Köşk'ün yetkisi fazla

Köşk'ün yetkisi fazla


Bugün özgürlükçü demokrasilerin en önemli ilkesi, insanın devlet için değil, devletin insan için varolduğudur. Aslında devletin insanlara karşı korunmaya da ihtiyacı yoktur. Toplumda herşey insan hak ve özgürlüklerini sağlamaya ve bunları geliştirmeye yönelik olmalıdır.


       Cumhuriyet tarihinde ilk kez parlamentoda temsil edilen tüm siyasi partilerin liderlerinin ilk imzaları atarak Cumhurbaşkanlığına aday gösterdikleri Anayasa Mahkemesi başkanı Ahmet Necdet Sezer, Anayasa Mahkemesi'nin 38. kuruluş yıldönümü törenlerinde yaptığı konuşmasında, cumhurbaşkanın görev ve sorumluluklarına ilişkin sözleri dikkat çekti. Sezer, Yüksek Askeri Şura kararlarından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun kararlarına kadar idarenin tüm işlemlerine karşı yargı yolunun açık olması gerektiğini açık ifadelerle dile getirdi. Anayasa'nın Geçici 15. maddesinin kaldırılarak, Milli Güvenlik Konseyi döneminde çıkarılan yasa ve kanun hükmündeki kararnamelerin Anayasa'ya aykırılığının ileri sürülebilmesi gerektiğini savunan Sezer'in konuşmasını özetleyerek dikkatinize getiriyoruz.

       ANAYASAL DÜZLEMDE GERİLİK: 1961 Anayasası, yerini, bireyin üstünlüğünü ve kurumların özerkliği yerine devletin önceliğe verildiği, yürütmeye öteki organlar karşısında pekçok üstünlüğün tanındığı hak ve özgürlüklere sınırlamalar öngörüldüğü, yargısal denetimin daraltıldığı, 1982 Anayasası'na terketmiştir.
       12 Eylül öncesinde yaşananlara bir tepki olarak, 1982 Anayasası'nda hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayan bu ilkeyi zedeleyen kimi kurallara yer verilmiştir. Bunun sonucu olarak, Cumhuriyetin hukuk devleti niteliğine ilişkin önemli sorunlar ortaya çıkmıştır.

       LAİKLİK: Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinden gelen bir ilkedir. Bu ilkenin anayasalarda Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılması, herşeyden önce demokratik hukuk devletinin varlığını koruması yönünden zorunludur.

       İNSAN İÇİN DEVLET: Anayasal düzenlemeler, insan hak ve özgürlüklerinin elde edilmesi veya genişletilmesi için devlet gücünü kullananlara karşı ve bunların yetkilerini sınırlamak amacıyla yapılmıştır. Bugün özgürlükçü demokrasilerin en önemli ilkesi, insanın devlet için değil, devletin insan için varolduğudur. Aslında devletin insanlara karşı korunmaya da ihtiyacı yoktur. Toplumda herşey insan hak ve özgürlüklerini sağlamaya ve bunları geliştirmeye yönelik olmalıdır.

       DEMORKASİ: Demokrasi, aralıklarla seçim yapılması, ülkedeki yönetimin mutlaka `demokratik hukuk devleti' olduğunu göstermez. Yönetim halkın oyu ile belirlendiğinden sadece biçimsel ölçüt yönünden ülkede `demokrasi' bulunduğundan söz edilebilir. Bu nedenle, `demokrasi' ile `hukuk devleti' kavramları eşanlamlı değillerdir. Ancak demokasi, hukuk devletinin gerçekleşmesinin en önemli güvencelerinden birisidir.
       Toplumsal örgütlenmenin çeşitli aşamalardan sonra ulaştığı en ileri çağdaş düzey, çoğulcu, demokratik `hukuk devleti'dir.

       HUKUK DEVLETİ: Hukuk devleti, `hukuku olan devlet' demek değildir. Bu anlamda, her devletin mutlaka bir hukuku vardır. `Hukuk devleti' bu ilkeye uygun bir hukukun varlığını gerektirir. Böyle bir hukuk ise, bireyler için hukuk güvenliği sağlayan ve evrensel ölçülerle uyumlu bir hukuktur. Hukuk devleti, belirli bir hukuk düzeninde anlam kazanır ve yürürlükteki kuralların içeriği ile nitelenir.
       Hukuk devleti, devletin hukukla bağlanması ve yönetimde kuralların egemen olmasıdır. Hukuk devleti, siyasal iktidarı sınırlayarak, yürütme erkini ve yönetimi kurallara bağlayarak aynı zamanda istikrara da hizmet eder. İstikrar hukuksal güvenlikle sağlanır.
       `Hukuk devleti', kişilerin hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı, yönetenlerin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine bağlı olduğu, böylece kişilere hukuk güvenliğinin sağlandığı devlet demektir.

       YENİ ANAYASA: Anayasalar, toplumun tüm sorunlarını çözme araçları değildirler. Toplumda demokrasinin tüm kuralları ve kurumları ile yerleşmesi, buna elverişli bir anayasa dışında başka faktörlere de bağlıdır. Ancak, anayasaların kimi sorunların çözümünü kolaylaştırıcı, kimilerini de zorlaştırıcı etkileri oldukları da kuşkusuzdur.
       Çağdaş demokratik uluslar topluluğuna katılabilmemiz için geçirilip özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, güvenceli, devlet organları arasında görev ve yetkileri dengeleyen hukuk devleti ilkesini sözde bırakmayıp yaşama geçiren bir anayasa oluşturulması gerekir.

       KIYAĞA KARŞI SİNYAL: Yasal düzenlemelerle kimi kişilere, çıkar sağlanması da yasa önünde eşitlik ilkesine aykırıdır. Yasa önünde eşitliğin temelinde insan onuru vardır. Kişilerin insan olarak aynı değere sahip olmaları hukuk karşısında insanların eşit sayılmasını zorunlu kılar. Hukuk karşısında eşitlik, hukuk devleti ilkesinin zorunlu sonucudur.

       5+5'E ATIF: Yasalarda, `genellik' ilkesine uyulması, hukuk devleti olabilmenin göstergelerinden biridir. Yasaların genelliği ilkesi, özel, aktüel ve geçici bir durumu gözetmeyen, belli bir kişiyi hedef almayan aynı hukuksal durumda bulunan herkesi kapsayan kuralların koyulmasını zorunlu kılar. Genellik ilkesi, yasa kuralları için olduğu kadar Anayasa kuralları yönünden de öncelikle zorunludur.

       OHAL DE HUKUK REJİMİDİR O HALDE DENETLENEBİLMELİ: Olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerin Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla dava açılamayacağı belirtilmiştir. Bu kural, olağanüstü hal rejiminin de `hukuk rejimi' olduğu düşüncesine aykırıdır... Böylece hukuk devleti ilkesi zedelenmekte, Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi ortadan kaldırılmaktadır.

       12 EYLÜL SORGULANABİLMELİ: Anayasa'ya uygunluk denetimi yapılamayan kuralların büyük bir bölümünü, Milli Güvenlik Konseyi döneminde çıkarılan yasalar oluşturmaktadır. O dönemde yürürlüğe konulan 626 yasa, Anayasa yargısı denetimine bağlı değildir.
       Anayasa'ya uygunluk denetiminin kapsamını kısıtlayan Anayasa kurallarının en önemlisi, Anayasa'nın Geçici 15. Maddesidir. Anayasa'nın Geçici 15. maddesinin son fıkrası kaldırılarak, Milli Güvenlik Konseyi döneminde çıkarılmış olan kanunlar ve kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa'ya uygunluğunun denetlenmesine olanak verilmelidir.

       CUMHURBAŞKANININ YETKİLERİ FAZLA: Kişilerin hukuksal durumlarını etkileyebilecek olan ve cumhurbaşkanın devletin başı sıfatıyla değil, yürütme organının başı sıfatıyla tek başına yapacağı işlemlerin yargı denetimi dışında tutulması hukuk devleti ilkesi ile uyuşmaz...
       Anayasa'ya göre Cumhurbaşkanı, "yürütme organı" içinde değil, tüm devlet yapısında üstün bir konuma ve önemli yetkilere sahip bulunmaktadır. Cumhurbaşkanına verilen yetkiler, parlamenter demokrasinin sınırlarını aşmaktadır. Oysa demokratik devlet düzeninde, ulusal idareyi temsil eden parlamento dışında sorumsuz bir cumhurbaşkanın yönetimi paylaşması ve tek başına önemli yetkiler kullanması kabul edilemez.

       HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜ: Devletin, hak arama özgürlüğünü daraltan tüm sınırları kaldırması ve yolla yargı denetimini yaygınlaştırarak adaletin gerçekleştirilmesini sağlaması, hukuk devleti ilkesine yer veren Anayasa'nın 2. maddesi gereğidir. Anayasa'da Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik hukuk devleti niteliği vurgulanırken, devletin tüm eylem ve işlemlerinin yargı denetimine bağlı olması amaçlanmıştır. Çünkü yargı denetimi, hukuk devletinin olmazsa olmaz koşuludur.

       YARGIYI SEÇEMEZ: Açabileceği bir iptal davasına bakacak Anayasa Mahkemesi'nin üyelerini yürütme organının başı olan cumhurbaşkanının seçmesi, hukuk devleti ilkesinin gereklerinden olan yargı bağımsızlığıyla bağdaşmamaktadır...
       Cumhurbaşkanı'nın Anayasa Mahkemesi üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nı seçme görev ve yetkisine mutlaka son verilmeli; Anayasa'ya uygunluk ve idari yargı denetimini daraltan ve bu nedenle hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayan Anayasa kuralları kaldırılmalıdır.


16 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber