PazarRSS
19.02.2012 - 02:30

Rusya’yı 300 yıl yöneten hanedan

Sitene Ekle
İlber Ortaylı . Tüm Yazıları »

Rusya tarihine Büyük Petro gibi bir dehayı armağan eden Romanov hanedanının tahta geçişinin 400’üncü yılı seneye bu zamanlar kutlanacak


Büyük Petro’nun kızından sonra sülale tükenmiş sayılır.

1613 yılı Şubat’ın 21’inde güney Rusya’nın pek önemli bir hanedanı sayılmayan Romanovlardan bir din adamı olan Metropolit Filaret’in çocuk yaştaki oğlu Mikhail çar seçildi. Çar olmak Allah’ın lütfudur ama bu seçim bir maceraydı.
Puşkin’in “Boris Godunov” adlı eserinde çok canlı biçimde tarif ettiği üzere bir manastır keşişi olan Dimitri, bir müddettir Çar Boris Godunov’un Rusya tahtını gasp etmek için öldürdüğü Rurikler hanedanının son veliahdı Dimitri olduğunu ilan ediyordu. Üstelik düzmece Dimitri, Polonyalıların elinde iyi bir koz olmuştu. Yapılanmalar benzerdir; 15’inci yüzyılda Papalık ve Avrupa, Cem Sultan’ı II. Bayezid’in Osmanlı İmparatorluğu’na karşı kullanamamıştı ama Polonya fetret içindeki Rusya’ya karşı bu sahte Dimitri’yi çar diye ileri sürdü. Rusya işgal edildi ve Dimitri Moskova tahtına oturdu.
Rusya Polonya hâkimiyetine tahammül edemezdi. Moskova tüccar ve sanatkârlarının temsilcisi Kozma Minin ve soyluların temsilcisi Boyar Pojarski önderliğinde halk ayaklandı. Kısa süren Polonya hâkimiyeti sona ermişti. Halk Mikhail’i tahta adeta yalvararak getirdi. Baba Filaret Polonya’da sürgünde ve mahkumdu, Polonyalılar onu bırakmak zorunda kaldı, hanedanın reisinin dönüşü muhteşemdi. Oğlu tahtta kaldı. Kendi ise ruhani tahtı tercih etti, Moskova patriği seçildi.
Kocasını devirerek tahta geçen Katerina Rusya’yı modernleştirdi
Romanovların ilk çarı Mikhail devleti
patrik babasının direktifleriyle yönetti. Tahta geçtiği anda Boyar meclisleri ve şehir
tüccarlarının temsilcilerinden oluşan Zemstvo
ile danışma içindeydi. Rusya tarihçileri abartmayı sever; bunu bir demokrasi başlangıcı gibi görüyorlardı, öyle olmadığı açık.
Romanovlar Rusya tarihine Büyük Petro gibi bir dehayı hediye ettiler. Onun kızı çariçe Yelizaveta ile de bu sülale tükenmiş sayılır. Fakat etiket farklıdır. Çariçe’nin yeğeni aslında Almanya’daki Hollstein-Gotthurp dukalığının başındaki Prens Peter, III. Petro adıyla tahta çıkarıldı; bütün Rusya politikasını bu Alman dukalığının çıkarlarına göre yönlendirmeye çalışacaktı. Allah’tan kendisine zevce olarak seçilen Alman Anhalt-Zerost prensesi Sophie (Katerina) onun gibi değildi. Ne de olsa Romanovların kanını taşıyan Petro Rusçayı öğrenemedi ama Sophie öğrendi ve kocasını bir darbe ile devirdikten sonra ünlü çariçe II. Katerina olarak tahta geçti. Rusya’yı modernleştiren ikinci hükümdar da odur.
Takipçileri o kadar parlak değildir.
Son Çar II. Nikola’nın akıbeti malum gariptir,
21 Şubat 1613’te başlayan Romanov hanedanı hakimiyeti, 1917 şubatında sona erdi. Rusya burjuva devrimini yaşıyordu. Çar tahttan veliahtı ve kardeşi lehine feragat etti ki bunlar hiçbir zaman tahtın yüzünü göremeyeceklerdi.
300 senelik Romanov hâkimiyeti şubatta başlayıp şubatta bitti. Gelecek yıl Rusya Romanovlar hanedanının 400’üncü yılını kutlayacak; törenler, sergiler tertiplenecek ve sempozyumlar yapılacak. Bu tarihle en çok ilgisi olan iki memleket ise Türkiye ve Polonya’dır. Romanovlar hazinesi Türk diplomatik hediyeleri ile dolu; aynı şey Topkapı ve Dolmabahçe için de söylenir, doğrudur. 1613 sonrasının, müşterek tarihin çok hızlandığı bir dönem olduğu açık. n

 

Otel değil, arşiv binası gerek

İstanbul’un en eski ve eskilerin tabiriyle kadimden imar gören bölgesidir. Ta imparator Septimus Severus’tan beri Arena, sonra Hippodrom (tam tercüme ‘At Meydanı’) diye anılan bölgede 17’inci asrın başında ünlü Sultanahmet Camii, Tanzimat döneminde de yenilenen bürokrasinin kurumlar arasında Ticaret ve Meadin Nezareti -ki sonra yüksek ticaret mektebi ve nihayet Marmara Üniversitesi rektörlüğü- ve Defter-i Hakaani Nezareti -ki bugün İstanbul Bölge Tapu Kadastro Başmüdürlüğü- olmuştur.
Kanuni’nin ünlü başveziri Pargalı veya ‘Makbul’ veya ‘Maktul’ de denen İbrahim Paşa’nın yaptırdığı saray da onun yanındadır. Maalesef 1950’lerin sonundaki imar çılgınlığı ile bu ünlü sarayın art avlusu ve ahırları yıkıldı; ayrıca o zamanki uzmanların feryadına rağmen şehrin merkezindeki arkeolojik zenginliklerin de üstüne Sedad Hakkı Eldem’in adliye binası yapıldı.
Hiç çekinmeden söylemeliyiz, Sultanahmet Adliyesi bazılarının bilmeden tekrarladığı gibi Türk mimarisinin örnek bir eseri değildir. Sedad Hakkı Eldem Osmanlı ve Türk mimarisini inceleyen, yüzlerce rölöve çıkaran, bilen bir hocaydı. Ama her eseri aynı düzeyde değildir. Sultanahmet Adliyesi bir lenduhadır, çirkindir. Hem o çevrenin üst görünümünü hem de alttaki arkeolojiyi tahrip etmiştir. Bazılarının zannettiği gibi bu yerin altındaki arkeolojik yapı da “Efendim Bizans- Roma- Yunan kalıntısıyla mı uğraşacağız?” mealinde değerlendirilemez. Onlarla birlikte asıl tahrip olan en üstteki Osmanlı katmanıdır.
Yazarlarımızdan Mustafa Kutlu bey bir yazısında “Burayı müze yapalım” dediğimi söylüyor. Hafızasında bir yanılma var, ben “Burayı yıkalım” dedim. O binadan hiçbir şey olmaz; hele otelcilik yapmaya meraklı beylere uygun bir yer hiç değildir. Bir zamanlar sol kesimden bazı münevveran işsiz kalınca meyhanecilik yapabiliriz sanırdı. Şimdi de başka alanlarda dikiş tutturamayan muhafazakar kesim otelcilik yapabileceğini sanıyor. Her iki iş de çekirdekten yetişmek ister ve eğitim işidir, işinize bakın. Her gördüğünüz binayı yedinize almaya çalışmayınız.
Bizim müzeden kastettiğimiz binalar defter-i hakani nezaretidir, yani bugünkü Tapu Kadastro Bölge Müdürlüğü... Topkapı’da yer bulmayan ve alanında dünyanın en önemli koleksiyonu olan 12 bin parçalık Çin porselenleri, bine yakın Japon porseleni ve gene ona yakın sayıda nadide Avrupa porselenleri için yer lazım. Amatör otelcilerin elinden kurtarabilirsek bu binanın koleksiyonlara tahsisi gerekir. Tıpkı boşaltılan Başbakanlık arşivinin, ve vilayetin arka bahçesinde Tanzimat döneminde Fossati kardeşler tarafından yapılan ana arşiv binasının Topkapı Saray Müzesi Arşivi’ne tahsisinin uygun olacağı gibi.
Bunlar lüzumludur ve dünya çağındaki koleksiyonlarımız dururken çevredeki nadide binaların otel olarak düşünülmesi abestir. Burası dünya imparatorluğunun merkezidir. Kıyıda ve merkezde bulunan her binayı otel yapmak zorunda değiliz ama otel yapmak için bir takım virane 1960’lardan kalma çirkin döküntü binalar vardır; onlar satın alınır, yıkılır ve yerine uygun binalar tersim edilir.
Sultanahmet civarının tersimi, yeniden düzenlenmesi, öyle otel planlamak veya yeni kurulan özel üniversitelere bina bağışlamakla çözümlenecek gibi değildir. Maalesef üniversitelerin bu şehrin ruhunu ve güzelliğini anlamadıkları, en eski üniversitemiz olan İstanbul Üniversitesi’nin Vezneciler mıntıkasını nasıl berbat ettiği örneğinden bellidir.

©Copyright 2012 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.