Poulsen ve Ferrari’nin kapı-sında yattı 2 büyük kulübü-müz. Peki bu paraları hak ediyorlar mı? M. Demirkol

Katar mı olmalı, Brezilya mı

Fatih Terim’in maaşını hiçbir evrensel gerçeği kerteriz almadan asgari ücretle, cumhurbaşkanının maaşıyla karşılaştırıp, dedikodu malzemesi yapanlar, konu takımlarının bir oyuncusunun transfer ücret ve şekli olduğunda ortada hiçbir sorun görmeyebiliyorlar.
Halbuki Terim’in yaptığı evrensel bir iştir ve Terim de cebinde bu evrensel ehliyeti bulundurmaktadır. Dolayısıyla Milli Takımınızın başına bu ehliyete sahip birilerini getirmek istiyorsanız bu seviyede bir parayı vermek zorundasınız. Terim’in teknik direktörlüğünü beğenmeyebilir, bunu tartışabilirisiniz. Size hak verebilirim. Ama CV’sinde, Milan, Fiorentina ve Galatasaray yazan bir teknik adamın ücret seviyesi budur. Çünkü Terim 5 büyük ligden birinde şu ankinden yüksek ücretle çalışmayı başarmıştır. Terim ‘konvertibl’dir. Aldığı ücret belki de azdır bile.
Öte yandan birçok isim için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Geçen hafta Ferrari’nin transfer şartları ve transfer oluş şekli üzerine yazdığım yazıya gelen tepkiler üzerine bu devam yazısını yazmak ihtiyacı duydum. Biliyoruz ki, konu renkler olduğunda akıllar tutulmakta. Olsun boşa çekeceksek de, çekmeli kürekleri. İşimiz ne ki!
Benim futbol değerlendirmem önemli olmayabilir. Ben Ferrari’nin, Türkiye’nin en sıradan stoperi kim ise onun kadar iyi olduğunu düşünüyorum. Başkası başka türlü düşünebilir. Zaman bize gerçeği gösterecektir. Zaten mesele bu değildir. Mustafa Denizli onunla ilgili bir plan yapmış, ondan başka bir şey çıkarma işine girişmiş olabilir. Patron Mustafa Denizli’yse saygıyla karşılamak gerekir.
Mesele Ferrari’nin 2.2 milyon euroluk yıllık net geliri (primler hariç) de değildir.  Bu İbrahim Toraman’ın, Gökhan Gönül’ün, Gökhan Zan’ın, Egemen’in meselesidir. Ve hâlâ sendikalaşamadıkları için müstahaktırlar. Tabii bana senin sendikan var mı diye sorabilirisiniz? Bizim mesleğin yaşadıkları da maalesef bize müstahaktır.
Öte yandan mesele şudur:
1-Bu kadar sıradan bir oyuncu için bu kadar kapılarda yatmak hak mıdır?
2-Oyuncuyu Türkiye’ye gelmek için ikna etmek ve çok fazla ödemek gerekiyor. Bu tamam da... Kariyerine 4.5 milyonluk bir bonservis ödenmemiş bir adamı almak için neden normal değerinin 4 katı para ödemek zorundayız. Yoksa Genoa’nın başkanı da mı burada yaşayacak? 
3-Daha geçen yıl Zapo ve Sivok için yapılan yazışmalar ortadayken aynı şeyi nasıl tekrarlayabiliyoruz?
4-Şampiyonluk tüm bunları gizler mi?
Bakın Lugano Fenerbahçe’den tam 4 milyon euro istedi. İtalya ve Güney Amerika’da 2 milyon euro veren bulamadı. Muhtemelen 1.5 milyon euro’ya geri dönecek.
Zapo 4.5 milyon euro’ya Beşilktaş’a geldi. Bırakın bonservisini maaşını vereni bulmak zor.
Lincoln’ün 2 yıllık maliyeti 14 milyon euro, 1 milyon veren bulunabildi.
Poulsen ve Ferrari’nin kapısında yattı 2 büyük kulübümüz. Poulsen’e Juventus’tan eline geçen net paranın en az 3 katı ödenecek, ama ikna olmuyor.
Hadi onlar geçtim. Bizim uluslararası oyuncularımıza bakın. Emre Belözoğlu ve Nihat’a misal. Yıllarca ağızlarından merhabadan çok ‘Türkiye’ye dönmeyi düşünmüyorum’u duymadık mı? Onlara hak vermedik mi? Başarılarını takip edip övünmedik mi? ‘Tabi gelmez abi’ demedik mi? Gelmediler de!
Ta ki, reel piyasaları düşene kadar. 2 milyon civarında net gelirle 5 büyük ligden birinde oynamaya razıydılar. Alacakları miktar bunun altına ineceği gün Türkiye’ye döndüler. Şimdi 3’er milyon euro’ya oynuyorlar. Bu onların suçu mu. Hayır! Eğer Lincoln’ler, Ferrari’ler alıyorsa onlara da sonuna kadar helal olsun.
Peki bu gerçek bir piyasa mıdır?
Topuz’a Rusya hariç herhangi bir Avrupa Ligi’nden 500 bin euroyu aşan bir teklif bulabilir misiniz?
Tabata her ne kadar iyi bir sezon geçirmiş olursa olsun, tıpkı CV’si son derece zayıf olan (siz söylenenlere bakmayın Avrupa’da başarılı hiçbir sezonu yok) Bilica gibi bu ücretleri vermek nasıl oluyor? Başka hangi ülke (Rusya ve Katar hariç) bu paraları onlara verir? Bizzat kendi hocası “Ben o paraya 88 tane Tabata bulurum” diyor. Henüz bize uyum sağlamamış belli ki! Sivas hemen ve keyifle vazgeçiyor Bilica’dan. Çünkü biliyorlar gerçekten kaç para edeceğini.
Bu içinde bulunduğumuz gerçek bir piyasa değil.
Bunu bir karamsarlık tablosu çizmek için anlatmıyorum. Moda tabirle ‘karamsar olmak için çok geç’. Bu bir durum tespiti. Ve bu sıkıntılı, gerçek olmayan durumdan kurtulmak istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Buna karar vermemiz lazım.
Bana ne benim cebimden mi çıkıyor bu para diyebilirisiniz? Haklısınız.
Ben öyle demiyorum.
Yüz defa yazdım bin defa daha yazarım. Çünkü asıl meselemiz ve tek meselemiz budur.
Bu paralarla Avrupa’nın en güzel statlarını, en güzel zeminlerini yapıp, Avrupa’nın her yerine adam satacak bir alt yapı kurmak o kadar kolay ki. Bu genç ve çaresiz nüfus burada dururken, bu kaynaktan yararlanamamak meseledir.
Bugün Avrupa’nın Katar’ıyız. Öyle mi kalmalıyız, yoksa Brezilyası mı olmalıyız? Bunu kendimize sormalıyız. Yani bu saçma savurganlığı bırakıp üretmeye başlayacak mıyız, başlamayacak mıyız? Mesele budur. Bir jenerasyonda her şeyi halledebiliriz. Sadece 7 yılda her şey değişir.
Yeter ki niyetlenin!