“İstanbul Sözleşmesi’nden asla ödün vermemeliyiz”

Oyuncu Hülya Koçyiğit, “İstanbul Sözleşmesi, çok önemli bir kazanım. Mutlaka hayatımızda kalması, bundan asla ödün vermememiz gerekiyor” diyor

“İstanbul Sözleşmesi’nden  asla ödün vermemeliyiz”

Bu röportajı ben talep ettim, çünkü çok canım yanıyor” diye söze başlıyor Hülya Koçyiğit. Kadına yönelik bitmek bilmeyen şiddet esas derdi. Ama sadece bu da değil; çocuklara taciz, hayvanlara işkence, şiddetin her türlüsünün canını yaktığını anlatıyor. Bu tablonun değişmesi için elinden ne geleceğine kafa yoruyor. Başta kadın cinayetleri olmak üzere şiddet davalarında verilen iyi hal indirimlerine tepkili. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin çocukluktan itibaren öğretilmesi taraftarı. İstanbul Sözleşmesi’ni kadınların en önemli kazanımlarından biri sayıyor, “Asla ödün vermemeliyiz” diyor ve ekliyor: “Benim en çok itiraz edeceğim şey, kadının kazanılmış haklarından geriye gitmek olur.” Türk sinemasının unutulmaz kadın karakterlerine hayat veren Hülya Koçyiğit’le buluştuk.

’60’lı yıllardan itibaren 200’e yakın filmde rol aldınız. O dönem temsil ettiğiniz kadın rolleriyle bugünün kadınlarını düşününce nasıl bir fark görüyorsunuz?

Günümüzde kadınlar, geçmişe göre her şeyin daha farkında, yaşamıyla ilgili duyarlı, sosyal yaşamın içinde. Elbette hâlâ eşitsizlikler karşısında var olma savaşı vermek, kendini ispat etmek zorunda. Kadın hakları dediğimizde, ülkemizde yüz senelik geçmişi olan bir hak arama sürecinden bahsediyoruz. Ve büyük kazanımlar var. Talep ettiğimiz hakları kanunlar büyük oranda karşılıyor. Ancak kanunların birebir uygulanmadığını görüyoruz. Esas değişmesi gereken zihniyet. Tabii ki şiddet dün de vardı, bugün de var, belki yarın da olacak. Çocukların tacize uğraması, hayvanlara eziyet, kadına yönelik şiddet dünyada da var. Eğitimle bu iş düzelir diyoruz ama hayır, eğitim tek başına yeterli değil. Çok ağır cezalar verilmeli diyoruz, o da yetmiyor.

Sizce neye ihtiyaç var?

Toplumsal bir uyanışa. Vicdan ve adalet duygusunun dile getirilmesine. Hep beraber. Bu sadece kadınlara düşen bir görev değil. Sadece devlete düşen bir görev de değil. Bu çağda, bu ülkede yaşayan herkes şiddetin son bulması için çaba göstermeli. Sevgi, saygı, vicdan ve adil olmak çocuklarımıza öğreteceğimiz ilk şey olmalı. Anne ve babaya çok ciddi görevler düşüyor. Kız ve oğlan çocuklarına rol biçmemeliyiz. “Oğlum, aslanım, paşam” değil. Onları vicdanlı birer insan olarak yetiştirmeyi amaçlamalıyız. Ve bu, ilkokuldan itibaren öğretilmeli. Çünkü şiddet maalesef öğrenilebilen bir şey. Şiddeti görerek normalleştirebiliyor çocuklar.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin çocukluktan itibaren öğretilmesinin şiddetin azalmasına katkı sağlayacağını söylüyorsunuz?

En önemli şey. Bunu çok önemsiyorum. Aileden aldığı eğitimin ardından ilkokulda bu öğretilmeli. Sen kız çocuğusun bunları yapacaksın, susacaksın ya da kol kırılır yen içinde kalır... Onlar eskidendi. Artık kimse kan kustum kızılcık şurubu içtim demiyor. İnsanlar sesini duyurmak ve taleplerini dile getirmek istiyor haklı olarak.

Yakın zamanda MEB, toplumsal cinsiyet eşitliği hedefini yönetmelikten kaldırdı örneğin...

Olması gerekiyor. Seslenelim. Bunu tekrar talep edelim. Çok çok önemli. Sen kadınsın, sen erkeksin değil, sen her şeyden önce insansın. İnsana yakışır bir şey mi şiddet?

”Dünya değişti, kadınlar güçlendi” diyoruz ama kadına şiddet değişmiyor.

Kadın her zaman çok güçlüydü aslında. Ama biz güçlü olmak istemiyoruz, eşit olmak istiyoruz. Ben fikrim varsa, aile ya da toplum önünde bunu dile getirebilmeliyim. “Sen kadınsın, sus” diyemez kimse. Kendi eşime de dur diyebilmeliyim, o da beni dinlemeli ve bir noktada buluşabilmeliyiz. Bunu beceremiyorsak, evlilikte sorun yaşıyorsak belki ihtisaslaşmış bir hizmete ihtiyacımız var. Bu da talep edilebilir. Başaramadık, belki şiddet devreye girdi. Bu durumda iş ilerlememeli.

Bugünkü tartışmalarda aile kavramı da önemli bir yer tutuyor...

Bizim kültürümüzde aile yapısı tabii ki çok önemli. Bu kültürü korumak da çok önemli.

Önemli ama kadının statüsünün güçlenmesini aile birliğine karşı bir tür tehdit olarak yorumlayanlar da var...

Böyle bir şey olamaz. Burada dur demem gerekiyor. Benim böyle bir şeye katılmam söz konusu olamaz. Kadınlar ne kadar güçlenirse toplum o kadar güçlenir. Toplum o kadar daha iyi insan yetiştirir. Kadının statüsü ne kadar yükselirse o kadar huzurlu ve mutlu toplum oluruz. Kadın dengelidir, koruyucudur, adildir, şefkatlidir. Meclis’te daha çok kadın olmalı diyoruz, neden? Kadın haklarının müdafaasını yapan, hayata geçmesi için çalışan kadınlarımız olmalı diyoruz. Benim en çok itiraz edeceğim şey, kadının kazanılmış haklarından geriye gitmek.

Yakın zamanda İstanbul Sözleşmesi’ne karşı bir kampanya yürütüldü, geri adım atılması yönünde.

İstanbul Sözleşmesi, kadınlar adına çok önemli bir kazanım. Mutlaka hayatımızda kalması gerekiyor. Bundan asla ödün vermememiz gerekiyor. Bu şiddetin her gün bir kadının hayatına mal olduğunu düşünürsek... Hep beraber, bütün toplum olarak İstanbul Sözleşmesi’ni desteklemeliyiz. Bakın, sosyal medyanın çoğu zaman faydası var ama bilgi kirliliği yarattığı da bir gerçek. Bir anda bir algı yaratılıyor, içine bir giriyorsun meğer hiç de öyle değilmiş. Bir şeyin daha ne olduğunu anlamadan onun hakkında tavır alınıyor. Çağımızda böyle bir gerçek var.

Siz 1987’de milletvekili adayı olmak dışında siyasete atılmadınız. Siyasete ilginiz olmadığını da dile getiriyorsunuz. Ama belli toplumsal duyarlılıklarınız var. Acaba, siyasette rol alsaydım değişim yaratmak adına daha etkili olurdum diyor musunuz? Yoksa ille de siyaset çatısı şart değil mi?

İlle de siyaset çatısı olması gerekmiyor. Önemli olan bir sivil toplum hareketi yaratabilmek. Demokrasilerde aradığımız ne? Bir dava için aynı duyarlılıkta, aynı düşüncedeysek o zaman bir araya gelip onu dile getirmeliyiz ve siyasileri harekete geçirmeliyiz. Amacımız bu olmalı, ben de bunu yapmaya çalışıyorum.

Sivil toplumu daha çok önemsiyorsunuz?

Fazlasıyla. Zaten bütün kazanımların bu sayede elde edildiğine inanıyorum. Eğer kadınlar bu yıllar içinde seslerini çıkarmasalardı, siyaseti harekete geçirmeselerdi, bu kazanımlara sahip olamayacaktık. Bunun yüz yıllık bir tarihi var, öyle kolay olmadı, bir günde değişmiyor hiçbir şey. Ayrıca kadın hakları için sadece kadınların çalışması yeterli değil, erkekleri de ikna ederek birlikte çalışması önemli. Birlikte talep etmeleri önemli. O nedenle sivil topluma çok değer veriyorum ve demokrasilerde olmazsa olmazımız diyorum.

Kendinizi feminist addeder misiniz?

Eşitlikçilik anlamında evet. Bizde bir dönem, hatta ilk dönemlerde çok fazla sloganvari bir tanıtımı oldu feminizmin. Kadın özgürlüğünü talep edebilmek için insanı özgürleştirmemiz gerekiyor, o yüzden de önce eşitlik talep etmemiz gerekiyor. Feminizmle ilgili yanlış bir algı var, o algı bazı kesimleri irite etti. Halbuki kadınlar olarak “Biz üstün olalım” demiyoruz ki, eşit olalım diyoruz.

Kadına yönelik şiddet konusunda bugüne dek en etkili olduğunu düşündüğünüz çalışmanız hangisi?

Şiddet sadece bıçağı saplamak değil, çeşitli katmanlarda boyutları var. Ben, sinemayı çok önemsiyorum, eğitici yönü çok kuvvetli çünkü. Eğlencelik bir sanat olarak görmüyorum sinemayı, aksine bizi düşünmeye sevk eden, başka hayatlarla tanıştıran bir dal. O yüzden birçok filmimi sayabilirim. Özellikle kendi yaşamımda farkındalık başlayınca seçtiğim filmlerde de toplumsal meseleleri işlemeye özen gösterdim.

Bugün baktığınızda Türkiye’de kadının en büyük problemi ne sizce?

Toplum içerisinde birey olarak yeteri kadar hakkının verilmemesi. İş hayatında olsun, eğitim hayatında olsun... İlk akla gelen kız çocukları değil, erkek çocukları oluyor. Erkek çocuğunu okutmak daha önemli geliyor. Büyük kentlerde kızlarımızın eğitim alma oranıyla ilgili daha fazla çaba olsa da bu çabanın Anadolu’ya köy köy yayılması gerekiyor. Kadınların toplumsal yaşamda daha fazla yer alması gerekiyor. Kadınların ekonomik özgürlüğünü eline alması gerekiyor. Ayrıcalık değil, eşitlik arıyoruz.

“#MeToo hareketini önemsiyorum”

Sinema sektörü de kadınların eşit koşullarda var olmak için mücadele ettiği bir alan. Gerek ücret eşitliği gerek #MeToo gibi hareketler açısından. Nasıl yorumluyorsunuz?

Kadınlar uğradıkları her türlü haksızlığı dile getirebiliyor artık. Hollywood bunun en önemli örneği. Kadın oyuncular uğradıkları tacizleri dile getirdiler, davalar açıldı, kimileri ceza aldı. Bunu elbette çok önemsiyorum, çünkü bu da bir hak ihlali. Üzerlerinde baskı hisseden kadınlar bu baskıyı kabul etmiyoruz diyebilmeliler ve dediler. Bizde de benzer sesleri çıkaranlar oldu. Teşekkür ederiz, bu hiç kolay bir şey değil.

“İstanbul Sözleşmesi’nden  asla ödün vermemeliyiz”

“Bütün annelerin yanındayım”

Geçen hafta Diyarbakır’da HDP binası önündeki anneleri ziyaret ettiniz, onları dinlediniz. Siz o kadınlardan biri olsaydınız ne yapardınız?

Onlar bir çığlık attılar, büyük bir cesaret gösterdiler. Canları pahasına. Çok takdir edilecek bir şey, helal olsun bu kadınlara. Herkesin destek vermesi lazım eğer terörün bitmesini istiyorsak. Onlardan biri olsaydım? Birçok filmimde o kadınlardan biriydim ben zaten. Onların seslerini duyurmaya çalışıyordum. Ne yapardım? Evladım için tabii ki ben de canımı ortaya koyardım. Evladımın akibetini elbette ki öğrenmek isterdim. Ben de aynı şeyi yapardım herhalde. Bu söylediğim, bütün anneler için tabii... Evladı haksızlığa uğrayan, faili meçhul olan...

Evet, Cumartesi Anneleri’yle de kıyaslandı çünkü ziyaretiniz.

Niye? Ben anlamıyorum. Burada çok yeni olan bir şey var. Öteki, senelerdir devam eden bir şey. Ben Cumartesi Anneleri’nin de yanındaydım. Defalarca o meydanlarda oturduk, 1995’te, 1996’da. Bir sürü fotoğraflar vardır. İnkar ediliyor şimdi. Niye ona gitmedin de buna gittin diyorlar... Ben bütün annelerin yanındayım.

“Lider kadın rolü oynamak isterdim”

Siz bugüne dek farklı sosyo-ekonomik seviyeden birçok kadın karaktere hayat verdiniz. Bugünkü dünyayı kavrayışınızla düşündüğünüzde nasıl bir kadın rolü size cazip gelirdi?

Sosyal sorumluluk duygusu çok güçlü, can acıtıcı bir meselenin çözümünde rol alan lider bir kadını oynamak isterdim. Demek ruhumda böyle bir şey var, hayatıma da onu taşımaya çalışıyorum. Bu, bir yönetici kadın da olabilir, sivil toplum lideri de olabilir. Çünkü ben kendi hayatımda da hiçbir zaman sorumluluktan kaçmadım, tam tersi bu ülke için diyerek belki de yanlış anlaşıldığım birçok taşın altına elimi koydum. O anlamda inancım tamsa, yüreğimi ortaya koymaktan çekinmeyen bir insanım.  

Kendinizde aktivist bir ruh görüyor musunuz?

Var var. Fazlaca. Yaradılışımda var. Seneler boyu, çeşitli yardım işleriyle başlayıp toplumun gerçek ihtiyaçlarını gördükçe daha ileri giden sivil toplum hareketlerinde yer aldım. Öyle sırça köşklerde “Ben bir zamanlar sinema yapıyordum” diye yaşayamam. Toplumun içinde olmalıyım, elim değmeli insanlara. Elinden tutup çare arayabilmeliyim ya da yol gösterebilmeliyim. Benim gibi, bu güveni yakalamış insanların bu ülkeye karşı böyle bir görevi var diye düşünüyorum. Zaten bana hatırlatılıyor da. Gittiğimiz yerlerde kadınlar bana dokundukları zaman birçok şeyi dile getiriyorlar. Bütün Anadolu’yu dolaşayım, kadınlarla konuşayım, ne aktarabiliyorsam onlarla paylaşayım, onların hayatında bir farkındalık yaratayım istiyorum. Böyle bir düşüncem var, bilmiyorum hayata geçirebilir miyim...

18 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber