Eğitim mucizesi

Eklenme Tarihi09.09.2018 - 1:30-Güncellenme Tarihi09.09.2018 - 0:51

Eğitimin, okulun, bilginin, bilimin ve en önemlisi de aklın keşfi, insanoğlunu canlılar içerisinde çok farklı bir noktaya taşıdı.
Son 100 yıldaki bilimsel gelişmeler, on binlerce yıllık gelişimden çok daha fazla. Son 20 yıldaki de son 100 yıldakini ikiye, üçe katlar.
Bu yüzden, aklın ve onu üretime dönüştüren eğitim ve bilimin yarattığı mucizeleri görmezden gelmek, sadece cehaletin değil, geri kalmışlığın da nedeni olur.
Bırakın tarihi, bugüne dönün ve çevrenize bakın, eğitim alanlar ile almayanlar arasındaki farkı görün.
Şimdi birileri çıkıp, “Okuyanlar işsiz geziyor, okumayanlar köşeyi dönüyor” diyebilir ama siz genele bakın.
Okumadan belki bir yere kadar gelinir ama orada kalması uzun sürmez!
Bu durum hem kişiler hem de şirketler için aynı. Kurumsallaşmayan, eğitime, bilime, Ar-Ge’ye önem vermeyen aileler gibi şirketler de birkaç nesil sonra yok oluyor.
İşte bu yüzden, eğitimde ille de yeni bir beyaz sayfa açılacaksa, buna önce, eğitimin öneminden ve yarattığı mucizelerden başlamak gerek.
Türk eğitim sisteminin en büyük zaaflarından biri bu!
Öğrenci ve velileri okulun, eğitimin, bilimin ve aldıkları her dersin önemine inandırmadığınız sürece, yol kat etmemiz mümkün değil.
İşte bu yüzden, referansımız akıl ve bilim, rotamız da her şeyden önce, ne yaptığını bilen ve ona inanan yeni nesiller yetiştirmek olmalıdır.

Nasıl bir eğitim?

Eğitim eğitim diyoruz ama asıl önemli olan nasıl bir eğitim?
Göreceli olarak eğitime ulaşılabilirliği ve kişi başına eğitim süresini fazlasıyla yükselttik.
Kimilerine göre, okullaşma oranlarında Avrupa’da ikinci sıradaymışız!
Peki, bu kadarı yetiyor mu? Evet demek mümkün değil.
Eğitime ve çocuklara sayılarla bakmak hataların en büyüğü olur. Eğitim, fire oranının sıfır olması gereken alan ve her çocuğun ilgi, yetenek ve halleri doğrultusunda en iyi eğitimi almaya hakkı var.
Onları yarış atı gibi yarıştırıp, çok az bir bölümünü sevindirip, diğerlerini hayata küstürmek eğitim değildir.
Her çocuğu kendi çocuğumuz gibi görmediğimiz ve onlara sağladığımız tüm olanakları diğer çocuklara da sağlamadığımız sürece, ciddi bir eğitimden söz edemeyiz!..
Ve bu o kadar da zor değil. Yeter ki isteyelim...

LGS kâbusu

Okullar açılmak üzere ve yüz binlerce öğrenci hâlâ gidecek bir lise bulamadı. Oysa altı ay önce, dönemin Başbakanı ve Milli Eğitim Bakanı isteyenin istediği liseye gideceğini söylemişti!
Çok daha vahimi, hem LGS puanı hem de okul başarı puanı daha düşük olan, öyle ya da böyle bir liseye kayıt yaptırırken, yüksek puanlıların açıkta kalması.
Ak Parti iktidarı 16 yıl boyunca tam gün eğitim ve 32 kişilik sınıflar için yoğun çaba harcadı ve büyük ölçüde de başarılı oldu ama şimdi LGS yüzünden tüm bu kazanımlar yerle bir oldu!
Anadolu liselerinin çoğunda ikili eğitime geçildi, sınıf mevcutları ise yine pek çoğunda 40-50’yi geçti!
Bu arada lise ve üniversite giriş sistemleri daha yeni değişti, Bakan Bey devam edecek dedi ama dün İstanbul’da düzenlenen eğitimde yeni arayışlar toplantısında konu başlıklarından biri giriş sınavlarıydı!
Eğitimci Bakan gelecek, sorunlar çözülecek diye büyük hayaller kuruldu.
Toplumun her kesiminden destek yağdı.
Beklentiler tavan yaptı.
Umarız, yeni bir düş kırıklığı yaşanmaz!..
Özetin özeti: Akıl veren çok da, kim yapacak?