"Hamas'ın ziyaretinde iki saatte 163 telefon konuşması yaptım"

"Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasını getiriyoruz ekrana" anonsundan hemen sonra televizyonda beliren yüz, Namık Tan'ın yüzüdür, hatırlarsınız. Hep çok iyi giyinir, hep sakin ve yumuşak konuşur. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan bütün basın mensuplarını tanır. Her telefona cevap verir. Krizlere anında müdahale eder... Şimdi Ankara'daki son günlerini geçiriyor. 1 Ocak tarihi itibarıyla Türkiye'nin İsrail büyükelçisi oldu. Ona veda ziyaretine gittim. Bir öğleden sonra boyunca konuştuk. Daha doğrusu o konuştu, ben dinledim

axpaz021.jpg Namık Tan Antakya'da ilkokula başlayıp Ankara'da bitirdi. Sonra da Ankara'dan hiç ayrılmadı. Galatasaray Lisesi'ni kazanmış olsa da, evden kopmamak için gitmedi. TED Ankara Koleji'nden mezun oldu. İlk defa sınavla üniversiteye girilen yıl, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi. 1978'de mezun olduğunda aklında tek bir meslek vardı: Hariciyecilik. Kaymakamlık, valilik yapan bir idarecinin iki çocuğundan biri olarak Mardin'de doğdu. Yıl 1956. Her ne kadar dede Tan, "Enis" adında ısrar etse de; baba Tan, Namık Kemal'e duyduğu hayranlıkla oğlunun adını koydu: Namık. O yıl Dışişleri Bakanlığı sınav açmadı. Bir sene Ticaret Bakanlığı'nda çalıştı. Askere gitti. Yine o yıl ilk kez uygulanmaya başlayan, üniversite mezunlarına "4 aylık kısa dönem" uygulaması, "meslek grubu" nedeniyle Namık Tan'a yaramadı. Genelkurmay'da "uzun dönem" asteğmendi...Askerliği sırasında, Dışişleri'nin sınav açtığını duydu. Başvurdu ve kazandı. 1982'nin temmuz ayında, Namık Tan artık bir Dışişleri çalışanıydı."İlk görev yerim Denizcilik ve Havacılık Dairesi'ydi. O dönemde de Türkiye'nin gündeminde çok önemli sorunlar var: Hava geçiş koridorları, Kıbrıs'ın deniz ve hava sahaları, Ege... Hepsi bir aradaydı! Montrö Sözleşmesi'nin Türkiye'de uygulanmasını bizim birim gözetiyordu. Boğazlar'dan geçiş ücretlerine zam yapıldı, bütün kordiplomatik ayağa kalktı. Hayatımda bir o dönemde bu kadar yoğun çalıştım, bir de son üç sene..." Daire başkanına çıkıp "İstifa edeceğim" dedi. Yeni evlenmiş, ilk çocuğu doğmak üzere. Amirleri, geçici bir görevle Brüksel'e, NATO Daimi Temsilciliği'ne yolladılar. Namık Tan her ne kadar Brüksel'de de yoğun çalışmış olsa, hem iyi ilişkiler kurdu hem de Ankara'ya şevkle döndü.İlk tayin zamanı geldi. Amiri Rıza beyin odasına çağrıldı. Müjdeli haber geldi: "Sana çok iyi bir yer bulduk, New York Daimi Temsilciliği!" İlk görev yeri "Ben 'istemem' deyince, odada bulunan Mehmet Ali İrtemçelik sandalyeden düşüyordu. Benim bir çocuğum var; New York'ta sefil olmayı düşünmüyorum... Duydum, Moskova açılıyormuş. 'Beni Moskova'ya tavsiye edin efendim' dedim. O zamanlar da Sovyetler Birliği dönemi, biz de bütün klasikleri falan okumuşuz. Benim gözümde Moskova çok büyüleyici, hem de profesyonel açıdan çok önemli." 28 Eylül 1984'te Aeroflot'la Moskova'ya uçtular. Toplamı 77 metrekare olan, iki dairenin birleşimi bir evde yaşamaya başladılar. 2,5 yaşındaki kızı, bir ay içinde Rusça iletişim kurar oldu. Küçük evlerini sular bastı, eşya almak için rüşvet verdi, hayatında ilk kez duvar kağıdı yaptı. Namık Tan, Rusya'da imkansızlıklarla savaştı. "Bir gün lokantaya gittik, kapıda 150 metre kuyruk var. Bir baktım lokantanın yarısından çoğu boş. Kimseyi almıyorlar. Kızım 'Baba 5 ruble verirsek girebilirmişiz' dedi. Sonradan anladım ki aslında yaptıkları çok doğru. Herkes devlet memuru bir kere; bütün lokanta dolu da boş da olsa, aynı parayı kazanacaklar. Dolayısıyla kendilerine bir sistem yaratmışlar." İmkansızlıklarla savaştı Glasnost'un tohumlarının atılmasına şahit olduğu üç yıllık Moskova macerasından sonra, hemen ikinci görev yeri olan Abu Dabi'ye atandı. İki yılı da "fantasy island" denen hoş ve sıcak memlekette geçti. Türkiye'yle dost olan Şeyh Zayed'in Özal'la arası iyi; elçilik küçük ama sevimli...Yurda dönmesine yakın, Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü Ali Tuygan'dan bir telefon aldı. Ankara'daki görev yeri belli olmuştu: Cumhurbaşkanlığı.İki yıl Özal'la çalıştı. Renkli, hareketli günlerdi. İlk Körfez Harekatı'nda Özal'la birlikteydi. Hep söylediği gibi, Özal'dan çok şey öğrendi.Bir sonraki tayin yeri ABD oldu. Hayatında ilk kez gittiği Amerika'dan, Washington'dan çok şey öğrendi. "Washington bence büyük düşüncenin okulu. Anlatamayacağım kadar çok şey öğrendim orada. Büyükelçi Nüzhet beyle de çok iyi anlaştık. Ailece çok mutlu olduk."1995'te tekrar Ankara'ya, bu kez bakanlıktaki Amerika Dairesi'ne şube müdürü olarak döndü. İsmet Sezgin'in ricasıyla Meclis'te kalem müdürü oldu. ABD'de Bakü-Ceyhan Boru Hattı projelerinde beraber çalıştığı Emre Gönensay'ın bakanlığı sırasında da, "Bakanlık özel kalemi" olarak Dışişleri'ne geri geldi.. İki yıl Özal'la çalıştı "Aynı şeyi 20 kişiye anlatmak zorundasın" Sedat Ergin, Hasan Cemal, Ertuğrul Özkök, Mehmet Ali Birand ve daha birçok gazeteci dostum var. Hepsiyle de bir hukukum vardı ama bu göreve gelince daha yakınlaştım. En küçüğünden en büyüğüne kadar bütün basın mensuplarına açık, ulaşılabilir davrandım. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Mark Grosman "Asla telefonlara çıkmazlık etme, hiç affetmezler" demişti. O dakikadan beri kimsenin telefonunu geri çevirmedim. 24 saat telefonumu açık tuttum. Siz hep gazeteciler tarafından ulaşılır oldunuz. Özel hayatınız hiç kalmadı herhalde. Aile olarak bir araya zaten çok nadir gelebiliyoruz, o nadir anlarda dahi gazeteci arkadaşlar ararlar. O zamanlar bile cevap verdim. Ama bütün kalbimle söylemek isterim ki, eğer eşimin desteği olmasaydı, bunları yapamazdım. Sinemaya gidemedim, ailemle vakit geçiremedim, çok seyahat ettim. Aile üyeleri sizin bu durumunuzdan memnun mu? İnanmazsın, Hamas hadisesi olduğu zaman iki saat içinde 163 tane telefon konuşması yapmışım! Istırabı bilmezsin... Aynı şeyi 20 kişiye anlatıyorsun. Kimseyi kırmamak da lazım... Murat Yetkin geçenlerde "Sana şapka çıkartıyorum, bu tahammül edilir gibi bir şey değil" dedi... Telefonla çok fazla konuşunca insanın kulağı ağrıyor, değil mi? Ben ayrıca serseme dönüyorum... "Bütün kıyafetlerimi eşim seçer" Yüzlerce basın açıklaması yaptım, hepsi için kıyafetlerimi eşim seçti. Kendi kendime aldığım hiçbir şeyi giyemedim. Kravatınız ne kadar şık... Evet, senin tabirinle "sahneleri" özleyeceğim... Ama her meslekte bir dönüm noktası var, şimdi bir dönüm noktasındayım. Hem çok gururlu hem çok heyecanlıyım. Sahneleri özleyeceksiniz... Büyükelçi olmak çok büyük bir şeref. Üstelik Tel Aviv çok önemli bir görev yeri. Gerçi bu kadar hareketli bir hayattan sonra gideceğiz İsrail'e, bir bakacağız telefonlar çalmıyor, zamanla yarışmak yok, haberler yetişmek için beklemiyor, olaylar durmadan gelişmiyor... "Çalışmıyorum" diye düşüneceğim. İlk kez büyükelçi oldunuz, değil mi? Evet, şimdi başka bir zaman. Şimdi başka bir zaman demek ki... "Abdullah Gül çok destekleyici" Ben bilmiyorum. Yerinize kimin geleceği belli mi? Çok iyi çalıştık, çok destekleyiciydi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le iyi anlaştınız mı? Asla siyasi bir konunun içinde olmadık. Ben profesyonelim. Benim davam, Türkiye'nin kendini iyi tanıtması.Gül'ün çok sıcak bir kişiliği var. Ayrıca bu bakanlığa çok şey kattı. Yine de siyasi görüş ayrılığı hissetmediniz mi? Türkiye gibi ülkelerde politikalar değişir; unutulmayacak olanlar, somut olarak verilenlerdir. Biz uzun bir süre beş ayrı binada görev yaptık. Şimdi bu bakanlığı bize kazandıran Abdullah Gül'dür. Neler? "3 Ekim açıklamasını asla unutamam" 3 Ekim müzakerelerinin başlama kararı alındığı sırada "Gerekli güvenceleri almazsak uçağımız Ankara'dan kalkmayacaktır" açıklaması. En unutamadığınız açıklama hangisi? Bir gazeteci arkadaş, "Bizde devlet bilgileri var, İsrail Türkiye'de kimyasal silah üretiyormuş" dedi. Herkes çok güldü. "Madem sizde belgeler var, o halde onlara bakın" dedim... En çok güldüğünüz? AB yolunda kaydettiğimiz aşamaları, reformları sıralarken hep çok mutlu oldum, çok büyük gurur duydum. En çok gurur duyduğunuz olay neydi? Belki "utanmak" değil ama kişisel görüş olarak benimle çelişen, katılmadığım açıklamalarım oldu. Ama ben kurumsal olarak konuşuyorum, dolayısıyla fikirlerim ve duygularım bir kenarda kalmalı. Peki sizi en çok utandıran açıklama? Üç bakana özel kalem müdürlüğü yaptı Namık Tan: Emre Gönensay, Tansu Çiller ve İsmail Cem."Tansu hanım zamanında 28 Şubat yaşandı. Çok zor bir dönemdi. Çok anılarım var ama anlatamam, sonuçta kendisi şu anda hayatta. Haydi bir tane, peki, azıcık anlatayım bari... Akın İstanbullu'ya 'Tansu hanım neden hoşlanır?' diye sordum; kuşburnu, karpuz, birtakım sevdiği şeyleri öğrendim. İlk geldiği gün her şeyi hazırlattım. 'Ne istersiniz efendim?' dedim, 'espresso' dedi!"Tekrar tayin zamanı geldiğinde, Zürih başkonsolosu olacağını öğrendi. O zamanki bakan İsmail Cem, karardan mutsuz olduğunu dile getirdi. Namık Tan'ı odasına çağırdı, "Bu karar bence hata" dedi. Gidişine birkaç gün kala karar değişti, Namık Tan dört yıl görev yapmak üzere bir kez daha Washington'a gidiyordu. Hem de müsteşar olarak...Kendi deyimiyle "iyi oldu". Kızı ve oğlu orada okudu, "Amerika" konusunda uzmanlaştı. 2001 yılında yurda döndüğünde, bu kez "Amerikalar Daire Başkanı" idi.2004 yılının ocak ayında ise, Namık Tan'ı tüm medyaya ve haber seyreden tüm Türk vatandaşlarına tanıtan görevi başladı: Dışişleri Bakanlığı sözcüsü. Üç bakanın özel kalem müdürü

21 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber