İnanmadan olmaz!

Büyük zaferler inanılarak kazanılır.

Hele ki en zor zamanlarda, en zor konularda!..

Eğitimde ciddi sorunlarımız var ve daha iyi bir eğitim için ciddi bir mücadele veriyoruz.

Peki, kazanma ihtimalimiz nedir!

Olaya nereden baktığınıza göre çok farklı sonuçlar söz konusu.

Siyaseten bakıyorsanız, objektif bir değerlendirmeden söz edemezsiniz.

Pedagojik bakıyorsanız, her şey daha da içinden çıkılamaz hale geliyor.

Öğretmen ve öğrenci gözüyle baktığınızda memnun olan yok gibi.

Velilerin olaya bakışı da farklı değil. Şaşkın, yorgun ve tedirginler!

Sivil toplum örgütleri, medya ya da diğer üçüncü gözler için de her konuda çok daha iyisi yapılabilirdi.

Eğer eğitimde ciddi reformlar gerçekleştirmek istiyorsak ki bu, gerekli olmanın ötesinde, artık zorunluluk haline geldi. İşte bu yüzden her şeyden önce, bir gönül birliği sağlanması gerekiyor.

Eğitim deyip geçmeyin. Evinde ya da yakın çevresinde öğrenci olmayan yok gibi. Bu nedenle de, alınacak her kararın, toplumun geneli tarafından kabul görmesi gerekir. Yani, gerçekleştirilmesi düşünülen reformların, ben yaptım oldu mantığının, çok ötesinde, ele alınması şart!
Peki, bu böylesi bir ortam söz konusu mu?

Kesinlikle hayır!

Ne karar alıcılar böylesi bir paylaşımın önemine inanıyor ne de ilgili taraflar karar alıcıları canı gönülden destekliyor.

Hemen her alanda yaşanan kutuplaşmanın çok daha fazlası eğitimde gözleniyor. Birinin ak dediğine diğeri kara diyor. Birisinin çok önemli bulduğunu, diğeri kayda değer bulmuyor...

Eğitimde yol kat edemememizin belki de en önemli nedeni bu.

Hiç kimse inanmıyor.

İşte bu yüzden, ivedilikle bu sorunu ortadan kaldırmak zorundayız.

Önce eğitimin önemi konusunda hemfikir olup, ondan sonra da, alınacak her karar için ortak paydalar oluşturmalıyız.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında, eğitimde, bugünkünden çok daha büyük zorluklar vardı. Her şeye sıfırdan başlandı ama inançlıydık ve o inançla büyük hedeflere ulaşıldı.

Mustafa Kemal, büyük bir inançla “Cumhuriyet’i biz kurduk, siz geleceğe hazırlayacaksınız” diyerek öğretmenlere büyük sorumluluklar verdi, ülkenin geleceğini de gençlere emanet etti.

Öğretmen ve gençler de, yine büyük bir inançla, kendilerine verilen bu görevi en iyi şekilde yerine getirmek için ellerinden geleni yaptılar.
Çok kısa zamanda büyük yol alındı.

Öğretmenlerimiz, ülkemin her yeri benim vatanımdır diyerek en ücra köşelere kadar koşa koşa gitti, gençlerimiz de, kendilerine güvenenleri, inananları, onore edenleri, pişman etmemek için gecesini gündüzüne katarak çalıştılar.

Demem o ki yeni bir şahlanış için Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki o inancı yeniden sağlamalıyız.

Bu o kadar zor mu? Kesinlikle hayır.

Yeter ki ne istediğimizi bilelim, yeter ki ben değil, biz diyelim.

Bu konuda MEB’e, YÖK’e, üniversitelerimize çok önemli görevler düşüyor.

Doğru bir yol haritası çizerlerse, buna ne siyasiler hayır der ne de öğrenci, öğretmen ve veliler.

Bu noktadaki referansları, hiç tartışmasız, ehliyet, liyakat ve ülkeye sadakat olmalıdır.

Bu yapıldığında, sorunları halının altına süpüren değil, cesaretle üzerine giden kişiler olursunuz ki bu da hem sizi bu makama atayanları hem de eğitim camiasını, dolayısıyla da ülkemizin genelini mutlu eder.

Özetin özeti: Eğitim ama doğru bir eğitim her türlü sorunun panzehridir...