Uzay Gökerman

Uzay Gökerman

uzaygokerman@yahoo.com

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Geçtiğimiz Cuma günü Euroleague karşılaşması öncesinde Fenerbahçe’nin efsane oyuncularından Datome için hakkettiği müthiş bir emeklilik töreni yapıldı. Yaklaşık 10 dakika süren bu uğurlama o kadar etkiliydi ki ısınmaya çıkan Milano ve Fenerbahçeli oyuncular zaman zaman gözleriyle olan biteni izlediler.
İşe biraz da tebessüm katalım; hani o karakteristik reklamdaki söylendiği şekliyle ifade etmek gerekirse; “gazoz olma efsane ol!” ikonik sloganının karşılığı tam anlamıyla Datome’dir belki.
Kuşkusuz sadece o değil dönemin Fenerbahçe forması giyen hemen tüm oyuncuları için benzer bir tanımlama yapmak mümkündür.
Bu bir oyuncunun bir takım içinde ulaşabileceği en üst seviye olmalıdır.
Sembol, efsane, unutulmaz... kelimeleriyle anılmak, büyük kalabalıklar tarafından eşsiz ve tarifsiz bir sevgiye boğulmak!
Dün Fenerbahçeli futbolcular Kasımpaşa maçı sonunda taraftarının önüne gittiğinde takıma karşı benzer bir sevgi gösterisi vardı.
Bir dönemin gerçekten yenilmez gücü basketbol takımı için taraftar hangi duyguları hissediyorsa sanırım futbol takımı da yavaş yavaş o mertebeleri deneyimlemeye başladı, diyebiliriz.
Sezon başından bu yana hemen her karşılaşma öncesinde sonrasında vurgulamaya çalıştığım ve önem verdiğim detay tam da buydu işte!
Artık takımın kendine güveni en üst seviyeye ulaşmışken teknik direktörünü de futbol kamuoyu önünde prestijli bir yere de taşımış oldu.
Hakedilmiş bir sonuç mudur bu; sonuna kadar!
İsmail Kartal takımına o kadar hakim bir görüntü sergiliyor ki Avrupa’da neredeyse ilk on bir oyuncularının tamamını değiştirecek kadar cesur kararlar veriyor.
Gerçekten çok uzun yıllardan bu yana böylesine etkili, güçlü, tuttuğunu deviren bir Fenerbahçe izlemediğimizden övgünün dozunu ve süresini de abartıyor olabilirim.
8 Avrupa ve 8 Süper Lig karşılaşmasıyla toplam 16 galibiyetlik bir seri de sanırım bir miktar abartıyı hak ediyor olmalıdır; çünkü Avrupa’nın büyük liglerinde bu sürecin bir benzerini yaşayan bir başka takım bulunmuyor.
Evet, bu girişin sonunda Kasımpaşa maçına gelebiliriz sanırım.
Karşılaşmanın 2-0 sonuçlanması maçı izlememiş birine bu yazının giriş bölümünü çok daha abartılı hale getirebilir; ama hakkı elbette bundan çok daha fazlaydı.
Bir kere Fenerbahçe takım halinde rakip alanda oynamayı çok iyi öğrenmeye başladı. Bu savunmayı çok rahatlatan bir başka önemli detaya da dönüştü.
Dün Kasımpaşa karşısında Fenerbahçe’nin attığı her iki golün öncesinde İsmail Yüksek’in orta alanda topu kesmesi ve hızla ileri göndermesi vardı.
Biri asist oldu, diğeri de penaltı pozisyonunu hazırladı.
İsmail Yüksek bu anlamda “6” numara oyuncusunun görev tanımını futbol kamuoyuna öğretiyor dersek de doğru bir tanımlama yapmış oluruz.
Hele transfer döneminde özellikle bu mevki üzerinden koparılan tartışmalar hatırlanacak olursa İsmail Yüksek’in nasıl büyük bir işin altından başarı ile kalktığı çok daha anlamlı hale gelecektir.
Diğer tarafta çok iyi iş çıkaran Ferdi ve Oosterwolde ile birlikte çok zengin bir kanat organizasyonu kurulduğunu görebiliyoruz.
Her iki oyuncu da sıfır çizgisine kadar inerek rakip savunmanın tüm dizilimini bozarken ceza sahası içinde takım arkadaşları için geniş boş alanlar ve şut opsiyonları yaratıyorlar.
Maçın skorunun düşük kalmasında önceki maçlara oranla bu bölgelere yeterli oyuncunun girememesini veya kanatlardaki oyuncuların doğru pas tercihleri yapamamalarını not edebiliriz.
Kuşkusuz bir de Kasımpaşa kalecisi Gianniotis’in yaptığı kurtarışlar vardı.
Fenerbahçe’nin 8,6 (11 iç saha – 5,3 dış saha) maç ortalamasıyla Süper Ligin kaleye en isabetli şut çeken takımı olduğunun tespitinden hareketle Kasımpaşa maçında 7 isabetli şut attığını buraya yazmış olalım.
Dzeko, hele Batshuayi biraz dikkatli olabilseler skor bunun en az 2 katı olacaktı.
Savunma için ön alan baskısından söz etmiştik ancak Djiku ve Becao’nun her maç yükselen form ve uyumunun rakip hücum oyuncularına kaleye şut çekme fırsatı bile vermediğini ilave edebiliriz.
Olumlu detayları övgüyle bu derece belirtirken bir başka gerçeğin de altını çizmek gerekiyor.
Fenerbahçe ve Galatasaray’ın kadrolarının ligin genel ortalamasının çok üzerinde olduğunu görebiliyoruz. Bunun bir bakıma diğer takımlarla arasındaki rekabetin dozunu düşürdüğünü söylememiz doğru bir yorum olacaktır.
Henüz Süper Lig’de galibiyetle tanışmamış 3 takım var; 9. İle 17. Sıralardaki takımların galibiyet sayıları da 2.
Fenerbahçe (8) ve Galatasaray’dan (7) sonra en çok galibiyet sayısı da 5’er galibiyetle Adana Demirspor ve Beşiktaş’a ait.
Bu tablo yıllardır ilk kez 8. Hafta sonunda bu kadar keskin çizgilerle ayrılmış oldu. Bununla ilgili yorumları ilerleyen haftalarda biraz daha detaylı yapmak üzere burada bırakmış olalım.
Yeni bir Milli araya giriyoruz. Bu sefer takımın başında yeni bir teknik direktör Montella olacak. Karşılaşmaların sonuçlarını merakla bekliyor olacağız.
Diğer tarafta bu aradan sonra Fenerbahçe’nin sahasındaki ilk randevusu kazanarak zirveye yaklaşan Volkan Demirel’in çalıştırdığı Hatayspor olacak. Bu maç Fenerbahçe’nin ilk ciddi sınavlarından biri olabilir görünüyor.