“Her üç kadından biri şiddet mağduru”

Ipsos Küresel İlişkiler CEO’su Najat Vallaud-Belkacem: “Kadına yönelik ayrımcılık sadece bir kültüre, bir dine, bir bölgeye ait bir problem değil. Dünya genelinde üç kadından biri şiddet mağduru”

“Her üç kadından biri şiddet mağduru”

Bu hafta özel bir isimle bir araya geldim. Fransa’nın Kadın Haklarından Sorumlu eski Bakanı Najat Vallaud-Belkacem. Kendisi Fas asıllı; siyasi geçmişi sadece bu bakanlıkla sınırlı değil 3 yıl boyunca ülkenin Milli Eğitim Bakanlığı’nı da yapmış. Şimdi ise araştırma ve danışmanlık şirketi Ipsos’un Küresel İlişkiler CEO’luğunu yürütüyor. Kadınların dünyadaki istihdam oranını, kadına şiddeti ve sorunların nasıl aşılacağını konuşmak için bir araya geldik. Sohbet ederken bir ara Türkiye’den bahsediyor zannettim baktım ki Fransa’yı anlatıyor. İnanması zor ama aile içi şiddet olaylarının artması erkeklerin eşlerini, sevgililerini canice öldürmesi ülkemize mahsus değil tüm dünyanın ve özellikle Avrupa’nın gündeminde. Yapmamız gerekenler var. Öncelikle kadınların iş hayatında ben de varım demesi gerekiyor. Genç kızların çalışma hayatına teşvik edilmesi. Erkek çocuklarının anneleri tarafından doğru yetiştirilmesi, kadına değer vermeleri gerektiğinin anlatılması. En önemlisi de “Kadın kadının kurdu” deyiminin çöpe atılması. Kadınların birbirine destek olması. İşimiz sanki biraz zor ama imkansız değil. Daha güzel yarınlara... İyi pazarlar...

Genelde kadınlarla ilgili sorunlara ülkelerimiz üzerinden bakıyoruz ama kadının yeri tüm dünyada tartışılan bir sorun değil mi?

Kadınlar dünyanın her yerinde sorun yaşıyorlar. İstihdam alanına baktığımız zaman kadınların yeri dünyada yüzde 50’den daha az. Şiddete baktığınızda da dünya genelinde her üç kadından biri şiddet mağduru. Bu veriler de bize şunu gösteriyor ki kadına yönelik ayrımcılık, eşitsizlik sadece bir kültüre, bir dine, bir ülkeye, bir bölgeye ait bir    problem değil.

Küresel anlamda soruyorum yine kadınlar için ne yapılmalı?

Her ülkede aynı söylemin kullanılması gerektiğini düşünüyorum. Çözümlerden en birincisi kızların eğitimi. Sadece ilköğretim düzeyinde değil, yükseköğretim açısından da. Her şeyin daha iyiye gitmesi kamu otoritesinin yani devletlerin bu konuyu ciddiye alması ve bu durumun iyileşmesi için somut adımlar atmasıyla mümkün olabilir. Mesela Japonya’ya bakarsak Japonya başbakanı Şinzo Abe kadınların istihdamdaki yerini bir öncelik olarak belirledi.

Ben bu sene G20’ye gittim Japonya’ya. Kadınlar geleneksel kültürleri açısından ikinci planda tutuluyor, erkekle aynı işi yapan bir kadın diyelim bir lira alıyorsa, erkek mutlaka iki katını alıyor. Çok ciddi oranda bir fark var. Bununla ilgili bir çalışmanız var mı?

Şinzo Abe’den bahsettim çünkü gerçekten de Japon toplumu kadın istihdamı ve kadınların konumu açısından çok korkunç. Ama sadece Japonya’da değil, başka ülkelerde de kadınların aslında istihdamdaki durumu çok da iç açıcı değil. Mesela Fransa’da erkeklerin istihdamdaki oranı yüzde 80, kadınlarınsa yüzde 60 sadece. Yine aynı işler ve benzer pozisyonlar için çok daha düşük ücretlerle çalıştırılıyor kadınlar. Kadının kariyeri çok daha fazla sekteye uğruyor. Çocuk doğuruyor ve işten uzaklaşabiliyor. Türkiye’de de kadın istihdamı az, yüzde 30 civarında bildiğim kadarıyla.

İş dünyasında, siyasette kadının katılımının daha fazla olduğu ülkeler neyi farklı yapıyorlar?

Kadın istihdamı açısından örnek sayılabilecek ülkeler Kuzey Avrupa ülkeleri. Danimarka, İsveç, Norveç gibi ülkeler. On yıllardır bu ülkelerdeki durumu takip ediyoruz. Ve baktığımızda bu eşitlik durumu ülkelere büyüme oranı açısından her yıl yüzde 0,4 puan kazandırıyor. Bu büyümeyi 10 yıllarla çarptığınızda artık hayal edebilirsiniz ne kadar büyük bir büyüme söz konusu. Başka bir şekilde ifade edersek aynı veriyi; bazı ülkeler kadınları iş gücü piyasasına katmayarak yılda 0,4 büyüme kaydediyorlar.

“Her üç kadından biri şiddet mağduru”

Çocuk yapmak da kadınların işe ara vermesine neden oluyor.

Çocukların bakımı konusunda kamu otoritesinin daha etkili bir rol oynaması lazım ki; kadınlar bu yükten sıyrılıp, çalışabilsinler. Kreşler, anaokulları açılabilir. Sizin de yapabileceğiniz şeyler olduğunu düşünüyorum kişisel olarak ve kamusal alanda görünürlüğü olan bir kadın olarak örnek teşkil edebilirsiniz genç kızlar için.

Aile şirketinden gelmedikçe kadın yönetici sayısı çok az. Ve kadın yönetici olabilenler de cinsiyet ayrımcılığına ve mobinge maruz kalıyorlar bir şekilde. Siz ne gibi zorluklar yaşadınız?

Bu dünyanın her yerinde görebileceğiniz bir sorun. Fransa da bunları aşmış değil. Kadınların üst düzey sorumluluk gerektiren pozisyonlara erişmeleri ve bu pozisyonlara eriştiklerinde de meşru kabul edilmeleri çok mümkün olmuyor.

“Kadınlar kendilerine sansür uyguluyor”

Kadınlar zaman zaman “Ben yapabilir miyim?” diye tereddüt ediyor. Bu zihniyetten nasıl sıyrılabiliriz?

Fransa’da iki yıl boyunca kadın hakları bakanlığı, üç yıl boyunca da eğitim bakanlığı yaptım. Gördüm ki; kadınlar kendilerine erkeklerden daha fazla sansür uygulayabiliyorlar. Eğitim bakanlığı görevini devraldığımda Fransa’da 30 rektörün sadece 6’sı kadındı. Ekibime “30 rektörün kadın erkek dağılımının eşit olmasını istiyorum” dedim. Rektörler emekliye ayrılınca ekibimin bana önerdiği kadın rektör adaylarını tek tek aradım, bu pozisyonu almak isterler mi diye? Kadınların neredeyse hemen hemen hepsi “Acaba yapabilir miyim? Acaba yeterli miyim?” diyorlardı. Erkeklere bu işi teklif ettiğimde ise dakikasında, daha ben sorumu bitirmeden kabul ediyorlardı. Sonuç olarak benim bu kadınları göreve atayabilmek için onları ikna etmem ve birkaç kere aramam gerekti. Görev süremin sonunda bu 30 rektörün 15’inin kadın 15’inin erkek olmasını sağladım. Bence yapılması gereken şey; işe alma pozisyonunda olan herkesin işe alma süreci söz konusu olduğunda mümkün mertebe kadınları işe almaya çalışmaları.

Türkiye’de mobing zaman zaman kadınlara kadınlar tarafından uygulanıyor. Bu ülkede “Kadın kadının kurdudur” diye bir deyim var. Fransa’da durum nedir?

Fransa’da “Merdiven Düşürme Sendromu” diyoruz biz buna. Bir kadın bir merdivenden çıkıyor ve o merdiveni itip atıyor ki başka kadınlar çıkamasın.

“#Metoo hareketi tacize algıyı çok da değiştirmedi”

Ipsos olarak neler yapıyorsunuz?

45 yıl önce Fransızların kurduğu bir şirket ama şu anda tamamen küresel düzeyde faaliyet gösteriyor. 90 ülkede mevcudiyeti ve 18 bin çalışanı var. Yaptığı şey anlamak; bireyleri, toplumları, pazarları, ülkeleri dünyayı anlamak. Mesela Birleşmiş Milletler Kadın Örgütü için şiddet vakaları, şiddete toplumların neden fazla tepki vermedikleri üzerine çalışmalar yapıyoruz. Onlar da kendi çalışmalarını bizim verilerimiz üzerine inşa ediyorlar.

Yaptığınız araştırmalarda sizi şaşırtan sonuçlar da oluyor mu?

Yaptığımız anketlerde #metoo hareketinin aslında çok da bir şey değiştirmediğini fark ettik. “Cinsel şiddet vakaları acaba yanlış anlaşılmalardan mı ortaya çıkmıştır?” gibi bir sorumuz vardı. Bu sorunun cevabının olumsuz yönde arttığını gördük. İnsanlarda “Evet ama kadınların da ne istedikleri pek belli olmuyor”, “Onun kıyafeti de biraz fazla açıktı, istiyormuş gibi yapmıştı” algısı hâlâ çok yerleşik.

“Evdeki şiddet sokaktakinden daha az önemli”

Ülkemizde de birçok Avrupa ülkesinde de kadınlar en çok aile içi şiddete kurban gidiyor. Bunu önlemenin bir yolu var mı sizce?

Ben bu konuda çok çalıştım. Kadına yönelik şiddetle ilgili bir kanunun kabul edilmesini sağladım. Bu prensip; şiddet uygulayan eşin evden uzaklaştırılması. Şimdi açıkça Fransız kanunları diyor ki; eğer şiddet söz konusuysa şiddet uygulayan erkek evi terk edecek, kadın evde yaşayacak. Bu yasalarda var. Yine başka bir mekanizma kurulmasını sağladım: Acil cep telefonu. Doğrudan karakola bağlı bir telefon. Şiddet göreceğini düşündüğü anda telefonun düğmesine basıyor kadın ve polisler kapısına geliyor.

Uygulamaya geçmesi çok zor ama. Verilere göre Fransa’da da şikayet etmek bazen hiçbir işe yaramıyor.

Fransa’da bu yıl itibariyle 104 kadın eşinin, sevgilisinin darbı sonucu hayatını kaybetti. Eğer telefon mekanizması olmasaydı 120 olurdu bu rakam. Bu söylediklerim şiddeti geriletmek için yapılacak bazı küçük şeyler. Ama bence buradaki temel sorunlardan birisi bu şiddet vakalarının yeterince ciddiye alınmaması toplum tarafından. Söz konusu olan aynı darp olayı evin içinde kocası tarafından kadına uygulanan bir şiddet vakasıysa sokakta bir erkeğin başka bir erkeği dövmesinden daha az önemli addediliyor. Bu tür bir şiddete daha az kötü diye bakıyoruz. Her polis böyle değil ama bazıları “Evinize dönün” diyerek gönderebiliyor kadınları. Onun da ötesinde “Tamam, not aldık bu durumu” diyorlar. Ama not almak hiçbir işe yaramıyor. Yargıya baktığınızda verilen cezaların yetersiz olduğu ve erkeklerin neredeyse hiç ceza almadan sıyrılabildiği görülüyor.

Fransa’da da kadınlar nerdeyse Türkiye’deki kadar şiddete ve ciddiye alınmamaya maruz kalıyor. Yani kadınların derdi her yerde aynı.

Şöyle bir veri var elimde; Amerika’da okul tarayan ya da kilise, sinagog gibi yerlere saldırılar yapan kişilerin siciline baktığımızda bu kişilerin öncesinde de karısına, sevgilisine şiddet uygulamış erkekler olduğunu görüyoruz. Şiddet uygulayanlar hep erkek ama evin içindeki şiddetin sokaktakinden daha az önemli olduğunu düşünenler hem kadın hem erkek. Kadınlarda da bir zihniyet değişiminin olması gerekiyor. Buna sebep olan şey cinsiyetler arasındaki hiyerarşi. Bu hiyerarşinin ortadan kalkmasını sağlamak ancak eğitimle düzelecek bir şey.

Türkiye: Mektup çöpe atıldı, yanıtı Barış Pınarı HarekâtıCNN Türk'e konuşan Cumhurbaşkanlığı kaynakları, ABD lideri Trump'ın diplomatik nezaketten yoksun mektubunun reddedildiğini söyledi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber