Kent Gönüllüleri Konseyi

Nereye giderseniz gidin, kentlerin sahibi yok.

Vali ve kaymakamlar, birkaç yıllığına gidiyor. İz bırakanı ara ki, bulasınız. Pek çoğu, daha sorunlara çözüm üretmeye başlamadan, kendini bir başka kentte buluyor. Belediye başkanları ise liderlere odaklanmış durumdalar. Liderlerini memnun etsinler, aday gösterilsinler, gerisinin önemi yok…

İş icabı çok yer geziyoruz. Ülkeyi bir uçtan, diğerine defalarca turladık. İşte, ‘Kent gibi kent’ diyebileceğimiz, maalesef, tek bir kentimiz bile yok.

Hemen hepsi, beton yığınına dönüşmüş durumda, tarihe, kültüre, doğaya, temizliğe, estetiğe, yaşam kalitesine önem vereni arasanız da bulamazsınız.

Bu da bize şunu gösteriyor ki, mevcut sistemle, kentleri korumamız ve kentleri yönetenleri, o kentte yaşayanların hizmetkârı durumuna getirmemiz mümkün değil.

Yerel seçimlerin üzerinden çok az zaman geçtiği için hafızalarımız henüz taze. Nerede yaşıyor olursanız olun, geriye dönüp bir bakın. Seçimlerde kentlerin hangi sorunu dile geldi, hangisine, hangi çare üretildi?..

Varsa, yoksa genel politika ve didişme. Kentler viran olmuş, kimin umurunda ki!..

Peki, kentlerin bu hale gelmesinde seçmen olarak, bizlerin de payı yok mu? Fazlasıyla var.

Çünkü, yerel seçimlere de, hep genel seçim gözüyle baktık!..

Çare nedir?

Kentleri, kurtarmanın yolu, kentsel kültürün yaratılması ve aidiyet duygusundan geçiyor. Bunu gerçekleştirmeden ve taşın altına el koymadan, kentsel yozlaşmayı önlememiz mümkün değil.

Vali, kaymakam ve belediye başkanlarından çok daha güçlü organların kurulması gerekiyor.

Özel idareler, belediye meclisleri, kent konseyleri, sanayi ve ticaret oraları, tarih ve tabiat kurulları ile diğer sivil toplum örgütleri var ya, daha ne istiyorsun diyenler mutlaka çıkacaktır.

Hepimiz de çok iyi biliyoruz ki, onların bakış açıları da, kentleri yönetenlerden farklı değil.

Onların koltuk sevdası da, kentin dokusundan çok daha önemli.

Peki, kentlerle ilgili kısa, orta ve uzun vadeli tüm kararları denetleyecek olan, kent konseylerinin üyeleri nasıl seçilmeli ve kimlerden oluşmalı?

Öncelikle yasal bir kimlik kazandırılmalı ki, birilerinin kuklası haline gelmesin.

Üyelikler de seçimle olmalı ki, seçimle gelenler, “Bizi halk seçti, siz de kim oluyorsunuz” diyememeli.

Yerel seçimlerle birlikte, Kent gönüllülerinin de seçimleri yapılabilir ve bana göre partili üyeler değil, kentlere gönül verenler seçime katılabilir olmalı.

Dışarıdan ithal aday getirilmemeli, onun bunun yakını diye değil, o kentte oturup, o kente gönül verdiği için ve en önemlisi de o kent için hazırladığı projeler nedeniyle aday olabilmelidir.

Bu kadar zor mu? Hiç sanmıyorum. İl ve ilçeler için ayrı ayrı isimler yarışabilir ve daha sonra seçilenler de Kent Gönüllüleri Konseyi’ni oluşturabilir.

Buralarda pişenler ve kendini çok iyi yetiştirenler de, ileride belki politikaya atılabilir.

Böylece, hiçbir deneyimi ve projesi olmayan Belediye Başkanları dönemi de sona ermiş olur.

Bütün bunlar nereden çıktı diyenlere, bayram tatillerin geçirdikleri, kentlere, bir de bu gözle bakmalarını öneririm.

Kenti yönetenlere, objektif bir şekilde puan verin. Bakalım, sınıfını geçen çıkacak mı?

Bakışınız, kesinlikle siyasi olmamalı. Hangi pencereden bakalım diyorsanız, alın size birkaç başlık: Tarihi dokuyu koruyabilmiş mi, temizlik iyi mi, yeşil var mı, aidiyet duygusu yaratılabilmiş mi, yeni projeler söz konusu mu, estetiğe önem veriliyor mu, imar ve trafik sorunu çözülmüş mü, betona dur demiş mi… Kısacası size, “Bu kentte yaşamak bir ayrıcalık” dedirtiyor mu?..

Binlerce yıllık antik kentleri gezerken yaşadığımız duyguları bize yaşatacak, kent sevdalıları istiyoruz. Eminiz ki her kentte varlar. Gelin onları, yeni derebeylikler yaratmayacak şekilde, yetkilendirelim ve önce kentlerimize, sonra da ülkemize sahip çıksınlar. Yoksa gelecek kuşaklara, yozlaşmanın ötesinde bırakacağımız hiçbir şeyimiz kalmayacak…

Özetin özeti: Yaşadığımız kentler, bizim kentlerimizse, onlara, önce biz sahip çıkalım!..