Özal’ın bu ülkeye kazan- dırdıkları elbette unutulmaz.
Peki ya kaybettirdikleri?
Örneğin, tarım ve hayvancılık?
Eğer bugün köylü, köylülüğünü unuttuysa, samanı, mısırı, kuru fasulyeyi, acı biberi dışarıdan ithal ediyorsak, bu, biraz da onun yüzündendir.

Bir yandan ille de üretim diyoruz, öte yandan dış borç yüz milyarlarca dolarla ifade edilirken, hâlâ dışarıya göz kırpıyoruz...
Yüksek teknoloji gerektiren ürünler üretmemiz belki uzun vadede mümkün ama şu an için hayal!
Üretebileceğimiz ve bunu olabildiğince artırabileceğimiz belki de tek sektör var, o da tarım ve hayvancılık!
Ama siz kalkıp, üretebileceğimiz en temel ürünleri bile yurtdışından ithal ederseniz, köylüye köylülüğünü, üreticiye üreticiliğini, tüketiciye de yerel tatları unutturursunuz.
Eskiler hatırlar, her şey, çikita muzla başlamıştı.
Tek derdimiz oymuş gibi, aylarca, yıllarca onu tartışmıştık.
Ve o gün bugündür ne bulsak ithal ediyoruz.
Hem de şaşkınca!
İthal kalemleri bir açıklansa, şok olursunuz!
Domates, biber, silgi bile var!..
Yakında aç kalmayalım!
Anlı şanlı ekonomi profesörlerine bakıyorum, ya konuya hiç girmiyorlar ya da haberleri ağızlarında geveliyorlar.
Metih düzmeye geldiğinde yağcılıkta sınır tanımıyorlar ama eleştiri söz konusu olduğunda, en düşük tonda durumun vahametini ortaya koymaya çalışıyorlar.
Oysa konu çok önemli.
Dünyanın kendi kendine yeten sayılı ülkelerinden biriyken, şimdi dünyaya avuç açıyoruz ve eğer bu kafayla gidersek, önümüzdeki yıllarda sorunun boyutları daha da büyüyecek.
Resmen aç kalacağız!!!
Konu medyanın da umurunda değil, muhalefetin de!
İktidarın umurunda olsa, zaten bu noktaya gelinmezdi.
Üniversiteler, tarafsız gözlemci olarak, doğru bir yol haritası çizebilirler ama onlar da var mı, yok mu, belli değil.
TOBB her şeyle ilgilenen ama hiçbir şeyle ilgilenmeyen bir kurum olarak tarım ve hayvancılığa kafa yormayabilir. Ancak, ilgili odalar, çok daha fazlasını yapmalı! 
Tamam, zaman zaman seslerini yükseltiyor ve olup bitenlere dikkat çekiyorlar ama gelinen nokta ortada!. Keşke bu konulara çok daha fazla odaklansalar!..
Pahalıysa ucuzlatın!
İthalattaki koruma duvarları kaldırılarak, kuru fasulye, biber ucuzlatılacakmış.
Oh ne güzel.
O zaman, hemen her alandaki üretimi sonlandırıp, çok daha ucuzunu bulup getirelim.
Çiftçi kazanacağına, ithalatçı kazansın.
Fiyatlar pahalı ise gerekçeleri araştırılsın.
Örneğin kırmızıbiberi ele alalım.
Yazın Karacabey’e gitmiştim, tarlaları gezip üreticilerle konuşup, sorunlarını dinledim.
Kilosu 1 liranın altındaydı ve toplamak daha pahalıya geldiği için, pek çok tarlada biberler çürümeye terk edilmişti.
Şimdi aynı biberin kilosu 15 lira!
Niye?
Bin tane nedeni var?
En önemlisi de yeterince saklama merkezlerinin olmayışı.
İlle de soğuk hava deposu gerekmez!
Anadolu’yu gezerken, ülkenin dört bir yanındaki mağara ve yeraltı şehirlerinin bu amaçla kullanıldığı anlatılır.
Evlerde de mahzenler vardı.
Yani elektrik ve buzdolabı yokken bile ürünleri koruyor ve saklayabiliyorken, şu an bu işi beceremiyor olmamızı anlamak mümkün değil.
Ve gelelim, yapılması gerekenlere!..
Neler yapılabilir?
Her şeyden önce, tarım ve hayvancılık konusunda çok gerilerdeyiz.
Bizim onda bir toprağımıza sahip olan ülkeler bile bizden ilerideler.
Geleneksel tarımdan akıllı tarıma hâlâ geçebilmiş değiliz.
Parçalanmış tarım arazilerinin kesinlikle tek elde toplanması şart ama bu kimsenin umurunda bile değil.
Ürünlerin toplanması, saklanması, üreticiden direkt tüketiciye ulaştırılması ve en önemlisi de akıllı uygulamalara geçilmesi için daha ne bekleniyor?
Teşvik, teşvik nereye kadar? Üretici hak ettiğini kazansın, o bile yeter. Ama masrafını çıkartamıyorsa, ona da niye üretim yapmıyorsun diye kızamazsınız.
Gelelim tüketicilere... Piyasaları disipline etmek sizin elinizde, fiyatı on kat artan ürünleri ille de o gün yemek zorunda değilsiniz! Biberi çok severim ama artık almıyorum. Badem fiyatları da yakında dibe vurur. Bir süre kuru fasulye yemezsem de ölmem herhalde.
Eskiden ne güzel, Yerli Malı Haftası vardı. Yerli malı, yurdun malı, herkes onu kullanmalı der ve gereğini yerine getirirdik. Demode bulunup kaldırıldı ve gelinen nokta ortada!..
Özetin özeti: Ne olur tarımı, hayvancılığı, doğayı ve en önemlisi de geleceğimizi ciddiye alalım!.
Etiketler