Siz hiç aç yattınız mı? (2)

“Siz hiç aç yattınız mı? Milyonlarca üniversite öğrencisi, günü tek öğün yemekle geçiriyor, okula da yürüyerek gidip, geliyor! Çünkü ceplerinde para yok! Karnı doymayan öğrenciden verim bekleyemezsiniz! Önemli olan, ne kadar çok öğrencimiz olduğu değil, kaçına aş, iş verdiğimizdir. Onlar cop değil, yemek istiyor!..”

Yukarıdaki satırları bu köşede yayımladıktan sonra, 24 saatte, bir milyonun üzerinde kişi görüntüledi, Twitter’da binlerce kişi birbirine gönderdi. Çünkü İstanbul Üniversitesi’nin aldığı karar, herkesi derinden etkiledi. Üzerinden 48 saat geçmeden Sibel’in intihar haberi geldi. En çok üzen de, Twitter hesabındaki son sözleri oldu:

“Yemekhane kartımda para kalmamış, sadece bir liram var!..”

Siz hiç aç yattınız mı yazısını işte bu yüzden yazmıştım.

Öğrencilerden pek çoğunun cebinde de yemekhane kartında da Sibel’inkinden daha çok para yoktu.

İşte bu yüzden kahvaltıyı kaldırıp, ikinci öğün yemeği 3.5 liradan 18.5 liraya çıkartmak yanlışların en büyüğüydü.

Ve, dün, İstanbul Üniversitesi, geri adım atarak yanlıştan döndü!

Yapılan son düzenlemeyi iptal ederek, sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemeklerinin önceden olduğu gibi aynen devam etmesi kararı aldı.

Keşke, bu acılar hiç yaşanmasaydı!

Binlerce, on binlere kişi, dün, ısrarla şu soruyu sordu:

Yanlıştan dönülmesi için illa da gencecik bir öğrencinin ölmesi mi gerekiyordu?..

Yemek zammı ile Sibel’in intiharını bire bir ilişkilendirmek yanlışların en büyüğü olur. O zam belki de bardağı taşıran son damla oldu. Zamanlaması ise üniversite açısından en büyük talihsizlikti.

Üniversite, şapka düştü kel göründü diyerek yanlıştan dönerken, olayın özünü unutup, Sibel’in intiharını, başta ailesi olmak üzere başka noktalara çekenleri anlamak mümkün değil!

Öğrencilerden çok önemli bir bölümü, zorda hem de çok zorda. Ne olur, onlarla daha yakından ilgilenelim...

Öğrenciler zorda!

Öğrencilerin yaşadıklarını ancak kendileri ve aileleri bilir. Bu yüzden ne olur kimse ahkâm kesmesin, akıl vermesin, onları kolaycılıkla suçlamasın. İş var da onlar mı çalışmıyor!..

İşte size birkaç mesaj:

- Valla ben de 2003-2007 arası bu şartlarda okudum, aç, parasız olunca insan “Şu okul bir an önce bitse de gitsem kurtulsam” diyor. Verimlilik sıfır. 15 senedir hâlâ bir şey değişmemiş!

- Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi öğrencileriyiz. Kötekli Mahallesi’nde oturuyoruz. Burada kiralar çok çok fazla. Herkes ödemekte güçlük çekiyor ve yurtların kapasitesi az! 1+1 dairelere en az 1000 TL fiyat çekiyorlar! KYK’dan öğrenci kredisi alıyoruz ama kiramızı bile karşılamıyor. Belediyelere burs başvurusu yapıyoruz, çıkmıyor! Baya sıkıntılıyız anlayacağınız!

- Karar aldıktan sonra değil, karar almadan önce düşünme zamanı artık gelsin!

- SDÜ Tıbbi Görüntüleme 1. sınıf öğrencisiyim. Vefat eden babamın emekli maaşıyla geçinen bir aileyiz. Okuyan 2 kardeşim daha var. KYK ve VGM bursuna başvurdum, ikisi de çıkmadı!..

Ne olur artık onları ve eğitimi ciddiye alalım!

Çocuklarımız ve onların geleceğinden daha önemli bir şey yok. Çünkü onlar ülkemizin geleceği.

Daha güçlü bir gençlik ve daha güçlü bir ülke olmanın yolu da eğitimden, bilimden, sevgiden, saygıdan geçiyor.

Bunun da fazlasıyla farkındayız ve elimizden geleni yapıyoruz ama sıkıntılarımız var!

Cumhuriyet tarihi boyunca, ülkeyi yöneten her iktidar eğitime çok önem verdi. Ülkemizin en ücra köşesine kadar okul götürüldü, her şehre üniversite açıldı.

Okul olmadan kalite yakalanamazdı ve birinci aşamayı yani okullaşmayı ülke olarak başardık sayılır. Eksiklerimiz yok mu? Elbette var ama bu kadarını yapan fazlasını da yapar!

Devlete ve siyasete düşen görev, ülkenin dört bir yanını öğretim kurumlarıyla donatmaktı. Onlar bunu yaptı. Bundan sonrası ise eğitim kurumlarının ve eğitimcilerin görevi.

Kaliteyi artıracak ve insan gücü planlaması yapacak olan da onlar, bilimi geliştirecek olan, onun doğru ellerde gelişmesini ve doğru kullanılmasını sağlayacak da onlar.

Çocuklarımızın ilgi ve yetenekleri doğrultusunda yol haritası çizecek olan da onlar, aldıkları eğitimi Ar-Ge ile destekleyip katma değeri yüksek ürüne dönüştürmesine önayak olacak da yine onlar...

Ama onların da yere sağlam olarak basmaları ve kendilerini tümüyle eğitime kanalize etmeleri için liyakate dayalı bir sisteme ihtiyaçları var. Kafaları ve cepleri rahat olsun ki geleceği en iyi şekilde inşa edebilsinler.

Bu o kadar zor mu? Kesinlikle hayır! Yeter ki istensin!...

Özetin özeti: Kabahatli aramak yerine, enerjimizi ve kaynaklarımızı yarın için ne yapmalıyız sorusuna cevap için harcamalıyız!