Ancelotti kelleyi kurtardı

Lizbon'da dev finalin havası her yerde hissedildi. Portekiz'deki İspanyol buluşması kentte büyük bir coşku yaratmış. Madrid'den gelen futbolseverler, şarkılar söyleyerek gezdi. Her iki takımın taraftarları kafelerde barlarda birlikte oturdu, sokakta sık sık karşılaştı. Ancak hiç gerginlik çıkmadı. Birbirleriyle sohbet edip, hatta şakalaşıp sarıldılar. Aynı hava maç öncesinde stat önünde de değişmeden sürdü.

Madridlilerin dışında ev sahipleri de iyice havaya girmiş durumdaydı. Lizbon'da sokakları süsleyen Avrupa Parlamentosu seçimlerine yönelik parti afişlerini bir kenara bırakırsak; yer-gök dev karşılaşma olmuştu. Kentin önemli meydanlarındaki panoların önü fotoğraf çekilmek için duran taraftarlarla doluydu. Bir eczanenin vitrininde, tıbbi ekipmanların yanına asılmış Atletico Madrid ve Real Madrid atkıları aslında şehirdeki havayı en iyi anlatan görüntüydü. Belki bu maçın Lizbon'a ilaç gibi geldiğini anlatıyordu.

Elbette işin ekonomik tarafı Portekizlilerin yüzünü güldürdü. Çünkü en az 40 bin futbolsever İspanya’dan buraya gelerek bir veya iki gece konaklayıp, maç dışı etkinliklerde kentte ciddi harcamalar yaptılar. Ancak haklarını yememek lazım! Para ne kadar ihtiyaçsa; onlar için futbol da en az o kadar büyük bir ihtiyaç. Lizbon'a tepeden baktığınızda irili ufaklı o kadar çok stadyum görüyorsunuz ki, şehirdeki asıl çoşkunun futbolla ilgili olduğunu tahmin etmek hiç de güç olmadı.

Karşılaşmanın öncesinde stat çevresi oldukça kalabalıktı. Saatler öncesinden mekana gelen her iki takım taraftarı coşkulu tezahüratlarla kendilerini maçı havasına sokmaya çalışıyordu. Yine birlikteydiler, ama hiçbir olay çıkmadı. Acaba Lizbon’daki finalin adı Real Madrid-Atletico Madrid yerine Galatasaray-Fenerbahçe olsaydı yine aynı manzaralar yaşanır mıydı diye insanın aklına gelmiyor değil.

Bana kalırsa Real Madrid maça 1-0 önde başladı. Çünkü Portekizliler’in büyük bölümü eflatun beyazlıları destekliyordu. Cristiano Ronaldo faktörü, bir çok Portekizliyi'i destekler hale getirmişti. Maçtan bir gün önce akşam saatlerinde Real Madrid’in kaldığı Tivoli otelinin önündeki manzara her şeyi anlatmaya yetiyordu. Atleticolular’ın pek misafiri yokken, Real kafilesinin kaldığı yerin önü ana-baba günüydü. Manzaranın anlattığını bir Portekizli ise sözcüklerle dile getirdi: "Kraliyetle yönetilmiyoruz ama Ronaldo bizim kralımız".

Bu açık desteğin yanında psikolojik ortamın Atletico’ya yüz çevirmesinde başka faktörler de etkili oldu. Örneğin maç öncesi stat hoparlörlerinden sahaya bir Real coşkusu verilmesi bunlardan bir tanesiydi. Bernabeu Stadı’ndaymışçasına taraftarları coşturan, eflatun-beyazlıların marşlarını söyleterek havaya sokan amigonun yanı sıra; Şampiyonlar Ligi kupasını sahaya Luis Figo’nun getirmesinde de Atletico’ya deplasman havası yaşatmak için kurgulanmış bir nevi operasyon havası hissedildi.

Atletico Madrid taraftarı, Real Madrid için önemli bir figür olan, ismi bu kulüple özdeşleşmiş Figo’ya büyük tepki gösterdi ve Portekizli’nin isiminin de içinde yer aldığı bazı negatif tezahüratlarda bulundu. O sırada Real cephesi de stadın diğer yanından ıslıklarıyla bu sesleri bastırmaya çalışıyordu.

Ancak Atletico'nun tüm bunlara karşın yine de endişelenmesine gerek yoktu. Çünkü yanlarında her şeyin karşısında dikilen müthiş taraftarı vardı. İki takım destekçileri sayıca eşitti. Ev sahibi ülke kontenjanından bilet alanların da eflatun-beyazlıları desteklediğini düşünürsek Real’in biraz daha fazla taraftarı olduğu söylenebilir. Ama gerçekten Atletico taraftarı maça damga vurdu. Kupayı daha çok isteyen tarafın kendileri olduğunu gösterdi. Ne var ki bu gayretleri sonucu değiştirmeye yetmeyecekti.

Arda Turan’ın yokluğu Atletico Madrid’e çok şey kaybettirdi. Sonrasında Diego Costa’nın da sakatlanarak oyundan çıkmasıyla en önemli iki yaratıcı oyuncularını kaybetmiş oldular. Bu yüzden geriye düşmeleri, sonrasında maçı çevirmek için çok zorlanacakları anlamına geliyordu. Neyse ki ilk golü atan taraf oldular. Ancak ikinci yarı oyunun hakimi olan Real Madrid maç bitti denirken skoru eşitlemeyi başardı. Gol geldiğinde ise devamında olacaklar da belliydi. Çünkü artık mücadele tamamen Real’in hakimiyetine girmişti. Uzatmalarda üç gol birden gelmesi hiç de sürpriz olmadı.

Carlo Ancelotti için bu kupa çok anlamlı oldu. İtalyan teknik adam, devler liginde en fazla şampiyonluk yaşayan iki teknik adamdan bir tanesi olarak tarihe geçti. Ancelotti daha önce Milan’da 2003 ve 2007 yıllarında da en büyük kupayı müzesine götürme başarısı göstermişti. Ancak bu başarı onun için başka yönden de bir anlam taşıyordu. Deneyimli teknik adam bu zaferle belki de kellesini kurtardı. Çünkü Real Madrid hiçbir zaman başarısızlığı pek fazla tölare eden bir kulüp olmadı. Vicente Del Bosque, Real Madrid’i 2003’te La Liga şampiyonu yapmasına karşın, aynı sezon Devler Ligi’nde kupayı alamadığı için görevine son verilmiş, ardından Beşiktaş’ın başına geçmişti. Bu sezon La Liga’da hayal kırıklığı yaşayan Real’in hocası Ancelotti de, Şampyionlar Ligi kupasını kaybetmesi halinde muhtemelen aynı akıbete uğrayacak ve koltuğunu kaybedecekti.

Atletico ise sakatlıkların faturasını tarihindeki ilk Avrupa şampiyonluğunu kaçırarak ödedi. Rüya gibi geçen son iki sezonu, çok güzel bir şekilde taçlandırabilir, Şampiyonlar Ligi kupasını da müzelerine götürebilirlerdi. Diego Simeone’nin karşılaşmanın son bölümündeki hırçın tavırları kaçan balığın aslında ne kadar büyük olduğunu anlatmaya yetiyordu. Kupayı daha çok isteyen ve ona daha çok ihtiyacı olan taraf stattan boynu bükük ayrıldı. Seremonisi yapılırken ve Ancelotti’nin öğrencileri kupayı havaya kaldırırken bile statta ‘Atletico’ sesleri yükseliyordu. 40 yıl sonra gördükleri finalin sonunda mutlu sonu bekseler de Figo’nun kupası ışıkların altında Real Madrid’e gitmişti.