Diploma mı, yetkinlik mi?

Gelecekte, fazla değil 15 yıl içerisinde, yani bugün okula başlayan öğrenciler üniversiteye gittiklerinde, diplomanın pek de önemi kalmayacak.

Peki, yerini ne dolduracak? Olmazsa olmazların başında ne gelecek?

Hiç tartışmasız, kazanımlar yani yetkinlikleriniz!..

Diploma odaklı eğitim anlayışı çoktan iflas etti.

Şu anda, işsizlik sıralamasının en tepesinde üniversite mezunlarının bulunması bu yüzden.

Diplomalar da tıpkı sınavlar gibi öğrenciye çok fazla bir şey kazandırmadı.

Örneğin bir ya da birkaç yabancı dil öğretti mi?

Örneğin herhangi bir mesleki donanım kazandırdı mı?

Örneğin spordan sanata herhangi bir alanda yetkinliğiniz söz konusu oldu mu?

Örneğin maddi ya da manevi yönden memnuniyet oranları yükseldi mi?

Örneğin bir beceri sahibi yapabildi mi?..

Yukarıdaki örnekleri daha da artırabiliriz, çünkü eğitimden ve kişilerden beklentiler, önümüzdeki yıllarda çok daha net olacak.

Nereden mezun oldun ya da hangi diplomalara sahipsin yerine, hangi yetkinliklere sahipsin sorusu sorulacak.

Bu yüzden de uzun süreli eğitimler yerine, kısa süreli sertifika programları tercih edilecek.

İşte bu nedenle lise ve üniversite seçiminde, bireysel kazanımlarınızı artıracak öğretim kurumlarına yönelmenizde sonsuz yarar var...

Üniversite bitiyor mu?

Akademik eğitimin ömrü sona erecek mi? Elbette hayır. O sadece, kapıyı açan bir anahtar olacak!

Şimdi bu çerçevede okul seçimine baktığımızda, hangi liseyi, hangi üniversiteyi seçmeliyiz?

Bu da tümüyle beklentilerimize göre değil, sınav sistemine göre şekilleniyor.

Gidip hangi okula sorsanız, hemen hepsi her türlü yetkinliği fazlasıyla size kazandırdığını iddia edecektir. Peki ya sonuç?..

Sadece ve sadece sınav başarısıyla ilgilendiğimiz için onları anlatacaklar. Diğer kazanımların hiçbir önemi yok. Zaten ölçülebilir de değiller...

Kimimiz fen lisesi istiyor kimimiz de yabancı kolejleri. Devlet liseleri için ısrar eden, neden ille de devleti istediğini, kolejlere yönelen de neden ille de özel okul istediğini net bir şekilde ortaya koyamıyor.

Devlet ve vakıf üniversiteleri arasında ikilem yaşayanlara baktığınızda da durum farklı değil.

Fen liseleri başarılı deniyor ama ortada istediği yeri kazanamayan on binlerce fen lisesi mezunu var.

Kolejler, hem başarılı hem de yabancı dille eğitim yapıyor, o yüzden tercih ediliyor diyen çok ama kolej mezunlarının üçte ikisi dil barajını geçemiyor, üniversitelerde istediği yeri kazanamıyor, spor ya da sanat yetkinliği kazandıran ise yok gibi...

Anadolu liselerinin tabela okullar haline dönüşmesi çoktan tamamlandı. Veliler hâlâ niye bu okullara giremedik diye üzülürler anlamak mümkün değil.

Bir meslek lisesine gidip de meslek öğreneni, imam hatiplere gidip de İslami donanım kazananı görmeyeli çok oldu.

Arada iyiler yok mu? Elbette var. Hem de her alanda. Ama onlar, o kazanımlarını, gittikleri okullardan çok, bireysel ilgi ve yetenekleri nedeniyle ya da ailelerinin desteğiyle elde ediyor...

Marka okullar!

Liseler söz konusu olduğunda 10 bine yakın okul var. Peki, ilk 100’ü sayın desek, akla hangileri gelir?

Üniversite deyince de 200’ü aşkın üniversitemiz var. Peki, ilk 10 hangisi desek ve bir adım öteye gidip, o 10 üniversiteyi, bırakın dünyadaki rakipleriyle, kendi geçmişleriyle kıyaslasak ne kadarı, pozitif yönde ilerledi diye alkış alır?

Eğitimden, bilimden ya da kurumlardan şikâyet ederek yol alamayız, alamıyoruz da! Bu yüzden olan çocuklarımıza oluyor. Çocuklarınızı LGS ya da YKS kursu yerine yabancı dil kursuna, spora, müziğe, atölyelere gönderin.

Sonuçta girdiği okulun, diğerlerinden bir farkı olmayacak ama elinde çok farklı kazanımları bulunacak.

Tek yanlışı olan bir öğrenci bile hayata küsüyorsa, böylesi bir sistemin esiri olmak, en son düşünülecek bir davranış olmalıdır...

LGS ve YKS kandırmacasında, üstlendiğimiz rolleri, daha nereye kadar oynamaya devam edeceğiz?

Umarım, yanılan biz, kazanan çocuklarımız ve ülkemiz olur!

Özetin özeti: Eğitim, bilim, gelecek, zor konular! Biz en iyisi mi günü kurtarmaya devam edelim!..