17 bin 480 kişinin hayatını kaybettiği Marmara depremi yaşandığında, annesiyle birlikte Sefaköy’deki yeni evlerine taşınalı henüz bir hafta olmuştu. Taşındıkları bina depremde tamamen yıkılmış, annesi hayatını kaybetmişti. Kınay, enkaz altından 4.5 saat sonra çıkarılırken çekilen fotoğrafıyla hafızalara kazındı. Sonrası tedavi süreci ve sayısız ameliyatla başlayan hayat mücadelesi. Buna bir de depremden yaklaşık bir yıl sonra açtığı davayla başlayan ve yıllar yılı sürdürdüğü hukuk mücadelesi eklendi. Yargılamanın bu kadar uzun sürmesi nedeniyle 2015’te Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruda bulundu, adil yargılanma hakkının ve yaşam hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle... Mahkeme de Kınay’ın yaşam hakkının usulen ihlal edildiğine hükmetti ve 27 bin lira manevi tazminat kararı verdi. Böylece bir depremzede olarak mağduriyeti AYM tarafından da tanınmış oldu. Kınay’la hem eğitim gördüğü hem de bugün İletişim Tasarımı bölümünde öğretim elemanı olarak görev yaptığı Kültür Üniversitesi’nde buluştuk.

“Benimki gibi kararlar emsal olsun”

19 yıldır devam eden bir davanız var. Neler yaşadınız bu süreçte?

İlk 1.5 yıl sürekli hastanede olduğum için hiçbir duruşmaya katılamadım. O aşamada tabii ki önce sağlığımı düşünüyordum. Süreç uzadıkça yakın çevremle konuşmaya başladık. Kuzenim avukat, onun yönlendirmeleri oldu. Davanın dördüncü yılından itibaren artık ben de duruşmalara katılmak istedim. Fakat gidiyorum, bir bakıyorum asansör yok. “Duruşmanız 5. katta” diyorlar, gidemiyorum. Moralim bozuluyor. Kuzenimi gönderiyorum, hakim soruyor: “Nerede, niye gelemiyor?” Böyle anlatınca nasıl olur diyorsunuz ama başınıza gelen bu. Neden kendi duruşmama katılıp kendimi savunamıyorum? Sonrasında bende bir küslük dönemi başladı; çünkü oraya gitmemin hiçbir anlamı kalmıyor. Bazen de insan engelini aşamıyorsunuz. Birkaç defa Bakırköy’de görüldü duruşmalar, Adliye Sarayı çok büyük, tekerlekli sandalyeli için mesafe uzun. Taksiyle sizi alabilecekleri bir yer var örneğin, rica ediyorum, görevli “Kapıyı açamam” diyor, “Burası savcıların girişi”. E oralara da gitmemeye başlıyorsunuz. Ya da biriyle gitmeye mecbursunuz, sürekli dert anlatacaksınız. Fiziksel engeli geçseniz, karşınıza insan engeli çıkıyor. Bu gerçekten yıldırıyor. Eminim bu yüzden dava sürecini yarıda bırakan çok insan vardır.

Devam eden davanız kapsamında üç müteahhit yüzde 80 kusurlu bulunmuş. Yüzde 10 belediye, yüzde 10 da siz...

Evet, ortada olmayan müteahhitler. Bilirkişi raporuna göre bina projesiz, ruhsatsız ve kaçak inşa edilmiş, taşıyıcı sistemde hatalı ve eksik malzeme kullanılmış. Üç ayrı müteahhit bunlar. Her birinin ailesi, akrabası olsa... 20 yıldır saklanıyor mu tüm bu insanlar? Nasıl bulunamıyor?

Bu üç müteahhit yıkılan başka evlerden de sorumlu mu?

Ben Bakırköy’de doğup büyüdüm. Depremden bir hafta önce o eve taşınmıştık, yeni yapılmış bir binaydı. Orada tanıdığımız kimse yoktu. Bina yıkıldı, o daireden sağ çıkan ben oldum. Uzun süre hastanedeydim. Başka bir şeyin peşine düşemiyorsunuz o haldeyken. Bir iki gün değil ki, 1.5 yıl hastane süreci, ardından rehabilitasyon. Sanırım o apartmanda benim gibi davasını devam ettiren yok. Ortak açılan bazı davalarla birlikte hepsi zaman aşımına uğradı zannediyorum. 

AYM, yaşam hakkınızın usulen ihlal edildiğini tespit etti ve 27 bin lira tazminat kararı verdi. Sizin için bu davadan sonuç almanın önemi neydi?

Açıkçası hiçbir zaman maddi tarafını düşünerek hareket etmedim. Burada bir mağduriyet varsa, her insan gibi hukuk sisteminde bunun karşılığı neyse onun bana verilmesini, adaletin sağlanmasını istedim. Çünkü ben ailemi kaybettim, evimi kaybettim, sağlığımı kaybettim. Ailem olmasaydı, bir vakıf üniversitesinde tam burslu okuma şansı verilmeseydi, meslek sahibi olamasaydım, ne yapacaktım? Bunun bir bedeli var. Bunu bile isteye yaşamadım. Yüzde 80 oranda üç tane adamın hatasının sonucuysa bu, yüzde 10 belediyenin sorumluluğu varsa, o zaman hukuktaki karşılığı neyse ben ve benim gibiler bunu alabilmeli. Benim gibi çok insan var. Hangisi karşılığını alabildi, hakkını aradı? İnsanlar canıyla uğraşırken bunların peşine düşebildi mi? Herkesin böyle bir imkanı var mı? Dolayısıyla burada bir haksızlık var, mağduriyet var, karşılığı alınsın ki bunu başkaları da görsün.

Bu karar diğer mağdurlara emsal olabilir mi?

Öyle olmasını umuyorum en azından.

AYM’nin kararı “hukuk zaferi” olarak yansıdı basına. Siz de bunu zafer olarak görüyor musunuz?

Bu bir hukuk zaferi değil. Avukatıma da sordum, AYM’nin genelde usulen ve çok daha düşük tazminat kararları verdiğini, onlara kıyasla oransal olarak yüksek bir tazminat kararı olduğu için böyle yorumlanabileceğini söyledi. Yoksa benim engelliliğim, annemin kaybı, herhangi bir meblağ ile ölçülebilir mi? Ama şu oldu: Bu karar üzerine tanımadığım birçok kişi bana ulaşıp “Nasıl başardınız, biz reddedilmiştik, avukatınız kim?” diye sordu. Bunları duyunca da iyi bir gelişme olduğunu düşündüm. En azından mağduriyetim AYM nezdinde kabul gördü.

Nasıl bir karar çıksa zafer addederdiniz?

Diğer davalar zaten devam ediyor, Danıştay aşaması var. Bilirkişilerin hakkımda verdiği yüzde 10’luk kusuru hiç beklemiyordum, bu asla adil değil. Benim ne kusurum olabilir acaba? Yüzde yüz böyledir, bu inşaatta böyle bir malzeme kullanılmıştır, denetim yapılmamıştır vs denilmesini isterdim. O müteahhitler kendilerini vicdanen sorguluyor mu yoksa başka inşaatlar yapmaya devam mı ediyor bilmiyorum. Bunları görmek ve bilmek isterdim. Bir tek bizim bina değil, binlerce bina yıkıldı ve yeni bir depremin beklendiğini biliyoruz. Benimki gibi kararlar emsal olsun ki, müteahhitler de yerel yönetimler de üzerine düşeni yapsın, insanlar da daha bilinçli olsun.

Deprem mağduru olarak bu süreçte yeterince destek gördünüz mü?

O dönem depremzedeler olarak tüm tedavilerimiz ücretsiz gerçekleşti, o anlamda bir şey diyemem. Fakat yıkılan evlerimize karşılık o dönem inşa edilen Deprem Konutları’ndan 18 yıl geri ödemeli borçlandırılarak ev sahibi oldurulduk. Yani hibe edilmesi düşünülen bu konutlar depremzedelere satıldı. Dairelerin yerini, katını seçme hakkımız da yoktu, kurayla dağıtıldı. Bu evlerin Deprem Yönetmeliği’ne uygun yapıldığı söyleniyor ancak engellilere uygun yapılmadığı aşikar. Örneğin bana verilen dairenin olduğu apartmanın girişinde 6 basamak var, sonra asansöre ulaşılıyor. Bu büyük bir mağduriyet bana göre.

Ne yapılmalıydı sizce?

Sonuçta her şeye rağmen hayatınıza devam etmek istiyorsunuz. Üniversiteye gitmek istiyorsunuz örneğin. O zamanlar gidebileceğim devlet üniversitelerinde ne asansör, ne rampa, ne engelli tuvaleti vardı. Benzin istasyonu arıyordum tuvalete girebilmek için. Hâlâ müthiş bir düzelme yok ama gelişme var tabii. Türkiye’de engelli olarak sosyal yaşamda var olmanız gerçekten çok zor. Engelliler evden çıkmak istemiyor deniyor ya, istemiyor değil, zorlanıyorlar; çıksalar yarım saat sonra eve dönmek zorundalar. Sadece AVM’ye gidebilirsiniz, orada da yapabilecekleriniz sınırlı.

En büyük destek fiziksel erişiminizin kolaylaştırılması mı olurdu?

Evet. Biz ne yapacağız da düzelecek bu? Bunun görülmesi lazım. Bu konuyu normalleştiremedik. Bizim karşımızdaki en büyük engel bu. Gördüğünüz gibi çalıştığım yerde engelli değilim. Çünkü burada buna uygun bir anlayış hakim.

“20 yılda ne değişti?”

Bu yıl 17 Ağustos’un 20. yılı. Bu yıldönümleri size ne düşündürüyor?

Zaman öyle çabuk geçiyor ki. Unutmadık, unutmayacağız diyorduk, her şey unutuluyor gibime geliyor. Sadece bunu yaşayanlar unutmuyor. Bu 20 yılda ne değişti? Çok az şey. En azından yeni yapılan evlerden emin olabilmeyi isterdim. Ama biz hâlâ evler sağlam mı diye kuşku duyuyoruz. 

“Benimki gibi kararlar emsal olsun”

Kınay’ın enkaz altından çıkarılırken çekilen fotoğrafı Milliyet’in 20 Ağustos 1999 tarihli sayısında yayımlanmıştı. Fotoğrafı çeken muhabir Hasan Türkan ise 2007’de bir trafik kazasında hayatını kaybetti.

“Tek değilim”

17 Ağustos hepimize büyük acılar getirdi. Siz hayatta kalanlardan biri ve depremin sembolü olarak trajediye teslim olmamanın mümkün olduğunu gösterdiniz. Sizce bunu başarmanızda neler etkili oldu?

Galiba en önemlisi yaşamayı gerçekten sevmek, belki bu yüzden bu kadar çaba gösterdim. İkincisi de hep şöyle düşündüm, evet depremin sembolü ilan edildim ama benim gibi binlerce mağdur insan var... Tek değilim diye düşündüm. Yaşadığım şeyi de çok trajik görmedim bu yüzden. Evet üzüldüm tabii ki, insan eski sağlığına özlem duyuyor fakat hayatı olağan akışına bırakıp bundan sonra ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Gezmeyi, yeni insanlar tanımayı, iletişim kurmayı çok seviyorum. Bütün bunlar beni hayatta tuttu sanıyorum.

 

 

20 Eylül 2019 Magazin Haberleri.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber