Köy okulları neden yeniden açılmalıdır? (1)

Dünya, Bilişim Çağı’nı, Dijital Çağ’ı, Yapay Zekâ Çağı’nı konuşurken biz hâlâ okuma-yazma sorununu çözemedik.

Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarttık ama çocukları okulda tutamıyoruz.

En önemlisi de kırsaldaki çocuklarımızı adeta unuttuk.

Taşımalı eğitim diye ucube bir sistem yarattık, kime ne faydası var belli değil!

Cumhuriyet’in en zor dönemlerinde, Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar okullar açıp, öğretmenler gönderdik ama şimdi paraya para demediğimiz, israfın diz boyu olduğu bir dönemde, sadece köy okullarımızı değil köylerimizi de yok ettik!..

Bugüne elbette bir günde gelinmedi ama bu böyle gitmez, gitmemeli de!..

Köy her yerde var!

Bugünün dünyasında, köye dayalı bir toplum elbette düşünülemez ama köysüz bir ülke de söz konusu olamaz.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında nüfusumuzun çok önemli bir bölümü kırsalda yani köylerde yaşıyordu. Oran azaldıkça azaldı ve buna hep birlikte sevindik. Ta ki domates, soğan, kuru fasulye, kırmızıbiber, mısır ithal edinceye kadar...

Köylümüzü, çiftçimizi, önce şehirlere özendirdik, ardından da bin bir zorlukla açtığımız köy okullarını 28 Şubat sürecinde bir gecede kapattık.

Sonra da binlerce köyü şehirlere bağlayıp, mahalle yaptık.

Okulsuz köyler şehirlere olan göçü daha da hızlandırdı.

Giden gitti, peki ya gidemeyenler?

İşte onlar için de önce yatılı bölge okulları açtık ama kimse 8-10 yaşındaki çocuğunu bu okullara göndermek istemedi.

Oysa Köy Enstitüleri’nin önünde kuyruk olurdu!

Bunun üzerine, taşımalı eğitim diye ucube bir sistem yarattık.

Sabahın köründe, hava koşulları elverişli olduğunda, bir minibüs yola koyuluyor, köy köy dolaşarak, topladığı çocukları daha büyük köydeki bir okula götürüyor. Akşam da geri getiriyor.

Ve çoğu, birkaç sınıf bir arada, eğitim yapmaya çalışıyor.

Sayıları iyice azalsa da hâlâ çok fazlaymış.

Zorunlu temel eğitimi 12 yıla çıkararak büyük bir iş başardık ama takibi konusunda ciddi zaaflarımız var.

İlk, orta ve lise çağında kaç çocuğumuz var ve kaçı eğitim alıyor?

İşte bu konuda net bir rakam yok. Çünkü kırsaldaki çocukların ne kadarı nüfusa kayıtlı, onu bile tam olarak bilmiyoruz.

İşe keşke önce oradan başlasak.

Yani doğan her çocuğu nüfusa kaydedip, okul çağı geldiğinde okula devamlarını sağlayıp, mezun oluncaya kadar takiplerini yapabilsek.

Şimdi birileri çıkıp da siz daha okuma-yazma sorununu çözememişken, nasıl kodlama eğitimine geçeceksiniz, nasıl Bilişim Çağı’nı yakalayacaksınız derse, ne diyeceğiz?..

Ülkemizde 2013 başı rakamlarına göre 35 bin civarında köy vardı. Şimdi ne kadarı kaldı Allah bilir!

Son birkaç yıldır, ağır faturalar nedeniyle, taşımalı eğitimde teklemeler başladı. Yani köy çocukları kaderleriyle baş başa kaldılar. Pek çoğu heba olup gidiyor. Oysa, en büyük hazinemiz onlardı!

Rahmetli Demirel, “Köy okulları olmasaydı, bir çobandım” derdi! Eğitimle nereden nereye geldi!..

Seyyar öğretmenler!..

Geçenlerde Ankara’nın burnunun ucundaki ilçeye gittim. 10’a yakın okul vardı. Köyleri de katsanız okul sayısı 30’u bulurdu. Öğretmenlerin neredeyse tamamı Ankara’da oturuyormuş.

Kaymakam Bey’e, “Böyle öğretmenlik mi olur...” demeye kalmadı, “Onlar yine iyi. Polislerin hepsi de akşam oldu mu Ankara’ya gidiyor” dedi. Şaştım kaldım.

Büyükşehir yasası da tıpkı taşımalı eğitim gibi tam bir fiyasko ama nedense bunu bir türlü görmek, anlamak istemiyoruz.

Köy okulları neden yeniden açılmalı, köyler neden hayat bulmalı, bunu nasıl başarabiliriz?..

Bu soruların cevabı da yarına...

Özetin özeti: Bu konuda topyekûn bir seferberlik gerekiyor.