“Final sahnesinde monitör başında ağladım”

Genç yönetmen Ulaş Bahadır, Sivas’ta 22 yıl önce gerçekleşen Madımak Oteli katliamını beyazperdeye taşıyor. Bahadır, katliamın tek yabancı kurbanı Carina Cuanna’nın hikayesinden yola çıkıp çektiği “Madımak- Carina’nın Günlüğü”nün setinde hem kendisinin hem oyuncuların duygusal anlar yaşadığını söylüyor...

“Final sahnesinde monitör başında ağladım”

Madımak Oteli katliamının üstünden tam 22 yıl geçti. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yaşananlar ilk kez beyazperdeye taşınacak,
29 yaşındaki genç yönetmen Ulaş Bahadır imzasıyla. “Madımak-Carina’nın Günlüğü” 25 Eylül’de vizyona girmek için geri sayıyor. Bahadır katliamı, Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden tek yabancı Carina Cuanna’nın günlüğünden yola çıkarak anlatıyor. Filmi çekme sebebini ise “Amacım insanları öfkelendirmek değil. Empati kurmalarını sağlamak” diye açıklıyor.

- Filmin senaryosunu Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren tek yabancı olan Hollandalı Carina Cuanna’nın gözünden yazmaya nasıl karar verdiniz?

Ailem Ankara’da yaşıyor. 10 yıl önce ben daha İstanbul’a gelmeden Ankara, Tuzluçayır Cemevi’nden bana Carina’nın günlüğü hediye edilmişti. Okuduğum zaman da yazılanlar çok enteresan geldi. İstanbul’a, sinema akademisinde okumaya geldim. Okulu bitirdikten hemen sonra tekrar günlüğü elime aldım. Madımak’ın filmi yapılacaksa bu gözden bakmak daha doğru diye bir düşünce sardı beni. Carina oradaki tek yabancı olarak olayları çok güzel anlatmış. Kendisi de çok zeki bir kız. Bütün bunları gördükten sonra olaya sadece Madımak üzerinden bakmak istemedim. İşin sosyolojik boyutunu, vicdani tarafını göstermek istedim.

-Carina bahsettiğimiz yıllarda genç bir kız aslında. O yıllarda Türkiye’ye tek başına kalkıp gelmek cesaret gerektirir.

Tabii, 22 yaşında o zaman Carina. Onun günlüğünü okurken satır aralarında hümanist ve özgürlükçü yapısını keşfedebiliyorsunuz. Zaten Türk kadınlarıyla ilgili bir araştırma için 5 aylığına Türkiye’ye geliyor. Bu başlı başına bir cesaret.

“Carina’nın ailesini
ikna etmek zor oldu”

-Sonrasında Sivas’a gitmesi aslında bir tesadüf, öyle değil mi?

Türkiye’ye böyle bir araştırma yapmak için başvuru yaptığında yabancılar şubesinde Rahmi Sivri’yle tanışıyor. Ona projesini anlatıyor ve Sivri de ona yardımcı olmak için elinden geleni yapıyor. “Kalacak yerin var mı?” diye bir sohbet başlayınca da Carina, 10 gün boyunca Sivri ailesinin misafiri oluyor. Sivri çifti 73 yılında işçi olarak Hollanda’ya gidip 92 yılına kadar Hollanda’da yaşamış. Onların çat pat Hollandacası ve Carina’nın az Türkçesiyle iletişim kurabilmişler. Carina 10 gün orada kaldıktan sonra ailenin kızlarıyla Sivas’a, Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne gidiyor ve hikayesi burada başlıyor.

“İnsanların empati kurmasını istiyorum”

-Carina’nın ailesine nasıl ulaştınız, onları nasıl ikna ettiniz? Zor olmuştur.

Evet, biraz zor oldu açıkçası. Aile olaylardan birkaç yıl sonra tamamen kapılarını kapatmış. Madımak’la ilgili protestolara bile katılmıyor. Ben Rahmi Sivri vasıtasıyla bağlantı kurdum, e-posta gönderdim. Bir süre cevap vermediler, anlıyorum ben onları. Hollanda’dan, Türkiye’den bugüne kadar çok talep olmuş. Birçok kere şansımı denedim ama aile hep “hayır” dedi. En son Rahmi Sivri’ye “Neden bir başkası değil de Carina?” diye sormuşlar. Ben de oturdum içimden geldiği şekilde, hislerimle, duygusal anlamda ne hissediyorsam bir mektup yazdım. Carina’nın annesi mektubumu Carina’nın en yakın arkadaşı Maryze’yle birlikte okumuş. Maryze okuduğunda çok duygulanmış ve “Ben inandım, bence artık yardımcı olalım” demiş.

-Ne kadar sürede bu proje hayat buldu? Çekimleri nerede gerçekleştirdiniz?

Beş hafta İstanbul’da, bir hafta Amsterdam’da çekim yaptık. Madımak çekimleri için plato kurduk. Bir binanın dış cephesini Madımak Oteli’nin aynı görünümüne kavuşturduk. Bir de bunun masa süreci ve öncesindeki hazırlık süreci var. Üç yıldır bu iş için uğraşıyoruz.

-Siz aslında üç yıldır Carina’yla yaşıyorsunuz. Neler hissettniz, zaman zaman öfkelendiğiniz ya da duygusallaştığınız oldu mu?

Bu durum olaya nereden baktığınızla alakalı. Ben insanlar öfkelensin, kılıç kuşansın ya da hesap sorsun diye yapmadım bu filmi. İnsanlar vicdanlarını sorgulasın, anlasın, empati kurabilsin istiyorum. Senaryoyu da bu şekilde kaleme aldım ve çok dikkat ettik. Evet ortada bir katliam var ama buna sosyolojik boyutundan bakarsak biz birbirimizle barışabiliriz.

“21 yılda 21 defa filmi çekilmek istenmiş”

-Yine de filmi çekerken duygusal anlar yaşamamaya çalışmak kolay olmamıştır...

Tabii ki kolay olmadı. Final sahnelerinden birini çekerken şöyle bir şey yaşadık. Hasret Gültekin ve Arif Sağ sahnesiydi, ben monitör başında ağlamaya başladım. Ben tamam kestik dediğimde Arif Sağ’ı oynayan Aytekin Atabay oturduğu yerden fırladı, gelip bana sarıldı.
“Şu an bu projede olmaktan çok mutlu ve huzurluyum” dedi. Füsun Demirel, Altan Erkekli, Mustafa Alabora, Rıza Akın, Erdal Tosun gibi oyuncular var filmde; onların birçoğunun dostuydu o insanlar. Hem değer katan hem vicdanımızı tekrar tekrar sızlatan bir durumdu. Biz sette çok hüzünlü anlar yaşadık, ağladık.

-Katliamda yakınlarını kaybeden aileler bu projeye nasıl baktı?

Temelde benim yaşadığım iki sıkıntı vardı. Birincisi genç yönetmen olmam. İkincisi Mazlum Çimen’in tabiriyle bu konunun 21 yılda 21 defa çekilmeye kalkılması ama başarılı olunamaması. İnsanlara senaryoyu gönderdiğiniz zaman inandıramıyorsunuz. Bütün aileler için bu geçerli değil tabii. Koşullarımın el verdiği kadarıyla aradığım, e-posta gönderdiğim ailelerin hepsinden dönüş alamadım ama bu önemsememek, umursamamak değil. Bu insanlar en yakınlarını kaybetmiş. Psikolojilerini anlıyorum. Ben kurmaca bir film yaptım, bu bir belgesel değil. Görüştüğüm ailelerden senaryoyu okuyup bana “şurası şöyledir, burası böyledir” diye eleştiren de olmadı. Bana göre bu filmi birinin yapması gerekiyordu, hatta birilerinin daha yapması gerekiyor. Benim sadece
90 dakikam var ve oradaki tüm olaylara ve isimlere yer vermem imkansız. Benim üzerinden yürüdüğüm hikaye Carina Cuanna; o yolda elimden geldiğince herkese yer verdim. Zaten duyuyorum, beş tane senaryo dolaşıyor şu an ortada. Çok hoşuma gidiyor bu durum. Şu kadar zamanda edindiğim tecrübeden faydalanmak isteyen olursa seve seve paylaşmaya hazırım.

“Birileri devletin sahibi, birileri üvey evlat”

-Son günlerde yeniden benzer şeyleri yaşıyoruz. İnsanlar galeyana geliyor. Ne düşünüyorsunuz?

Ben bunu başka bir dille yanıtlayayım. Şu anda yaşadıklarımız absürt bir komedi gibi aslında. Kendi birlik duygusu gelişmemiş bir toplumun gidip de “Beni Avrupa Birliği’ne neden almıyorsun?” demesi bu. Sen daha kendi ülkede yaşayan, 30 yıldır yan yana oturduğun insana en ufak bir kıvılcımda tahammül edemeyip kafasını kesmeye çalışıyorsun. Böyle bir ülkede yaşıyoruz ve sebebini arayacaksak bir sürü şey var. İnsanların talepleri var, özgürlük istiyorlar. Birtakım hakları var ve bunları almalılar. Ama sen bu hakkı onlara vermeme hakkına sahip görüyorsun kendini. Birisi hak ve devletin sahibi, diğeri üvey evlat. Yaşanan sıkıntı bu. Gazete okumayan, kitap okumayan bir toplumda da insanların gidip bir gazete basması çok normal bir şey. Biz bir delirme sürecinden geçiyoruz ve bu da çok normal. Yeni başlayan bir şey değil, yıllardır süre gelen bir olay bu. Bunu gören erk de bunu kullanıyor. Üstünden 22 yıl geçti ama biz hâlâ aynı yerdeyiz.

“Madımak Katliamı’nı bilmeyenler var”

- Madımak Katliamı’nı bunca yıldan sonra beyazperdeye ilk siz yansıtacaksınız. Genç bir yönetmen olarak bu kadar büyük bir sorumluluğun altına girmekten çekinmediniz mi?

Hiç çekinmedim. Tabii ki bu filmi yere göğe sığdıramayan da yerin dibine sokan da olacaktır. İkisine de biz açığız, başımızın üstünde yeri var. Ancak şöyle de bir gerçek var; bu ülkede “Hatırla Sevgili” diye bir dizi çekildi, sanki Deniz Gezmiş’ler bu ülkede hiç yaşamamışçasına o yıl 6 Mayıs’ta onların mezarlarına akın edildi. Bunlardan bir tanesi de benim. Her yıl gidiyordum, o yıl da gittim ama insanlar bu defa başka bir duyguyla geldiler. Ya da bilmeyen gençler öğrendi. En güzel kısmı o oldu. Bizim filmimiz için de önemli olan bu. Mutlaka hatalarım olmuştur, olacaktır. Bunun yapılması gerekiyordu artık, sorgulanması ve neden sorusunun sorulması lazımdı. Madımak Katliamı’nı bilmeyen insanlar var. Bir kişiye ulaşmak, bir kişiye daha hatırlatmak istiyoruz.

CARINA’NIN Günlüğünden son yazdıkları

“Dışarıda devasa ve kökten dinci grup (aşırı sağcı) bağırıp naralar atıyor. Bu binada solcu düşünür ve yazar Aziz Nesin’i saklıyorlarmış. Kendisi ‘Şeytan Ayetleri’ni’ yayınlamak düşüncesindeymiş. Bunların hepsi nahoş şeyler. Kendimi çok zor ve sıkıntılı bir durumda hissediyorum, zira biraz sonra burada neler olacak, tahmin bile edemiyorum. Bir sürü sloganlar atılıyor. Bununla birlikte bir sürü de polis var. Fakat ben bütün bunlardan ne anlarım? Dışarıdan yüksek tonda bağırmalar geliyor ama ne olduğunu anlamıyorum. Bununla ilgili daha sonra yazacağım.”

Norm Ender başlattı, ünlü isimlerden destek yağdı‘Mekanın Sahibi’ şarkısıyla dikkat çeken rapçi Norm Ender, son günlerde artan orman yangınları üzerine bir kampanya başlattı

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber