Dünden bugüne Almanya ve biz?

Eklenme Tarihi21.07.2017 - 2:30-Güncellenme Tarihi21.07.2017 - 0:19

Birkaç gündür Almanya’dayım.

Tepedeki gerginlik, sokağa da yansımış gözüküyor.

Hükümetler, neredeyse hemen her gün, karşılıklı ültimatom verirken, halklar arasındaki mesafeli duruş da daha bir göze batar hale gelmiş.

Örneğin, döner satışları bile giderek artan bir şekilde azalmaya başlamış.

Tatil denilince ilk tercihleri Türkiye iken, şimdi akıllarına bile getirmiyorlar...

Türk nüfusunun en yoğun olduğu kentlerden biri de başkent Berlin.

Adeta bizden bir şehir gibi ve hiç yabancılık çekmiyorsunuz.

Dönerciler gibi taksicilerin yüzde 90’a yakını da Türk ve bazı semtlerde, her köşe başında Türkçe bir tabela görmeniz mümkün!

Türk derken, yeni nesillerin, yani 30 yaş üstü kuşağın, neredeyse tamamı Almanya’da doğup büyümüş ve sanki onların kızgınlığı, daha bir fazla.

Almanlara her “çakışımız”da sanki yüreklerinin yağı eriyor.

Özellikle de gençler, iki ülke arasındaki gerginlikten her ne kadar zarar görseler de Türkiye’den yanalar. Çünkü buradaki konumlarından hiç de memnun değiller. Ama ona rağmen, “Peki sizi bir tercihe zorlasalar, seçiminiz Türkiye’den yana mı olur, yoksa burada kalmaya devam mı edersiniz?” diye sorduğumuzda, önce derin bir sessizlik, sonra da “Türkiye’ye gelsek ne yaparız ki? burada en azından bir düzenimiz var” deyip, “Almanya olur” diyorlar.

İkinci, üçüncü nesiller içerisinde okuyanların, iş güç sahibi olanların sayısı, önceki yıllarla kıyaslanmayacak şekilde artmış. Ama daha da artması gerekiyor.

Bu konuda da ne kadar okursanız okuyun, sizi belli mesleklere, özellikle de devlete almıyorlar deseler de bu barajları aşıp, kritik görevlere gelenler, farklı düşünüyorlar.

Almanya’ya çok sık gelmiyorum. Gençliğimde dil kursu için gelmiş, bir hayli dolaşmıştım.

30 yıl önceki Berlin’le, bugünkü Berlin arasında çok fark var.

Berlin de tıpkı New York gibi sanki yaşlanmış, yorulmuş, eskimiş.

Avrupa’nın en güçlü ülkesinin başkenti havası yok.

Belediyesinin çok iyi çalıştığını söylemek de abes olur. Ama başkentten kaçıp, Almanya’nın içlerine doğru gittiğinizde, gerçek Almanya’yı görüyorsunuz. Yabancı sayısı da azalıyor, şaşaa da artıyor.

Peki, onlar yabancılara, özelikle de Türklere nasıl bakıyor?

Renk vermiyorlar ama pek hoşnut oldukları da söylenemez...

Önemli bir anekdot da, Alman asıllı nüfus yerinde sayarken, hatta gerilerken, yabancı nüfus katlanarak artıyor ve Almanya’nın geleceği konuşul- duğunda, önemli satır başlarından biri de bu oluyor.

Önümüzdeki yıllarda, başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerinin tamamında, asimilasyon politikalarının dozu daha da artarsa, hiç şaşırmayın.

Hollanda’da, mahalledeki kasabın adını bilmeyen bir Türk’ün sınır dışı edilmesi, başkalarını bilmem ama beni hiç şaşırtmadı!..

Yurt dışındaki vatandaşlarımızı koruyup, kollayacak, ufuklarını açacak yeni politikalar üretmemiz gerekiyor. Yoksa buradaki bölünmüşlük ve mağduriyetler daha da artar!..

İkili ilişkiler konusunda, politikacıların demeçlerine ve gazetelerdeki köşe yazılarına bakıldığında, yumuşamanın değil, sertleşmenin ayak sesleri geliyor!..

Yeşil Cumhuriyeti

Almanya da diğer Avrupa ülkeleri gibi yeşilin en yoğun olduğu ve korunduğu ülkelerden biri.

Nereye gitseniz, nefes alacağınız parklar, bahçeler, yeşil alanlar, çiçekler, ağaçlar sizi karşılıyor.

Özellikle küçük kentlerde, bahçesinde, balkonunda, penceresinde çiçek olmayan yok gibi.

Diğer Avrupa ülkeleriyle kıyasladığınızda sanki en ucuz olanı Almanya.

Neredeyse ülkenin hemen her yerine her saat tren var, hem de hızlı trenler.

Dünyanın en büyük otomobil üreticilerinden biri olmalarına rağmen, arabaya bizdeki kadar rağbetin olmadığını söylemek abartı olmaz. Evet arabaları var ama toplu taşıma araçları ve bisiklet sanki öncelikli tercihleri.

Hizmet sektörüne gelince...

Bizim otel ve restoranlarımızın hizmet kalitesi, aynı yıldıza sahip buradaki otel ve restoranlardan kesinlikle çok daha iyi. Fiyatlarımız da daha makul.

Burada da sürekli yağmur yağıyor. Hayatı çok etkilediği de söylenemez...

Hani bir söz var Türk gibi başla Alman gibi bitir diye.

Biz hızlı başlayıp, hızlı bitirelim istiyoruz, kervan yolda düzelir deyip, kalite çok da umurumuzda olmuyor. Almanlar ise kırk kere düşündükten sonra karar veriyor ve birinci öncelikleri de hız değil, kalite!

Keşke aradaki buzlar hepten erise de bizim hızımız ve onların          kalitesiyle çok daha büyük ortak projelere imza atabilsek.

Ve görünen o ki her ülkenin de buna fazlasıyla ihtiyacı var...

Özetin özeti: Hiçbir şey uzaktan göründüğü gibi değil, gidip görmek en iyisi!..

Etiketler