Senelerdir, iki bin yıllık meydanı ve civarındaki büyük eserleri; turist otobüslerinin, ağır vasıtaların, kamyonların tahakkümünden kurtarmak için mücadele verildi. Topkapı Sarayı surlarının içindeki arsaları İstanbul vilayeti otopark haline getirmişti. Ayasofya, Sultanahmet Camii gibi muhteşem eserlerin önünde her gün yüzlerce otobüs park yapıyordu. Ayasofya ve Topkapı arasındaki III. Ahmed Çeşmesi’nin etrafı Eminönü Belediyesi’nin bilet kestiği bir otopark yeriydi. Padişahın elinden çıkan nefis hat eseri müzeyyen levhalar egsoz dumanı içinde boğuluyordu. Topkapı Sarayı’nın Bab-ı Humayun denen mermer kapısından otobüsler yüzünden kimse geçemiyordu. Kapının mermeri aşınıyor, kırılıyor, siyah sürtünme izleriyle çirkin bir görünüm gösteriyordu. Çünkü surun içindeki Milli Eğitim matbaasına kağıt bobinleri taşıyan, burada basılan eserleri dışarı nakleden kocaman damperli kamyonlar kapıyı çizip, aşındırıp girip çıkmakta mahzur görmüyorlardı.
Belediyenin aldığı tedbirler desteklenmeli
Benim de dahil olduğum uzun kavgalar sonunda Kültür Bakanı Atilla Koç zamanında önce sarayın kapısı kurtuldu, buradan otobüs ve kamyon geçmez oldu. Sonra şimdiki bakan Ertuğrul Günay, Milli Eğitim matbaasını Topkapı arazisinden çıkarttırdı. Kapının önündeki 18’inci asır harikası III. Ahmed Çeşmesi ise şimdiki Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir sayesinde otopark olmaktan çıktı. Sultanahmet Meydanı’ndan Topkapı’ya kadar otobüs ve araba trafiği yasaklandı. Bab-ı Humayun motorlu taşıtlara kapatıldı. Buna garip itiraz sesleri yükseldi; “Yürüyemiyoruz, yürümeyiz” deyü... Bu sene Fatih Belediyesi bütün Sultanahmet Meydanı’nı motorlu taşıt trafiğine kapatıyor. Bu İstanbul’u sevenlerin ve medeni dünyanın bir hayalidir. Turist otobüslerine giriş-çıkış için para ödetiyorlar ve alan içinde park ettirmiyorlar. Önceden otobüsler, Sultanahmet ya da Ayasofya’yı gezdirtmek için indirme bindirme yeri olarak Sultanahmet ve Ayasofya arasındaki parkın önünü kullanırdı. Oraya turist rehberleri “Ayasofya duraklar” diyordu. Meydanın trafiğe kapatılması gibi alkışlanacak bir karar ileride mutlaka Malta adasında olduğu gibi elektrikle çalışan küçük taşıtlar tarafından desteklenmelidir. Aksi takdirde bugünkü problem ortaya çıkar. Sultanahmet trafiğini tamamen temizlemek için otobüsler, indirme-bindirme yeri olarak Yerebatan Sarnıcı girişinin önünü kullanıyor. Bunun yarattığı karışıklık bir yana herkesin şikayetçi olduğu şey yolda çökmelerin başladığıdır. Bu çökmelerin görülmesi hayra alamet değil; otobüsler ve ağır vasıtaların her biri orada en az
10 dakika bekliyor, 1600 yıllık Yerebatan Sarnıcı’nın kolonları bu yüke ne kadar dayanabilir? Belediye her noktaya zabıtalar dikti; ne var ki özellikle Ankara ve İzmir’den gelen otobüsler kuralı bilmiyor ve zabıtalarla çatışma çıkıyor.
Bu yasağın çok daha yaygınca ilan edilmesi gerekir ve otobüsler için de bir müddet eski “Ayasofya durakları” indirme-bindirme yeri olarak kullanılmalıdır. Ancak şunun üzerinde ısrarla durmak lazım, bir an evvel ihtiyacı karşılayacak sayıda elektrikle işleyen çevreci araçlar getirilmelidir. Sultanahmet ve çevresi böyle kurtulur.
İsabetli bir karardı, bu bölgenin tramvay trafiğine açılması 1980’lere aittir; isabetli bir karardı ama kullanılan araçlar çok ağırdır, hem bölgedeki geniş Roma devri sarnıçlarına hem de cami ve eski eserlere zararı dokunur. Sultanahmet hepimizin ve dünyanın... Fatih Belediyesi’nin Sultanahmet için aldığı tedbirleri desteklemeli.
Osman Nami Osmanoğlu iki dedesinin yanına defnedildi
II. Abdülhamid’in kızı, “Babam Abdülhamid” adlı hatıratın yazarı Ayşe Sultan ile II. Abdülhamid Han’ın yaverlerinden Ahmet Nami Bey’in oğludur. Ahmet Nami Bey Suriye devletinin cumhurbaşkanı seçilmiştir. Müteakip yıllarda Ayşe Sultan Ahmet Nami Bey’den ayrılmış ve Paris’te maddi ve manevi bakımdan çok ağır bir sürgün hayatı geçirmek zorunda kalmıştır. Osmanlı Hanedanı’na mensup sultanlar (İmparatorluk prensesleri için) çıkarılan 1952 affından sonra Türkiye’de kalan annesi Müşfika Kadınefendi’nin yanına dönen Ayşe Sultan 30 yıla yaklaşan bu sürgün hayatı boyunca çocuklarını Paris’te tamamiyle kendi emeği ile yetiştirmiştir. Osman Nami Bey harp yıllarının sıkıntıları da dahil olmak üzere Montpellier de iyi bir tahsil ile madenci olmuştur. Kendisini 1970’lerde tanıdığımda zekası, mizah yeteneği ve filozofça tevazuunu gözledim. Bütün yetişme yılları boyunca uzak kaldığı ülkesi ve halkı ile kaynaşma kabiliyeti hayranlık uyandıracak düzeydeydi. Padişah torunu ve Reisicumhur oğluydu. Ama kendi gibiydi. Dışarıda büyümesine rağmen Türkçeyi iyi öğrenen ve muhafaza eden Osmanlılardandı. Cumartesi günü dedeleri II. Mahmut ve II. Abdülhamid’in yanına defnedilmiştir.
Bul

Celal'de Cemal'in tecellisi