Volkan Şen'in neden milli takıma çağırılmadığı yönünde soru soranlar dün bunu daha iyi anlamıştır

Elindeki tek gol umudu, son maçta kendi stadından büyük tepkiyle uğurlanmış bir takım için yine inanılmaz derecede soğukkanlı bir oyundu Beşiktaş’ınki. Galatasaray ve CSKA maçlarından sonra, yine hatalar yaparak, ama asla yıkılmadan, hep ayakta kalarak, rakibi hataya zorlayarak kazanmayı bildiler.
Hem de o adamın, Holosko’nun güzel golüyle son şampiyonu devirdiler.
Ertuğrul Sağlam’ın planı anlaşılabilirdi. Rakibin santrforu yoktu, Quaresması yoktu, lig başındaki oyun planından kopmuştu. Gol atması zordu. Oyunu dengede tutup sonlara doğru rakip risk aldıkça ve fizik olarak düştükçe hızla rakip kaleye inme planı normaldi.
Ancak 2 noktanın altından kalkması mümkün olmadı. Öncelikle Guti’nin gittikçe artan ritmi ve oyunun sürekli içinde oluşu Beşiktaş’ı başka bir takım yapıyordu. Ve tabii bir de Volkan’ın kendi kalesine attığı gol var. Ali Sami Yen’de kırmızı karttan Abdullah Yılmaz’ın anlayışıyla kurtulabilmiş bir oyuncu için çok ders almışa benzemiyordu. Herhalde onu niye çağırmıyor diye Hiddink’e kızanlar, bu oyuncunun öğrenme becerisi konusunda ne kadar eksik olduğunu biraz olsun görmüşlerdir.
Bu işin bir yönü. Diğer yönü ise Fırat Aydınus ve hakemlerin anlayışıyla ilgili... Volkan’a 2 saniye içinde çıkan 2 sarı karta da kurallar açısından itiraz etmek mümkün değil. İki kart da ibretlik kart statüsünde. Ancak 2 ibretlik kart bir araya gelip bir kırmızı kart çıkınca, bu biraz ibret için adam asmaya benziyor. Kart yanlış diyebilir miyiz? Asla! Ama bu maçın temposunu düşürmemek için bu kadar uğraşan bir hakem için fazla hızlı ve tempo düşürücü bir kart oldu. Kabul etmek gerek ki, Fırat Aydınus ev sahibi takımlar gittikçe daha ideal bir hakeme dönüşüyor. Ve bir de soru: Bir oyuncu Abdullah Yılmaz’ın anlayışlı tarzına göre mi, yoksa Aydınus’n tahammülsüzlüğüne göre mi maça kendini hazırlamalı.
Kart sonrası zaten bekleyen Bursa’nın savunma kanatları hiç çıkmamaya başladı.
Beşiktaş ise sezon başında görmeye alıştığımız önde basma işine girişti. Schuster, Holosko’yla Ali’nin yerini değiştirdi. Aurelio belki ilk kez tam bir orta saha oyuncusu gibi oynamaya başladı. Bursa’nın orta saha oyuncularını neredeyse hiç rakip kaleye döndürtmediler. Bunda Ersan’ın çabası da taktire şayandı. Genç oyuncunun performansı arttıkça güveni büyüyor. Güveni büyüdükçe daha iyi oynuyor. Gerçekten harikaydı.
Beşiktaş’ın bu kadar iyi oynayan oyuncuyla, bu baskı oyununun hak ettiği kadar pozisyon çıkaramaması tamamen hücum oyuncularının yetersizliğinden. İnsan böyle bir oyunda Bobo olsaydı ya da en azından insan Fatih Tekke sahada olsaydı ne olurdu diye düşünmeden edemiyor.
Orta saha harika çalışırken hücumda o kadar eksik kaldılar ki, bu kadar iyi oynarken dahi Serdar Aziz’in direkten dönen topu ev sahibi için büyük bir yıkım olabilirdi.