Ediz Sırapınar

Ediz Sırapınar

ediz.sirapinar@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Açıkçası İstanbulspor, Kadıköy’e kazanmaya ya da puan almaya gelmemişti... Yeter ki, sindirimi zor bir skor olmasın havasındaydılar... İlk golü yedikten sonra bile sanki galibiyetin üstüne yatar gibi tam takım savunma yapmak ya da her duran topta en az 1-2 dakika çalmaya çalışmak başka nasıl izah edilebilir...
Fenerbahçe ise Galatasaray’ın puan kaybından sonra kazanacağından çok emindi... İlk düdükle birlikte şampiyonluk havasına girmiş taraftarın da itici gücüyle rakibe yüklenmediler adeta çullandılar... Tam saha presle tüm dönen topları alarak oyunu tek kaleye çevirdiler... Hatta 5. dakikada Szalai ile golü de buldular ancak hakemin yorum hatasına takıldılar. Kalecinin Pedro’ya yaptığı faule çalınan tam tersi düdük biraz komik kaçtı...
İlerleyen bölümde takımın iki etkili ismi; Arda Güler ve Emre Mor ile işin şovuna kaçtılar, hızlı oynama isteği ile bazı tehlikelerin başlamadan bitmesine yol açtılar... Orta sahadaki İsmail ve Mert Hakan rakibi durdurmada ne kadar başarılı olsalar da işin organizasyon tarafında sırıttılar... Valencia’nın etkisizliği, Pedro’nun yeteri kadar topla buluşamaması, İstanbulspor’u çok da tehdit edecek pozisyonların doğmasını engelleyen en önemli etkenlerdi... Üretkenlik takımın iştahı ve arzuluyla aynı paralellikte değildi... Yine de Jesus tarafından yine sağ ön çizgiye hapsedilen Arda Güler ile kilidi açmayı başardılar...
İkinci yarı tam bir macera filmi gibiydi... Gecenin yıldızı Arda Güler’in buram buram kalite kokan birinci sınıf golü herkeste “maç bitti” algısı yaratsa da kolay galibiyetlerden haz etmeyen Fenerbahçe yine taraftarını kalp testine sokmak istedi...
Ferdi’nin ayağından sekerek koluna gelen topa VAR müdahalesi ile tartışmalı bir penaltı kararı veren Kadir Sağlam hem maçın seyrini değiştirdi hem de İstanbulspor’un özgüvenini yerine getirdi. Farkın bire inmesiyle konsantrasyon kaybı yaşayan Fenerbahçe çok geçmeden sahanın en kötü isimlerinden biri olan ve haftalardır Jesus kontenjanından oynayan Samet’in ayağından seken topun filelerle buluşması ile soğuk terler dökmeye başladı...
Sarı-lacivertliler kadar İstanbulsporlular da maçın nasıl 2-2’ye geldiğini anlamamıştı... Herkes şaşkındı...
İşler tam çıkmaza girmek üzereyken bir uzun topta Valencia’nın Pedro’ya “al da at” pası “çekirge yine sıçrayacak galiba” dedirtse de hiç de öyle olmadı... Haftalardır mucizelerle ayakta duran Fenerbahçe uzatmalarda belki de sezonun fırsatını tepti... Kötü Samet’in yerine giren Serdar Aziz, Eze’yi seyredince hayaller yine rafta kaldı...
Evinde bu kadar gol yersen, rakibin tek forvetini dört oyuncu ile kontrol etmeyi beceremezsen, bütün rakiplerin ezberlediği, çözümü çok kolay oyun şablonunla zaten şampiyonluktan söz edemezsin...
Fenerbahçe yıllardır sanki değerlerini “yok etmek için” yaşıyor… Önünde, arkasında, tarihinde ne varsa hepsini yıkıp, parçalayıp, yiyip bitiriyor. Bu beraberlik kulübü çok tehlikeli bir noktaya getirdi artık...
Rakiplerine diş geçiremediğine, yarışmayı beceremediğine, saha dışını da iyi yönetemediğine göre, sıra kendi kendini yemeğe geldi! Bakın maç bitiminde tribünlerin Jesus’a olan öfkesi ateşin ilk fitiliydi... Bundan sonrası daha da karanlık sanki...