Diploma mı, iş mi?

Yıllarca diploma peşinde koştuk.

Gecemizi gündüzümüze kattık, hafta içi, hafta sonu demeden dershanelere, özel öğretmenlere, kurslara gittik.

Çocuklar çocukluğunu, gençler gençliğini yaşayamadı.

Anne, babalar yemedi, içmedi, çocuklarımız en yüksek puanları alıp, en iyi okullarda okusun diye sırtlarındaki ceketi bile satacak kadar özveride bulundu.

Milyonlarcası bunu başardı, tüm sınavları kazandı, en iyi üniversiteleri bitirdi, KPSS dayatmasını bile geçti ama hâlâ işsizler.

Sonunda anladık ki diplomayla mühendis, öğretmen, gazeteci ya da ekonomist olunmuyor!

Hele hele, iş hiç bulunmuyormuş! Ama bunu anlamamız hem ülke olarak hem de kişi olarak hepimize çok pahalıya mal oldu...

Üniversite önünde bekleyen 2.5 milyon aday varken, yüz binlerce kontenjanın boş kalması biraz da bu yüzden!..

Peki, sonunda teşhisi doğru olarak koyabildiysek, tedavisi nasıl olacak?

Sınav sistemi

Eğitim sistemine yön verirken yapacağımız ilk iş, sınav ve test odaklı eğitim sisteminden vazgeçmek olmalıdır...

“Çoktan seçmeli sorular (test) insan zekâsını durağanlaştıran; yorumlama kabiliyetini yok eden bir değerlendirme yöntemidir. Bu yöntem terk edilmedikçe sağlıklı bir değerlendirme yapmış olmayız” diyenler var. Haksızlar mı? Kesinlikle hayır.

Peki, MEB, YÖK, ÖSYM bu konuda ne düşünüyor? Batılı ülkeler ne yapıyor?

İnsan beynini 4-5 seçenekli sorulara göre şartlandırmak insanoğluna yapılacak en büyük kötülüktür. Çünkü beynimiz sınır tanımaz!

Test sisteminin çocuklarımızı getirdiği son noktayı anlatan en iyi anekdot şöyle:

Baba, üniversite sınavlarında dereceye giren ve ülkemizin en iyi üniversitelerinden birinde ekonomi okuyan oğluna şu soruyu soruyor:

Kriz söylentileri var, senin düşüncen nedir?

Oğlu soruya soruyla cevap verir:

Seçeneklerin ne?..

Yani “Döviz mi, altın mı, emlak mı, TL mi yoksa hiçbiri mi?” diye sorsaydık anında cevabını verirdi. Ama yorum sorulduğunda, tıkanıp, kalıyoruz.

Yorum, düşünmeyi, yorumlamayı, analizi, sentezi, kıyaslamayı gerektirir ki biz onu kendisine öğretmedik.

Öyle bir noktaya geldik ki birinden bir görüş ya da doğru olanın ne olduğunu istiyorsak, önce seçenekleri ortaya koymamız gerekiyor. Bu da yaratıcılığı köreltmekle kalmıyor, bir süre sonra hepten öldürüyor.

Peki, gelişmiş ülkeler bu konuda ne yapıyor?

Her şeyden önce, bizim gibi umut tacirliği yapmıyor, tüm öğrencilerini üniversite önüne yığmıyor. Yani insan gücü planlaması yapıyorlar. Üniversiteye yönelecekleri üniversiteye, hayata atılacakları da hayata hazırlayarak, kısa yoldan hayata yönlendiriyorlar

Sınavlar yerine ise yönlendirme ve öğrenim hayatı boyunca yapılan değerlendirmeler yani karneler öne çıkıyor.

Peki, bu bizde de mümkün olabilir mi?

Bu kafayla elbette mümkün değil ama eğitim sistemi sil baştan yeniden şekillendirilir ve herkese eşit eğitim olanakları sağlanırsa neden olmasın!

Üzerinde çok kafa yorulması gereken bir konu.

Ve ilk olarak kendimize şu soruyu soralım:

Bu sistemin kazananı kim? Evet kim?..

Çocuklarımızı mutlu ediyor mu, akademik düzeyi yükseltiyor mu, adil ve güvenilir mi?

Hayır, hayır, hayır!

Bu soruyu dün Twitter’da da sormuştum.

Tahmin edeceğiniz gibi çok farklı düşünceler var.

Yani, yeni seçenekler düşünmek yerine mevcut seçeneklere göre sorgulama yapıyoruz!

İşte onlardan birkaçı:

- Evet doğru ancak mevcut sistem/öğretmen kalitesi/okulların fiziki durumu IB/AP/Matura vb. gibi asıl olması/verilmesi gereken eğitim için yetersiz ve başarılabilse dahi lise ve üniversiteye kabul prosedürleri-mülakatlar-iyi niyet mektupları torpilliye her kapıyı açar bu ülkede!

- Bence hatalı bir düşünce, çoktan seçmeli sorular bu yaşadığımız dönem için vazgeçilmez bir seçenek. Soruların cevapları farklı olduğu zaman ve okuyan insan faktörü olduğu zaman binlerce hata ortaya çıkacaktır.

- Allah’ınızı severseniz durun bir de yeni bir şeyler uydurmasınlar, yıllardır çalışıp biriktirdiğimiz tecrübeyi yerle bir etmesinler.

- Milyonlarca insanın sınava girdiği bir ülkede sizce nasıl bir çözüm bulunabilir Abbas Bey? Bulunan yöntemlerin çok külfetli olacağını da biliyorsunuzdur. Öğretmen atamasına  dahi bütçeden dolayı fazla alım yapamıyoruz denildi. Sizin söylemiş olduğunuz bu şey çok ütopik olmuş.

Özetin özeti: Önemli olan, yapılanın külfetli ya da zor olması değil, doğru olması gerektiğidir, bunu elbet bir gün biz de öğreneceğiz!..