İlgilenmek için illa sorun mu çıksın?

Aksaray’da özel eğitim sınıflarının kapatılmasını isteyen velilerin otizmli öğrencileri yuhalaması eğitimde geldiğimiz uçurumun bir göstergesi. Tıpkı, parçalanmış öğretmen ailelerinin yaşadığı dram, hiperaktif öğrencilerin dışlanmışlığı, yıllardır atama bekleyen öğretmenlerin içine düştüğü durum ve sınav girdabında kaybolan sınavzedeler gibi.

Onlarla da ilgilenilmesi için illa manşetlere mi çıkmaları gerekiyor?

Otizmli çocuklarımız ve ailelerini perişan eden gelişmeler insani değerlerimizle de toplumsal değerlerimizle de hiç örtüşmüyor!

Biz bu değiliz, bu da olamayız!

Peki, bu konuda ne önlemler aldık?

Daha da önemlisi, önce insan olmayı çocuklarımıza, velilerimize, yurttaşlarımıza, ne kadar öğretebildik?

Belki de asıl sorgulanması gereken bu!

O yuhalayan aileler, kendi çocukları aynı durumda olsaydı, yaşananlarla ilgili olarak, acaba ne düşünürlerdi? Bu noktaya nasıl geldiler? Onları dinleyen de oldu mu?..

Sınav bataklığına gömdüğümüz kafalarımızı, artık, ne olur, gün yüzüne çıkartalım ki çocuklarımıza önce sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü, paylaşmayı, empatiyi, vicdanlı olmayı öğretelim! Yoksa yaşanan bu olaylar ne ilk olur ne de son!..

Parçalanmış aileler

Bırakın başka kentleri, aynı kent içerisindeki öğretmenlerimiz arasında bile yüzlerce kilometre uzakta olanlar var.

Geçenlerde duydum çok şaşırdım.

Muğla’nın coğrafi büyüklüğü İstanbul’un dört katıymış. Benzer başka kentler de varmış, örneğin Antalya.

Sınav dönemlerinde ya da öğretmen atamalarında, aynı kent içerisindeki öğrenci ya da aileleri öyle farklı noktalara gönderiyorlar ki şaşırmamak mümkün değil.

Belli ki o atamaları, o yönlendirmeleri o kentleri zerre kadar tanımayanlar yapıyor.

Eğitimdeki öncelikli hedefimiz eğer önce insana saygı olsa, bu ufak gibi görünen ayrıntılar mutlaka göz önünde bulundurulur ve gereği yerine getirilirdi.

Bürokratlar için minnacık gibi görünen detaylar başkaları için zulme dönüşebiliyor!..

Atamazede öğretmenler

Yüz binlerce öğretmenimiz yıllardır atama bekliyor ve en ufak bir yol haritası yok!

Deli gibi KPSS’ye hazırlanıyorlar ama dereceye girseler bile atanmaları için hiçbir garantileri yok.

Mülakat cenderesinden de geçip hadi atandılar diyelim, peki sonrası?

Bu kez de sözleşmeli dramı başlıyor.

Hani üç yılını tamamlayanlar ailelerine kavuşacaklardı?

MEB, öğretmen yetiştirme, atanma, nakil ve kariyer basamakları konusunda çok daha insancıl ve şeffaf olmak zorunda. Yoksa, kendisinin öğretmenlerden esirgediğini, başkalarından bekleyemez!..

Sınavzede öğrenciler

Yılda 10 milyona yakın gencimiz sınavlara giriyor ve tam bir ömür törpüsü.

Sadece onlar için mi? Aileler de aynı ızdırabı yaşıyor.

Peki, bu konuda umut tacirliğinin ötesinde ciddi bir yapılanma var mı?

Kesinlikle hayır!

Önceki yıllardan hangi dersler çıkartıldı ve önümüzdeki yıl için neler öngörülüyor?

Duyan var mı?

Olmayan şeyler duyulmaz diyenleriniz çıkacaktır ama yine çıkmadık candan ümit kesilmez derler!..

Hedefsiz gençlik!

Test odaklı eğitim sistemi hepimizi öylesine koşullandırmış ki özgürce hayal bile kuramıyoruz.

Anaokulundan üniversiteye nereye gitsem, gelecek için neler düşündüklerini sorarım. Sanki dünyanın en zor sorusunu sormuşum gibi donup kalırlar.

Örneğin diye başlayarak birkaç seçenek sunduğumda açıklamaya başlarlar ama saydıkları üçü beşi geçmez!..

Eğitim sistemimizin amacı, hedefi, felsefesi ne?

Nasıl bir yurttaş, nasıl bir insan modeli istiyoruz?

Çok daha önemlisi, değişen dünyaya nasıl uyum sağlamalıyız?

Eğitimin, bu ulusun geleceği olduğu konusunda istisnasız hepimiz hemfikir olup, ortak çözümler üretmeliyiz.

En iyi sonucu almak için her türlü deneyimimiz de var, birikimimiz ve insan gücümüz de. Eksik olan, ortak irade!

Bunu da oluşturduğumuzda gerisi kendiliğinden gelecektir...

Özetin özeti: Eğitimde de günü kurtarmanın ötesine geçemiyoruz!..