Daha üzülecek çok yıllarımız var, hazırlıklı olun.

Önce Trabzonspor’dan Halilhodzic sonra da Prandelli’nin Galatasaray’dan gönderilmesiyle Türkiye’de yabancı teknik direktörler döneminin kapandığını düşünüyorum.

Bu iyi bir şey mi?

Bu aslında bize dair bir şeydir.

Yapısal özelliğimiz gereği her türlü yeniliği anonim hale getirip, uyarlama özelliğimiz vardır.

“Unutursam Fısılda” isimli filmin en önemli sahnelerinden biri kendi müzik ve şarkılarını yazan genç müzisyenlerin yapımcı ile karşılaştıkları andır. Sofrada yabancı müziklere Türkçe söz yazarak aranjman haline getiren Fecri Ebcioğlu’nu andıran bir aranjör ile genç müzisyenler arasında geçen diyalog çarpıcı ifadeler taşır.

Gençler kendi müziklerini savunurken, aranjör “bu işi kaynağından almak gerektiğini” savunur ve “bizim müzik yapamayacağımızı” söyler.

Sonra genç kadın kahramanımız yanında getirdiği bandı koyarak yaptıkları bize ait olan o müziği çalar ve yapımcıyla birlikte salondaki herkesi etkiler.

1960 ve 70’li yıllarda müzik batıdan aranje ediliyordu. Sonra o yıllarda batıyı taklit ederek bizden müzisyenler çıktı ortaya.

Hatta Moğollar gibi rock Anadolu müziğini rock ile yorumlayan gruplar ortaya çıktı.

1980’lerde arabesk, özgün, 90’larda popüler müzik çıktı.

Aynı şey televizyon dizileri için de geçerlidir.

Önce yabancı diziler geldi, sonra bizim yerli uyarlamalarımız, şimdi kanallar diziden geçilmiyor.

Kalite var mı?

Özgünlük var mı?

Dahası sanat değeri taşıyor mu?

Niteliğinin nasıl ölçmemiz gerekiyor?

Anadol’dan sonra yerli yapım bir otomobil üretemedik. Hala en büyük idealimiz bu ancak istemekle olmuyor. Sadece montaj yapmakla yetiniyoruz.

Maalesef olayları ve olguları parçalara ayırarak ve birbirleriyle olan bütün bağlantılarını kopartarak değerlendirme alışkanlığımız var.

Derinleştikçe düşünme mekanizmamız zayıflıyor.

Derin sulara açılacak gemimiz yokmuşçasına derin düşüncelere gidecek fikir, bilgi ve paradigma araçlarında yoksunuz.

Hıncal Uluç Arda ile Messi’yi karşılaştırırken hiçbir maddi dayanağı olmayan ölçüler kullanarak şu cümleyi kurabiliyor.

“Barcelona bana dese ki 'Arda'yla Messi'yi takas edelim' ben şahsen kabul etmem hatta üzerine ne veriyorsunuzderim. Çünkü ben Arda'yı Messi'yle kesinlikle kıyaslamam.”

Kuşkusuz bu cümle kendi içinde farklı misyonlar da taşıyor ancak gerçek değil. İnsanımızı düşünme tembeli yaptığı gibi eylemselliğini de ortadan kaldırıyor.

Örneğin Derwall Mustafa Denizli’yi; Piontek Fatih Terim’i yanında yetiştirip futbolumuza armağan edebiliyorken, aynı şeyi Mustafa Denizli ve Fatih Terim’den 25 yıldır bekliyoruz ancak karşılığını göremiyoruz.

Çünkü devamlılık denilen şey genlerimizde yok.

Biz daha çok kişiselleştiriyoruz.

Kişiler üzerinden yorum yapıyoruz.

Ersun Yanal’ın elinde sihir var ve bir haftada Trabzonspor’u Galatasaray’ı yenebilecek hale getirebiliyor.

Prandelli de aksine üst seviye bir takımı üçüncü seviyelere indirebiliyor.

Hamza Hamzaoğlu şimdi gelecek ve tekrar Galatasaray’ı e üst seviyeye taşıyacaktır.

Böyle bir gerçek yok, buna sadece biz inanıyoruz. Çünkü dünyamız sadece bu kadarını anlamaya yetecek genişliğe sahiptir.

40 yıldır bu ülkede futbol izler, tartışmalara şahit olurum. Son 10 yıldır da bu tartışmaların içindeyim. Kişiler gelip geçiyor ancak alışkanlıklarımız, yaklaşımlarımız, paradigmamız değişmiyor.

Daha üzülecek çok yıllarımız var, hazırlıklı olun.

http://twitter.com/uzaygokerman