Uzay Gökerman

Uzay Gökerman

uzaygokerman@yahoo.com

Tüm Yazıları

Beşiktaş’ın 3, Galatasaray’ın 2 puan kaybettiği bir hafta kazandığında bonuslarıyla birlikte 8 puanlık bir avantaj sağlayacağı karşılaşmaya çıktı Fenerbahçe.

Son yıllarda Trabzonspor ile ligin ilk haftalarında karşılaşıp sürpriz puanlar kaybediyordu. Bu maç sezonun beşinci haftasında oynansa, Kadıköy’de bile olsa Fenerbahçe için oldukça zor geçecek bir randevu olurdu.

Ligin ikinci yarısında daha kolay bir karşılaşma olmayacağının sinyallerini de almadık değil; 30. Hafta gibi çok kritik bir dönemde Trabzon deplasmanı Fenerbahçe için sırat köprüsü değeri taşıyacaktır.

Haberin Devamı

Fenerbahçe son haftalarda sürekli üzerine koyarak oynuyor.

Hollanda’da 0-0 berabere kaldığı Ajax karşılaşması sezonun en istikrarlı maçıydı.

Peşinden Mersin İY ile ilaç niyetine bir maç yaptı ve sezonun en gollü sonucunu elde etti.

Molde deplasmanı Fenerbahçe’nin kendini bulduğu, kendine geldiği, dahası kendine inandığı bir oyun ve sonuçla bitince Trabzonspor karşılaşması öncesinde taraftarın bol gollü galibiyet beklediği bir maça dönüştü.

Fenerbahçeli futbolcular müthiş bir baskı kurarak başladılar ve ilk yarı sahanın her yanında üstün, ilk toplara basan, rakibine bir an olsun boşluk tanımayan, bırakmayan bir takım izledik.

Golü de erken diyebileceğimiz bir bölümde bulunca farklı galibiyet beklentisinin realize olması an meselesi haline gelmişti.

Ve o kader anı; Diego’nun altı pas içinde topu iki kale boyu yukarıdan dışarıya attığı şut belki de karşılaşmanın Trabzonspor adına dönüm noktası oldu.

O top aynı Nani’nin gösterişli şutu gibi ağlarla buluşsa Kadıköy, Karadeniz ekibi için tam bir cehenneme dönebilirdi.

Ancak Diego futbolun en zor şeylerinden birini başardı ve o topu boşluğa gönderdi.

Ve maç boyunca da kaçırdığı bu pozisyonun ağırlığı altında ezildi kaldı.

Trabzonspor, tüm rasyonelliğini yitirmiş bir takım görüntüsündeyken, Fenerbahçe böylesine üstün ve baskılı oynarken ilk yarının nasıl 1-0 sonuçlandığını anlatabilmek de anlayabilmek de kolay olmasa gerekir.

Pereira’nın kafasında Diego ve Nani’nin aynı anda oynadığı bir takım var. Bu kesin, ancak futbol aklı bunu reddediyor dahası gerçekleşen şey Fenerbahçe’nin ceza sahası dışında müthiş top yaptığı ancak etkili bölgeye bir türlü yaklaşamadığı bir oyundan daha fazlası olamıyor ki zaten Nani ve Diego ile böyle futbol oynayabilirsiniz.

Haberin Devamı

Öyle olduğu için de Fenerbahçe kanatlara doğru kaydıkça gol pozisyonu üretiyor.

Klasik anlamda orta sahanın merkezinde top yapan ve sırtında taşıdığı 10 numaranın gereği orada olması beklenen Diego da, Nani de hatta Persie bile kenarlara açılarak oynamak zorunda kalıyor.

Takımınızda Volkan Şen, Markoviç gibi hızlı, dikine oynayabilen kanat oyuncularınız varken, onların yerine orta saha merkezli iki oyuncu ile yine kenarlara devşirilerek oynamaya çalıştığınızda ortaya kuşkusuz tuhaf görüntüler çıkıyor.

Fenerbahçe pozisyon üretemiyor.

Ancak!

Fenerbahçe dün akşam saat 22.00’ye doğru bu futbol anlayışı ve kadro yapısıyla ligin liderliğini puan farkıyla, bileğinin hakkıyla ele geçirdi.

Üstelik son haftalarda rakiplerine karşı net üstünlük kurarak ve kalesini gole kapatarak yaptı bunu.

Haberin Devamı

Eee, bu durumda ne diyeceğiz?

“Hala Pereira yanlış takım ve tercihlerle oynuyor, üstelik başarılı da oluyor, ama…” diyerek mi kuracağız tüm maç yazılarımızı?

Kazanan her zaman haklıdır.

Üstelik, iyi ve üstün futbolun karşılığı olarak liderliğe oturuyorsanız bu durumda yapmanız gereken şey teknik adama akıl vermek değil; bizim futbol atmosferine uymayacak ancak onu anlamaya, çalışmaktır.

Dün Beşiktaş için yazdığım şeyi burada Pereira için hatırlamam gerekiyor.

Lig uzun bir maraton ve her maç sanki yeni bir dakikaymış gibi üzerine koyarak oynuyor olmak önemlidir.

Pereira’ya ne sözü vermiştim?

Kadro istikrarı sağlar, bunda da ısrarcı olursa ; saygı duyar ve sabırla yapmaya çalıştığı şeyi beklerim!

Öyle de yaptı Portekizli Hoca ve karşılığını aldı.

Dün Diego akıl almaz bir pozisyon kaçırdı; ama bir detay var burada, kaçırdığı şey bir “pozisyondu” ve mutlak gollüktü, dahası Diego içindeydi.

Fenerbahçe beş hafta önce böylesi atak organizasyonu bile geliştiremiyorken, bugün çıkıp, Trabzonspor’a karşı gerçekleştirebiliyorsa bu sabrın sonudur.

Nani’nin ilk haftalarda ortaya koyduğu futbol ile şimdi arasında büyük bir fark var. Portekizli takımın beyni olmakla kalmıyor, golcüsü de oluyor.

Sürekli hareket halinde, dolaşıyor, sorumluluk alıyor, takımını yönlendiriyor.

Mehmet Topal için artık sadece ön libero demek haksızlık olur çünkü son bir iki maçta gördük ki artık o ceza sahasına yakın oynayan gol veya asist arayan bir futbolcu oldu; dün akşam rakibine basarak yakaladığı bir pozisyon vardı ki golle sonuçlansa sanırım en çok bunu konuşuyor olurduk; kötü ötesi vurdu topa.

Souza da hem takıma uyum sağladı hem de mevkiine; Topal’ı ileri iten oyuncu oldu.

Alper hala çok güçsüz ancak ilk zamanlardakinden fazla yere sağlam basıyor ve etkili oynuyor. Ancak bütün maçı çıkaracak seviyede değil.

Van Persie gol atamadı ancak ilk yarı çok çalıştı, arkadaşlarına pozisyon hazırlayan etkili bir forvet oldu. Takım ona çalışmayınca o takıma göre oynamaya gayret ediyor. Bu bile bir şeydir; çok da önemlidir.

Dün Hasan Ali iyi değildi; Caner olsaydı maçın kuşkusuz senaryosu değişirdi.

Gökhan da iyi değildi!

Hasan Ali ve Gökhan nerede iyi değildi? Hücumda! Adamları asli görevleriyle ölçmüyoruz, başka bir şey için değerlendiriyoruz.

Normal mi?

Bir tuhaflık yok mu?

Kuşkusuz var!

Böylece Fenerbahçe çok zor şartlarda başladığı bir sezonda bambaşka bir görüntüye bürünerek ligin havasını da değiştirmiş oldu.

Fenerbahçe bundan 15 sene önce aynı durumda olduğu bir sezon başlangıcı yapmış olsa belki Pereira bugün takımın başında değildi; ancak o kadar tecrübe biriktirdi ki krizi nasıl yönetmesi gerektiğini öğrendiğini hepimize gösterdi.

Diğerlerinin inişe geçtiği bir dönemde yakaladığı çıkışla kendisine de avantaj sağlamış oldu.

Eleştirerek, gelişimi sağlamak ile ümit kesip gemileri yakmak arasındaki duruş farkı olgunluktur! Olgunluk bilgi, birikim, tecrübe ve kuşkusuz bilgelik ile kendisini ifade eder.

Trabzonspor’a gelince; dünyanın hiçbir kurumu bu kadar kötü yönetilirken başarılı olamaz.

Trabzonspor 1996 travmasını atlatamamışken, peşinde 2011 sezonu geldi.

Sorunu kendisinde arayacak yerde ısrarla çözümsüz bir hayalin peşine takılmış gidiyor.

Şenol Güneş nerede, Burak Yılmaz, Umut Bulut, Selçuk İnan, Tolga Zengin nerelerde?

Daha niceleri nerelere gitmeye hazırlanıyor?

Dünkü karşılaşma kazara 1-1 sonuçlanmış olsa ne değişecekti Trabzonspor için?

Geçen sezon ağır bir baskı altında oynayıp 0-0 biten karşılaşmanın Trabzonspor’a ne faydası oldu?

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com