Karşılaşma öncesindeki genel tahminim Galatasaray’ın bu maçı çok kolay kazanacağı yönündeydi. Öyle de oldu; neden mi?

Mancini çok tipik bir İtalyan, kontrolü seviyor, daha çok dengeli ve kademeli oynamaya gayret gösteriyor. Bu nedenle de risk alan oyuncuya karşı tahammülü yok. Takım oyunun parçası olmaya çalışan her oyuncuya şans ve fırsat tanıyor.

Takımının önce rakibi anlamasını, boşlukları bulmasını istiyor, sonra da en küçük hatayı değerlendirecek atak organizasyonlarını deniyor.

Akhisar Belediye, aynen Bursaspor, Eskişehirspor dengi bir takım havasına bürünmüş. Hamza Hamzaoğlu hem ligdeki pozisyonu hem de oynadığı iyi futbol ile kendine güvenen bir takım yaratmış. Haksız da değil; Trabzonspor’a karşı alınan gösterişli sonuç, özellikle kendi sahasındaki başarısı bunu destekleyen bir şeye dönüşüyor.

Ancak…

Böyle anlayışa sahip takımlara karşı Mancini çok rahat maç kazanıyor.

Akhisar ilk on dakika maça öyle başladı ki Galatasaray diğer yarı sahaya bile geçerken zorlandı. Bu oyun deplasman takımının sahaya yayılmasını da etkiledi. Alanlar arasındaki boşluklar arttı.

Ve bir başka şey daha gördük; Akhisar’ın savunmasının sağı ve solu bomboştu. Bununla kalsa iyi özellikle kanat akınlarından ceza sahasına inen topların hiçbirine müdahalede bulunamayan bir kaleci ve iki stoper vardı.

Sneijder’ın kullandığı köşe vuruşunda üç savunma oyuncusunun arasından sıyrılıp güzel bir kafa vuruşu ile takımını öne geçiren Drogba sadece kilidi açmakla kalmadı şifreyi de çözmüş oldu.

Galatasaray neredeyse bütün gollerini bu boşluklara sızan etkili ve hızlı oyuncularının koşusuyla kazandı.

İkinci golde Telles elli metre geriden ceza sahasına doğru koşarken etraftaki Akhisarlı oyuncuların buna duyarsız kalışları zaten bu maçın sonucuna dair bize net fikir verdi.

Telles’in golünde kaleci Emrah’ın da hareketsiz kalışı, sonrasındaki pozisyonlarda ne şekilde reaksiyon göstereceğinin fikrini verdi.

Telles Galatasaray’ın kanat organizasyonlarına büyük zenginlik katarken; Sneijder sanki Chelsea maçının provasında gibiydi. Müthiş verimli oynadı, çok iyi paslar çıkardı.

Mancini Galatasaray savunmasının sağına dair neden bu kadar kararsız kalıyor bunu da anlamak zor. Elinde üç yerli tercihi varken burada Eboue ile başlaması taktiksel olmaktan çok kadro rotasyonuna yönelik olmalıdır. Ancak solda istikrarlı seçimlere yönelirken sağda alternatif bolluğundan bu kadar çok oyuncu denemesi takım oyununu mutlak surette etkiliyordur.

Galatasaray’ın bütün golcüleri o kadar boş ve rahat alanlar buldu ki kendilerine güvenleri yerine geldi diyebiliriz.

Bu maç Hamza Hamzaoğlu’nun teknik direktörlük kariyerine negatif puan olarak yazılacaktır. Üstelik goller peş peşe gelirken hata üzerine hata yapması oyunu hiç okuyamadığı anlamına geliyordu ki esas tehlike buradadır.

2-0 normal bir ilk yarı skoruyken maçın 6 golle sonuçlanması onun teknik adamlık vizyonu için soru işaretinden fazlasıdır.

Maalesef bir gerçek var ki bu teknik adamlarımız Mancini'ye asla rakip olamazlar.

Maçın genel teknik analizi için hafta içinde gerekli istatistiki verilerle daha ayrıntılı şeyler konuşabiliriz.

Ve Fırat Aydınus…

Yepyeni bir tartışmanın içine soktu bütün spor kamuoyunu. Yatıp kalksın dua etsin Hamza Hamzaoğlu’na da Akhisar’ı böyle oynattı. Bu maç 2-2 gibi bir sonuçla bitse ya da Galatasaray’ın zorlandığı bir maç olsa onun için çok daha sıkıntıya düşeceği ikinci 45 dakika yaşardı.

Fırat Aydınus, küfür etti mi etmedi mi?

Aslında o kadar basit ki!

Söz konusu pozisyon öncesinde Melo’ya sarı kartını çıkarabilse yani adaleti varoluşunun gereği olarak sağlayabilse bütün bu polemikler yaşanmayacaktı.

Ama adalet yerini yine buldu, çünkü sonuç olarak eğer bir hakem sahada olup biten yerine kafasındakilerle maç yönetmeye kalkarsa bu durumda devreye bir başka adalet ihtiyacı, mekanizması girer.

Aydınus işte tam da bu adaletin pençesine düşmüştür.

Bundan sonrası çok daha zordur. Bir daha hakemlik yaparken sahada küfür eden bir oyuncuya nasıl kırmızı kart gösterecektir?

http://twitter.com/uzaygokerman