Gençlerden yetişkinlere büyük Soma dersi!

Gençlerden yetişkinlere büyük Soma dersi

Genç Bakış’ta önceki gece Soma’yı konuştuk. Oysa çok farklı konuları ele alacaktık. Türkiye gündemi gibi bizim gündemimiz de bir anda değişti.
Gaziantep Üniversi- tesi’ndeydik ve konuğumuz Sunay Akın’dı.
Müzeleri, oyuncakları, sanatı, edebiyatı şiiri anlatacaktı. Acıları dillendirdi. Bir daha bu felaketlerin yaşanmaması için toplumsal belleğin oluşturulması gerektiğini belirterek bilimin aydınlığında yol almamızı, dünden bugüne örneklerle dile getirdi...
Soma’da yaşanan maden faciası nedeniyle yayına matemli girdik. Soma’ya bağlanıp son durumu aldık. Umut yerine acılara büründük. Çünkü “şehit” sayısı giderek artıyordu.
Maden şehitleri için saygı duruşuyla başlayan programda, öğrenciler yaşanan bu acıya sessiz kalmadı. Başlarında baretler ve yüzlerinde kömür karalarıyla programa katılan gençler, hazırladıkları pankartlarla cinayet gibi kazaya sert ama temkinli tepki gösterdiler. Yaşanan bu acılı günde söz alan gençlerin siyasetten uzak, sağduyulu tavrı, mesajları ve birlik beraberlikleri örnek gibiydi.
Sunay Akın, maden işçisi kuzenleri için yazdığı ilk şiiri Kömür’ü okudu ve bugüne özel çok anlamlı mesajlar verdi.
Gecenin üzerinde en çok konuşulan konusu, “İsterseniz çizmemi çıkartayım, sedyedeki beyaz örtüyü kirletmeyim” diyen kazazede maden işçisiydi.
Bir öğrenci işçileri bu denli değersizleştiren ne diye sorgularken, bir başkası işçilerin beyazı kirletmemek için gösterdiği özeni, başta siyasiler olmak üzere herkesin göstermesi gerektiğine vurgu yaptı...

İşte o şiir
Sunay Akın programın başında maden işçisi kuzenlerinden etkilenerek yazdığı ilk şiiri Kömür’ü okudu:
Yine bir kömür, kütürdedi sobada
Kayıp bir madencinin kalbi rast geldi
Atıverdi sıcak odada
Arkasından Soma için kaleme alınan başka şiirler geldi, onlar da okundu, gözler doldu, yürekler dağlandı. Her zaman yerinde oturamayan, birbirlerine laf yetiştiren, siyaseti acımasızca eleştiren öğrenciler, yayın boyunca herkese sağduyu dersi verdi...
İşte programdan bazı satır başları...

Maden ocakları
- Elimden gelse bu ülkede her genci maden ocaklarına sokarım. Madencilerin o sessiz iletişimi görülmelidir.
- Şimdi madencilerin ailelerine bağış kampanyaları oluyor. Anlamadığım şu; biz işçilerimize neden bir şey bağışlayalım ki. Neden onlar bağışa ihtiyaç duyuyorlar? Emeklerinin haklarını neden almıyorlar?
- Sorgulayalım, sorular soralım. Hiçbir sorudan korkmayalım, bunu yıkıcı olarak algılamayalım. Seni var edenler senin gibi düşünmeyenlerdir. Farklı bakış açıları yoksa sen de yoksundur ki zaten.
- Tabii ki acıları konuşacağız ama acıların üzerine siyaset yaparak bir yere varamayız.
- Bilim insanlarının çalışmaları siyasetin üstündedir. Biz çok fazla politize edilmiş bir hayatın içine gömüldük. Bilim ve sanattan başka bizi kurtaracak ne var?
- Müzeler toplumların hafızasıdır. Bilgi toplumu olmak gerekiyor. Bir ülkenin geleceği politikacıların vaatlerinde değil çocuklarının hayallerindedir. Bu kazaların yaşanılmadığı o ülkelerde müzelerde ders işliyorlar.

Madenden tiyatroya
- 1938 yılında İstanbul Kadıköy’de yetişmiş bir genç Ankara Devlet Konservatuvarı sınavlarına giriyor. 5 kişi alınacak. Finallere kalıyor ama kazanamıyor. Ne yapsın, iş arıyor ve Zonguldak kömür ocaklarında iş buluyor. İşe başladığı ilk gün göçükten iki madencinin cesedi çıkıyor. Sonra bir gün Zonguldak’a tiyatro geliyor. O da arkadaşlarını toplayıp tiyatroya gidiyor. İmrenerek bakıyor sahneye. Arkadaşları o halini görüyorlar. Ustası ona “Arkadaş dur, sen buraya ait değilsin, sen tiyatrocu olmalısın, Ankara olmadıysa İstanbul var” diyor. Ve maden arkadaşları yol parasını aralarında toplayıp onu İstanbul’a gönderiyorlar. O sanatçı Mücap Ofluoğlu’dur...

Bu son olsun!
Program boyunca söz alan hemen her öğrencinin temennisi, benzeri acıların artık son bulmasıydı. Saatlerce “Peki, bu nasıl olacak?” sorusuna cevap aradık. Binlerce mail geldi. Kimi kırgın ve kızgındı ama büyük çoğunluk, bu acının da üç beş gün sonra unutulup gitmemesi için ciddi önlemlerin alınması gerektiğine işaret etti.
Örneğin ciddi bir soruşturma açılmasını, iş güvenliği yasasının yeniden gözden geçirilmesini, en önemlisi de uzmanların sesine, kazalardan sonra değil, kazalardan önce de değer verilmesi istendi.
Ve sevgili öğrencilerimiz, yayın sonunda, bir kez daha, ekran başındaki hemen herkese, keşke yetişkinler de gençler kadar öngörülü, sakin ve cesur olsa dedirtti.
Özetin özeti: Acımız büyük ama umutlarımız körelmiş değil. Gençlerimizin sağduyulu ve cesur tavırları, hepimizi hizaya getirecektir!..