Abbas Güçlü

Abbas Güçlü

aguclu@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Sosyal medyanın eleştirilecek çok yönü var ama biz gazeteciler açısından bakıldığında nabzı tutma konusunda müthiş avantajlar sağlıyor.
Sokağa çıksanız, kaç kişiye ulaşabilirsiniz?

10, 20, en fazla 30 ama sosyal medyada 24 saat içerisinde, binlerce, on binlerce, hatta yüz binlerce kişiye ulaşmanız mümkün!

Anlık değil de sürekli ve olabildiğince objektif bir takipçi grubunuz varsa, bu sizin için inanılmaz yol gösterici olabiliyor.

Hani hep halka bir soralım diyoruz ya, işte orası, halkın ta kendisi. Tabii sağlıklı bir platform oluşturabilenler için.

Genç Bakış’ı çok uzun yıllar yaptık ve çok önemli deneyimlerimiz ve tespitlerimiz oldu. Format açısından hem çok zor hem de çok riskliydi. Sürdürülebilir olmasının en önemli teminatı ise objektiflik ve saygıydı.

Herkes, herkesin görüşüne katılmasa da ifade özgürlüğüne saygı duyardı. Başkasından beklediği saygıyı, önce kendisi gösterirdi. Bazen, “Toparlasan iyi olur” dememiz ya da teşekkür edip, mikrofonu başkasına uzatmamız o yüzdendi.

Şimdi de bazı takipçilerimizi, hiç istemesek de engellememiz yine bu yüzden. Çünkü saygı yoksa, gerisi teferruattır. Hakaretle, karalamayla, imzasız infazlarla bir yere varılmayacağını artık anlamamız gerekiyor.

Genç Bakış’ta bunu başarmıştık. Kırmadan, dökmeden, yağcılık yapmadan her türlü eleştiri ya da övgü dile getirilebiliyordu. Umarız, sosyal medyada da o günler gelir.

Mustafa Kemal, bir toplantıda, bir gencin kendisini eleştirmesi üzerine, bize de ışık olan şu değerlendirmeyi yapar:

“Bu genç doğru söylüyor, tebrik ederim. Biz her yaptığımızı methedenlerden değil, gerçekleri olduğu gibi görenlerden fayda göreceğimize inanmalıyız. Bu genç doğru düşünüyor, söylediklerinde, ben de dahil hepimiz için ibret alınacak şeyler mevcuttur...”

Önceki gün, Twitter’da “10 maddelik bir anayasa hazırlansa, bu anayasanın olmazsa olmaz maddelerinden biri eğitim ve bilimse, bir diğeri de kesinlikle liyakat olmalıdır!” deyip, “Peki ya diğerleri ne olmalıdır?” diyerek, nabzı yoklama yoluna gitmiştim.

Bireysel ve genel öncelikler farklıydı ama ortak dilek hukuk ve adaletti!..

2020 Sınav Maratonu

10 milyona yakın gencimizin yarışacağı sınav maratonu, hafta içinde, üniversite başvurularıyla start aldı.

Peki ne kadarı istediği liseye, fakülteye ya da işe girip hayaline kavuşabilecek?

Yarısı bile değil. Üçte biri dahi abartılı olur.

Peki o zaman, onca eziyet, onca masraf, onca zaman kaybı niye?

Bu sorunun cevabını bulduğumuzda, eğitim sistemimiz rayına girecektir!..

Eğitimde, insan gücü planlaması çok önemli.

Eğer bunu yapmazsanız, bugün olduğu gibi tüm öğrencileri üniversite önüne yığıp umut tacirliği yaparsınız ki bu da bizi ülkemizin kaynaklarını hovardaca harcamanın ötesine geçiremez.

Eğitimini yarım bırakanlar mutsuz da diplomalı olanlar mutlu mu?

Evet demek çok zor!

Üniversite başvuruları başladı ama eskisi gibi bir talep yok. Başvuru sayısı belki çok olacaktır ama YÖK, kontenjanları ne kadar azaltırsa azaltsın, kesinlikle dolmayacaktır.

Dün bir öğrenci attığı mesajda şu sorusuna cevap arıyordu:

“Annemin istediği gibi üniversiteye mi gitmeliyim yoksa bir an önce hayata atılıp kendime bir yol mu çizmeliyim?”

Cevabı zor bir soru ve pek çok soruyu da beraberinde getiriyor.

Twitter ve Instagram’da yayınladığımda çok farklı yorumlar geldi.

“Boşuna okumasın, o da bizim gibi işsizler kervanına katılacak” diyen de çoktu, “İşsiz de kalsa entelektüel birikim için okuması şart” diyen de vardı! Peki, size göre ya da bana göre ne yapmalı?

Yol haritası kişiden kişiye değişir.

Bu biraz da beklentilerle alakalı!

Birisi için doğru olan, bir başkası için hayal kırıklığı yaratabilir!

En vahim olanı, gençlerimizin, eğitime olan güvenlerinin sarsılmış olması!

Çocuklarımızı eğitimden soğutmaya ve eğitim aşklarını köreltmeye hiç kimsenin ve hiçbir kurumun hakkı olmamalı!

Özetin özeti: Yapacak çok iş var ama aklın, bilimin önderliğinde ve adaletin, liyakatin öncülüğünde!..