O unutulmaz Şampiyonlar Ligi Finali’ni İstanbul’da, bugün terk edilmiş bir uzay gemisine benzeyen Olimpiyat Stadı’nda yaşamıştım. Liverpool, seyircisinin müthiş desteğiyle ikinci yarıda tarihin en muhteşem geri dönüşlerinden birini yaşamıştı. Biz de Aşık olunacak maçhem hayran kalmıştık tüm dünya gibi hem de biraz hayıflanmıştık. Bizim neredeyse hiç kullanamadığımız, tarihimizin en büyük spor yatırımında efsaneyi yazan İngiliz liman işçileri olmuştu. 
O maçın yazısını nasıl verdiğimi hatırlamıyorum. Heyecandan beynim durmuştu. Yazıyı verirken Liverpoollu taraftarlar dans ederek üstüme yükleniyor ben de cümle kurmaya çalışıyordum. Eve döndüğümde ertesi gün de olacağı gibi, beni karşılayanlar hem maçı, hem de Fatih Hoca’nın maçın devre arasında yaptığı yorumu konuşuyorlardı: ‘Bir İtalyan takımı hele de bu Milan ise, bu skordan maçı vermez’. Tarih bugün tersini söylese de Fatih Terim haklıydı. Bugün tarihi geri sarabilsek ve ben Fatih Terim’in yerinde olsam, ayrıca maçın sonucunu da bilsem yine de ‘Liverpool geri döner’ diyemem.
Pazar akşamı Stade de Geneve’de, maç bitmişken ve ben yazımı yazmaya çalışırken keyiften dört köşe olmuş Türkler’den biri ‘Abi boşver ne yazısı! Bu maçın yazısı mı olur?’ diyerek beni yoldan çıkarmaya çalışırken, ona gülümsüyor, bir taraftan da Fatih Terim’e bakıyordum. O takımın hocası olduğu için inancını kaybetmedi mi acaba? Ya da bu maçın yorumcusu olsa, ne derdi? Bu soruyu basın toplantısında Terim’e sordum. Cevabı sahadaki takımın hocası Fatih Terim ise ve oyuncular da bunlarsa her şey olabilir derdim’ dedi. İnsanın kendine güvenmesi güzel. Bu kadar çılgınca olsa da... Tabii kazanırken. Bu kadar büyük bir ego kaybedince ki futbolda her zaman mümkün- çok zorlaştırır insanın hayatını... (Bu arada ben hiç sizin tarafta çalışmadım derken, CNN ve Güneş Gazetesi tecrübelerini unutmuş olmalı)
En kötüyü oynarken, 2-0 geri düşmüşken... 
Bir önceki maçı çeviren 11’den sadece 1 zorunlu değişiklikle maça başlayıp, İsviçre maçının ilk yarısından belki de Portekiz maçından daha kötü oynamayı başarmıştık çünkü. Aynı maçta hem turnuvanın en kötüsünü ve nasıl oluyorsa sonra da en iyisini oynamayı başardık.
Petr Cech bu kadarını tahmin edememiş olacak. Şampiyona öncesi şöyle demişti; “Türkler bir gün dünyanın en iyi takımı gibi oynayıp herkesi yenebilirler. Bir diğer gün en sıradan takıma yenilebilirler”
Bunu biliyordu Cech... Ama aynı maçta bu kadar değişebileceğimizi? Bunu tahmin etmek Terim için bile çok güç olmalı.
Bir önceki maçı çeviren takımı sahaya sürüyorsunuz ve şampiyonanın en kötüsünü oynuyorsunuz. İki değişiklik yapıyorsunuz ve şampiyonanın tarihini yazıyorsun. Bu başka bir şey! Başka bir çıkmaz...
Cech’in teşhis ettiği gibi, hatta daha da ötesinde en tahmin edilemez biziz. Tüm hayatımız, ekonomimiz, siyasetimiz, trafiğimiz, mutfağımız, sanatımız gibi belki futbolumuz da. Bir dakika sonra karşımıza ne çıkacağı belli değil.
İlk yarının hücuma top taşıyamaz oyununu düzeltmek için Sabri’yi oyuna alıp Hamit’i orta sahaya çekince takımın başkalaşışı, Hırvatistan maçının ilk 11’ine uygulandığında aynı sonucu verecek mi misal? Emin misiniz? Başımızın sıkışması mı gerekecek yoksa? Veya bu değişikliği yapınca Semih’i aramadık mı bu kez. Yılın en iyi Türk’ü Nihat’ı Cech hayata döndürmese?
Bu garip, acayip ve kaotik kimlik ya da isterseniz kader diyelim, bizi bu şampiyonanın en acayip takımı yapıyor yine. Ve belki de en heyecan verici olan. Avrupa’nın en acayip ülkesine de bu yakışır zaten!
Bu maçı saatlerdir yeniden ve yeniden yaşarken 1982 Dünya Kupası geliyor aklıma. İlk renkli Dünya Kupası yayını. Bir takıma aşık oluşum. Yarı finalde 1-1 biten 90 dakikanın sonunda. Fransa Tresor ve Giresse’in golleriyle 3-1 öne geçiyor ve her şey bitiyordu. Biz öyle sanıyorduk doğrusu. Rummenige ve Klaus Fischer’in harika demi volesiyle maçın bitmesine 2 dakika kala Almanlar beraberliği sağlıyor ve sonunda penaltılarla finali buluyorlardı. 2 ay evvel Fenerbahçe Sevilla’yı elerken o maça sevindiğim kadar bu muhteşem ve belki de bugün bu işi yapıyor olmama neden olan maçın oynandığı stadı tavaf etmenin hazzını da yaşamıştım. Çünkü her şeye rağmen bitmeyen aşkımın tohumları orada atılmıştı biraz da...
Bu maç ise 90 dakikada döndü. Hayır 15 dakikada. Hatta son iki dakikada. Bu yüzden başka.
Stade de Geneve de birçok küçük çocuk için böyle bir yer olacak artık. Biliyorum ki, pazar akşamı dünyanın her tarafından futbol aşıkları bu maçta futbola bir kez daha vuruldular.
Ve çocukların kahramanlarının ismi Nihat, Arda, Tuncay...
Sadece bunun için, çocukların yüreğine düşürdüğünüz bu ateş için bile teşekkürü hak ediyorsunuz.
Hepinizi ayakta alkışlıyorum...


Ustaya saygılar!
Mehmet Ali Birand ustamız haklı. Hasan Cemal gerçekten harika yazılar yazıyor. Rıdvan ise zaten başka bir klasman. Ve evet bizim meslekte de problem var. Bizden ya da şartlardan kaynaklanan sorunlar bunlar. Okuyanı, dinleyeni sıkanımız var, üzenimiz var. Ama herkes aynı mı?
Birand’ın yaptığı bu toptan reddediş, yok sayma? Bu doğru mu?
Hiç de hakkaniyetli değil. Basının her yeri çok düzgün biz kötüymüşüz gibi. Futbol sonunda bir oyun ve olmasa ne olur? Peki ya ustanın alanı? Ülkenin siyasetini, ekonomisini konuşanlar?
Birand’ın istekleri güzel. Ama ben de isterim ki Yiğiter Uluğ ana haber sunsun da biraz gusto katılsın siyasete. Banu Yelkovan’la Bağış Erten bir tartışma programı sunsa misal hayat ne kadar toz pembe ve siyaset ne kadar uzlaşmacı olurdu! Ne dersiniz?
Ercan Güven olsa bir gazetenin başyazarı... Uğur eğitime el atsa! Attila Gökçe’den eski yeni karşılaştırmaları okusak hayata dair. Değil mi?
Futbol dünyanın her yerinde böyle kavgalı gürültülü, tartışmalı olur ve acımasızdır da... Ama kimsenin canını siyasetin ya da ekonominin yaktığı kadar yakmaz.
Asıl bu işlere kafa patlatanlar biraz derli toplu olsa da millet refaha kavuşsa. 80 senedir aynı saçma tartışmaları okumaktan biz sıkılmakla kalmıyoruz acısını da çekiyoruz.
Futbol hiç olmasa da olur. Olmasa ne acı yaratır? Varlığında ne kazanırız?
Biz çok kelle isteriz ama kimse kurban olmaz. Hapiste teknik direktör var mı yanlış bir oyun oynattığı için?
Ya asılmış olan? Mahkemelerde yargılanan. Bir konuşmasından dolayı futboldan yasaklanmış olan?
Acı ve kavganın göbeğinde olanların başka alanlara barışın demesi, kavga etmeyin demesi ne komik! Saygılarımla...