Schuster’in tercihlerini tartışmak lazım. 1-Bu kadar süredir oynamamış Ekrem’i ligin en süratli kanat oyuncularından birinin karşısına koymak (ki, Kadıköy’deki maçta da benzer bir durum yaşanmıştı).
2-Necip, Ernst, Guti bu takımın ideal orta saha ekibi olsa da çok uzun süredir bu grubu kullanamamak.
3-Aykut Kocaman’ın Kayseri’de yaptığı büyük hatayı tekrarlayıp yedek bir stoper bulundurmamak (Hem de İbrahim Toraman’ın moral, Ferrari’nin fizik problemi bu kadar belirginken).
4-Tüm iyi niyeti ve yüksek fizik çabasına rağmen Quaresma’nın takımın bir parçası olmasını sağlayamamak. O belki İnönü’de seyredilecek bir numaralı yetenek. Ama derbiyi dikkatli izleyenler defalarca bomboş pozisyondaki Almedia’yı göremediğini de tespit etmişlerdir.
Bunlar ayrı ayrı ve birlikte büyük zaaf yaratan ve bir derbiyi kaybetmek için yeterli tercihler.
Ancak gerçek şu ki, Almeida topu içeri vursa/Volkan kurtarmasa, kuşkusuz bunlar çok konuşulmayacaktı.
Aykut Kocaman’sa doğruları fazlasıyla yapmış görünüyor. Hem bu maç hem de genel politika açısından:

Skor yazarlığı yapalımMaçta: 1-Rakibin en büyük defansif zaafı olan duran top sıkıntısını değerlendirebildi.
2-Diğer büyük sıkıntı olan Ekrem’in bölgesine sürekli 2 hızlı adamı kaçırararak (Dia ve Niang) en azından Beşiktaş’ın baskısının sürekli olmasını engelledi. Hatta daha da ötesi. Bu planla rakibi eksik bırakmaya çok yaklaştı. Ayrıca Dia’nın biraz yetenek/koordinasyon fazlası olsa ilk yarıyı farklı önde bitirebilirdi.
3-Orta sahasını Topuz, Emre ve Selçuk’la Alex’e yakın kurup, onun da bu ekibin iki yönde de bir parçası olmasını sağladı.
Genel olarak:
1-İkinci yarıda çok daha iyi bir fizik durumdalar.
2-Kadro istikrarını (Stoch’u dışarda bırakarak) sağladı.
3-Alex’in çabasına karşılık verip temel oyun planının asli öğesi yaptı. Kabul edelim ki, başta düşündüğü 4-3-3’te ona yer bulamıyordu. Alex’in olağanüstü ısrarı ona planını değiştirtti.
4-Santos’u oyunun bir parçası yaparak iki savunma kanadını orta saha ve savunmayla yekpare kıldı.
Ancak gerçek şu ki Almeida topu içeri vursa, kuşkusuz bunlar çok konuşulmayacaktı.
Aykut Kocaman’ın Alex’in ve Schuster’in maçtan sonra söylediklerine bakmak yeter zaten.

Aykut Kocaman’ın tercihleri
PAOK/Young Boys/Kupa hezimeti yaşamış, ilk yarıda İstanbul dışında sadece bir maç kazanmış takım olma kâbusundan çıkmak konusunda yaptığı hamleler nedeniyle Aykut Kocaman’ı kutlamak lazım.
Hâlâ Dia ve Stoch’lu 4-3-3’ün işleyebilir olmadığını, Fenerbahçe’nin Semih-Niang-Alex üçlüsüyle 4-3-2-1 oynaması gerektiğini düşünmekle birlikte Kocaman’ın hakkını vermem lazım.
Takip edenler biliyor. Skorlar nedeniyle değil, bu takımın performans ve oyun açısından son 20 yılın en kötü Fenerbahçe’si olduğunu yazmıştım.
Bu sistem yürümedi ve muhtemelen de yürümeyecek. Eğer bunu yürütebilseydi Kocaman büyük bir devrime imza atacaktı.
Öyle yapmadı. Israr etmedi. Daum’un sistemini modifiye edip, ikinci yarının en performanslı takımını oluşturdu Kocaman, fakir deplasman lideri oldu.
Aykut Kocaman bir sistem devriminin peşinden koşmadı. Ama bir anlayış devriminin temellerini atttığını söylemek şimdiden mümkün. Hâlâ çok kuvvetli 2 rakibi var.
Bursasporlu futbolcular yeniden birlik olabilirlerse krizin altından kalkabilirler. Trabzonspor’un hâlâ gücü var.
Ancak ne olursa olsun tüm kayıplara rağmen Kocaman takımını doğrulttu. Onu sadece tebrik edebiliriz.

Haksızlık! yapmayalım

94 Dünya Kupası’dan önce Pele “Kolombiya şampiyonluk adayı. Brezilya’dan hiçbir şey olmaz” demişti.
Maradona belki de tarihin en iyi Arjantinli oyuncu havuzunu çöplüğe çevirdi.
Cruyff futbolun ölü bir spor olduğunda, ‘futsal’ın yeni futbol olması gerektiğinde ısrar etti bir dönem.
Bunlar futbolun sadece içinde olanlar, oynamışlar değil...
Sadece zirvesinde olanlar da değil.
Onlar futbolu futbol yapan adamlar. Bugün futbolu seviyorsak biraz da onların da sayesinde yani.
Ve bildiğiniz, gördüğünüz gibi yanıldılar.
Dolayısıyla yerel bir spor yazarının da öngörülerinde/analizlerinde zaman zaman yanılması, zaman zaman tutturması kadar normal bir şey olamaz. Değil mi?
Derbi maçından bu yana “Sen bu Ferrari iyi değil demiştin haklıymışsın!” ‘Tebrikler’i alıyorum.
Halbuki o gün bana haksızlık ediliyordu. Bugün Ferrari’ye ediliyor.
O gün Ferrari’nin kapısında yatıyordu yönetim, eşine Türkiye’de iş bulunmaya çalışılıyordu. Hayatında hiç kazanmadığı kadar para öneriliyordu. Ferrari yine de naz yapıyordu.
“Bu adam kapısında yatılacak adam değil! Hiç görüşmeden bırakılan Gökhan Zan ondan daha iyi. Ferrari geniş alanda büyük sorun yaratır” dedim ben de. Bunu sadece ben demedim. Denizli de, Zan’ın bu kadar kolay elden çıkarılmasına kızmıştı.
Ancak Denizli yeni sezona son derece defansif bir oyunla girdi. Dolayısıyla dar alan savunması yaptığı maçlarda Ferrari gerçekten yıldızlaştı. Gökhan Zan ise sakatlandı oynayamadı. Test edilemedi bile...
Sonrası malum Schuster geldi “açık alanda Ferrari’yle oynayamam satın!” dedi. Sonra Sivok sakatlandı vs. Ferrari kaldı.
Ben o gün yanılmamıştım. Sadece şartlar öyleydi. Bugün de müthiş bir öngörüye sahip olduğum filan ortaya çıkmış değil. Çünkü şartlar böyle!
Şimdi Ferrari’yi nerdeyse vatan haini ilan edenler insafsızlık yapıyor. O bu hatayı bir anda yaptı. Bezdirici, ısrarlı bir savaşçı olan Lugano kadar sağlam duramadı. Durabilse belki İtalyan, Uruguaylıyı attıracaktı. Olmadı, ama hatası da anlıktı.
Schuster ise 1 hafta düşündükten sonra tahammüden yedek stopersiz bir 18 kurdu.
Burada hain yok. Ama kötü bir komutan var. Her ne kadar genel futbol politikasını taktir etsem de burada kızılması gereken kibirli Schuster’dir.

Yeni kanunla biten medya

Uzun uzun yazmayacağım. Cumartesi günü Cemal Ersen yazdı. Linki aşağıda. Internete giremeyenler de mutlaka bulsun okusun. Çünkü medya susturuluyor. Oh olsun demeyin! Mantıklı düşünün!