Hiçbir şeyin tadı kalmadı mı?

Eklenme Tarihi27.01.2018 - 1:30-Güncellenme Tarihi27.01.2018 - 1:01

Kiminle konuşsanız, yüzünden düşen bin parça.

Mutlu olmak için değil de öfkelenmek için herkesin bir bahanesi var.

Öyle kelli felli bahanelere de gerek yok.

Trafik de canımızı sıkıyor, yağmurun, karın yağması da yağmaması da keyfimizi kaçırmaya yetiyor da artıyor. Bilgi kirliği ve dezenformasyon almış başını gidiyor.

Kim ne duymak istiyorsa onu duyuyor, kim ne söylemek istiyorsa onu söylüyor.

Doğru mu diyen sorgulayan yok!

Sorgulayan olsa da sana mı kaldı diye başlayan cümlelerin sonun nereye varacağını kimse kestiremiyor!

Anlayacağınız, başkalarının bizi yorduğundan çok daha fazla, biz kendimizi yoruyoruz!

İki yumurtayı birbiriyle tokuşturursanız, biri kırılırsa diğeri de çatlar.

Biriyle didişirken ya da bir şekilde döverken, asıl kendimizin canına okuyoruz ama bunun bile farkında değiliz. Öfke nöbetleri azalacağına daha da artıyor.

Psikologlar, sosyologlar bu işe ne derler bilmiyoruz. Çünkü onlar da çoğu zaman, söylenmesi gerekeni değil, karşı tarafın duymak istediğini söylüyor. Peki, bu durumdan kurtulmanın çaresi ne?

Kimileri gibi çekip gitmek mi, inzivaya çekilmek mi, yoksa öfke nöbetlerinin dozunu artırarak kin kusmaya devam mı?

Nasıl olur bilmiyoruz ama bir şekilde toplumsal tansiyonun düşmesi gerekir.

Düşmeli ki sorunları doğru teşhis edip, doğru tedavi yöntemleri uygulayalım.

Yoksa, ateş hızla yükselmeye devam eder ki yüksek ateşin yarattığı etkilerle baş etmenin ne kadar zor olduğunu en iyi ebeveynler bilir!..

İstanbul’un 2 sorunu

Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ile sohbet ederken, söz döndü dolaştı, İstanbul’un en önemli sorunlarına geldi. Başkan “Üç demiyorum, iki çok önemli sorunu var; ilki trafik, ikincisi de bonzai yani uyuşturucu” dedi, donduk kaldık.

Trafiği biliyoruz, her gün çilesini çekiyoruz ama uyuşturucunun bu boyutlara geldiğinden doğrusu haberdar değildik.

Evet, İstanbul’un göbeğinde hemen her gün yolumuzu çeviren bonzai içenlere çoktan alıştık. Ama İstanbul’un dört bir yanına yayıldıkları gerçeği, korkunç. Onlar gibi, bu korkunç gerçeği ciddiye alan, çare üreten başka ilçeler de var ama demek ki hepsi o kadar!..

Trafiğe gelince, yollar aynı yol ama binalar yükseldikçe yükseliyor. O yetmiyor, her köşe başına bir de AVM dikiliyor. Birileri bunun rantını yerken, İstanbul halkı perişan! Otopark ve ulaşım sorununu çözme konusunda, ilçe ve büyükşehir belediyeleri birbirini yiyeceğine, ortak çözümler üretmeli!. Sohbetimizde Japonya’da 5 yıl görev yapan bir hocamız da vardı. Oradan örnek verdi.

“Otopark garantisi vermeden, ne araç alabiliyor, ne de konut ya da alışveriş merkezi açabiliyorsunuz” dedi. Çözüm, bu kadar basit ama gel de bunu bizde uygula!..

Üsküdar’da kaldırım kenarına konulan babalar var. Başkan, “Bu bize yakışmıyor, kaldırım genişlesin, herkes rahat rahat yürüsün” diye, babaları tek tek söktürmüş.

Sonuç: Kaldırımlar da otoparka dönüşmüş ve babalar yeniden yerlerine dikilmiş.

Trafik polisi ve zabıta yetkileriyle donanmış kent polisleri olmalı ve park edilmemesi gereken alanlara park edenleri anında cezalandırmalı. Peki ya, yollardaki emniyet şeritlerini kaldıran, yolları zaten kilitlenen, meydanlara AVM izni veren yöneticiler ne olacak?

Özetin özeti: Toplumu zıvanadan çıkaranlar, en büyük suçu işliyorlar ama herkes bir şekilde fatura öderken onlara hiçbir şey olmuyor!..