Seyircinin “Yıldırım Demirören yeter” diye bağırıp hem de aynı melodiyle “yetmez” cevabını nasıl açıklayacağız?

İstikamet kale arkası


Futbolun iki temel canlı unsuru var. Futbolcu ve taraftar... Oyunu oynayanlar ve oyuna gönül verenler.
Geri kalanlar, yani teknik direktörler, yöneticiler, hakemler, gazeteciler, yorumcular, spikerler ise sadece canlı araçlar.
İki temel unsurdan birincisi profesyonel... Mevzuuyla temel ilişkisi para... Yani temel unsur, ama motor değil. Bir başka açıdan bakarsak temel unsur olmakla birlikte sosyolojik açıdan olmazsa olmaz değil.
Çünkü biliyoruz ki taraftar olmazsa, şort giyip yağmur çamurda bir topun peşinde koşturan 30 yaşındaki bir adama futbolcu değil ‘deli’ denir.
Seyirci olmadan profesyoneli olabileceğiniz bir iş kolu olmaz.
Peki! Tersinden bakarsak? Futbolcu olmazsa ne olur. Taraftarın taraf olacağı başka bir mevzu, başka bir spor mutlaka bulunur. Çünkü taraftarlık bir ihtiyaçtır. Nitekim ABD’de ve Avustralya’da bildiğimiz anlamda futbol yok. Peki kulüp ve renk taraftarlığı var mı? Hem de nasıl!

Bu olay açıklanmaz
Dolayısıyla bu işin vazgeçilmezi, merkezi, her şeyi seyirci, doğrusu taraftardır.
Ve yine dolayısıyla tüm organizasyonu bu durumun üzerine dizayn etmek mecburiyeti olduğu tartışılmazdır. Yani en azından işi büyütmek derdindeyseniz çıkış noktanızın bu olması gerekir.
İçini boşaltarak “Seyirci olmadan maçların hiç keyfi olmuyor” cümlesiyle ‘geyik’leştirdiğimiz durum bu kadar nettir. (Hemen sevinmeyin gerçekler bu kadar sizden yana değil).
Durum buyken...
Beşiktaş seyircisinin 1 yılı aşkın süredir “Yıldırım Demirören yeter” diye bağırıp pazar akşamı kongrenin hem oyları, hem de aynı melodiyle verdiği “yetmez” cevabını nasıl açıklayacağız?

Değişim başladı
Ya tam tersi bir durum... Galatasaray seyircisinin neredeyse bir aşkla bağlandığı Adnan Polat/Haldun Üstünel ikilisinin yeniden seçilememe endişesini.
Bir taraftar son derece başarısız bulduğu yönetimin yeniden seçilmesinden şikâyetçi...
Diğeri çok sevdiğinin bir daha seçilememe ihtimalinden...
Beşiktaşlı gönül verdiği takımının kültürüne ters bulduğu için istemiyor yönetimi.
Galatasaray taraftarı gönül verdiği takımın kültürüne ters durduğu için bu yönetim sonsuza dek kalsın istiyor.
Nedir bu “taraftara rağmen” hali?
İşler değişiyor çünkü...
Bugün yeni yayın ihalesi sonrası esen değişim rüzgârın yeni bir çözülmeye yol açacağı artık kesin. Sadece yayıncının yayıncıları için değil. Taraftar için de.
Oturan, rahat ettirilen, para harcamaya meyyal, hatta para harcamak için yaşayan yeni bir kitlenin Türkiye’nin statlarının yeni müşterisi olması için artık son düzlükteyiz. Artık taraftar taraftarlığını başka türlü yaşayacak. Yönetimine karışmayacak. Bir dünya görüşü olmayacak. Gelecek, en son seri forma ve atkısını satın alacak, eğlenecek.
Maç bitecek. Bu yeni taraftar da kontağı kapatıp gidecek. Mevzunun gidişi budur.
Bu durumu sevimli bulanlar olacak. Soğuk bulanlar da. Yeninin konforu ve kafa rahatlığını seven de, eskinin sıcaklığını özleyen de...
Taraftar yine olacak. Olmazsa futbol olmaz. Ama şöyle olacak:
Bazıları İstinye Park’a, bazıları Akmerkez’e gidiyor ya hani.

Taraftarlık bitmez
Bazıları Range Rover’a, bazılar Porsche Cayenne’e biniyor.
Bazıları Kemerburgaz, bazıları Acarkent’te oturuyor.
İşte aynen öyle:
Bazıları İnönü’ye gidecek, bazıları Aslantepe’ye...
Taraftarlık bitmeyecek tabii ki. Çünkü o gün futbol biter.
Ama taraftar değişecek.
321 milyon dolarla başlayan yol bu yoldur.
Ve eğer bunlardan olmayacaksanız sizin meseleniz de şudur:
“Kale arkasında kendimize bir yer bulur muyuz?”


Efes’ten açıklama bekliyorum
İtiraf ediyorum. Efes Pilsen’e karşı bir brand loyalty-marka bağlılığım var. Yani hiçbir mantıklı sebep olmaksızın takım tutar gibi bir markayı tutma aidiyet hissetme hali bende Efes’e karşı mevcut. Hepimizin vardır böyle takıntıları. Bunun basketbol takımının Avrupa’da kazandığı başarılarla bir ilişkisi var mı bilmiyorum. Ama hiçbir sportif aktiviteye dahil olmayan başka markalar için de aynı hislerim var. Bunu kazanmak şirketler için kolay değildir. Kaybetmekse bir anda olur.
Ve konu Efes Pilsen’se benim durumumda olanlar herhalde Efes Pilsen basketbol takımını tutanların milyon katıdır. Dolayısıyla TBF Başkanı’nın Kerem Gönlüm’de çıkan maddeyle ilgili yaptığı aşağıdaki açıklamaların da şirket tarafından bir daha değerlendirilmesi kamuoyuna duyurulması gerekir.
Bakın işin başındaki adam ne diyor:
“Kerem Gönlüm’de çıkan madde kurayla çekilen iki oyuncuda da bulununca bunun tesadüflüğü ortadan kalkıyor.”
“Oyuncu da savunmasında nereden girdiğini bilmediğini söyleyerek konunun çözümüne pek yardımcı olmadı.”
“Türkiye’ye girmesi yasal olmayan bir maddenin maç günü iki oyuncuda birden çıkmasının soruşturulması gerek”.
Başkanın kimi kime şikayet ettiğini anlamadım. Soruşturmayı kim yapacak? Mevzuuyu kim aydınlatacak bilmiyorum? Ama ben kendi adıma Efes Pilsen’e, yani tutuğum şirkete sormalıyım:
Çünkü aşağıda soracağım sorular uzun süredir konuşulan artık dedikodunun önüne geçmiş bir hikayenin doğru ya da yanlış olduğunu bize gösterecek.
1-Bu maddenin kanda sıfırlanma süresi çok kısa olduğu için tercih edildiği
2-4 kişinin organizasyonuyla İsrail’den getirtildiği
3-3. maçtan önce oyunculara avuçla şekerleme şeklinde dağıtıldığı
4-Doping listesinde olduğu söylenmediği ve ‘enerji verir alın’ diyerek oyuncuların cesaretlendirildiği
5-İki ABD’li oyuncunun bunu almayı reddettiği, diğer herkesin aldığı
6-Kerem Gönlüm’ün aldığı maddenin doping statüsüne girdiğini çok sonra anladığı ve yıkıldığı,
yönündeki söylenti sizin de kulağınıza geldi mi? Bu böyle konuşulurken, bizzat Federasyon başkanının açıklamaları da bu duruma tuz biber ekmişken, bize bir açıklama borçlu değil misiniz?