ECB DE HAVLU ATTI!

Eklenme Tarihi11.03.2019 - 8:15-Güncellenme Tarihi11.03.2019 - 8:15

2008’e mi dönüyoruz? Finansal piyasalarda her şey sil baştan mı yaşanacak? Fed’in şubat başında yaptığı “tornistan” ile faiz artışları konusunda “sabırlı olacağım” açıklamasından sonra ECB de geçtiğimiz hafta havlu attı.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) eksi yüzde 0.40’daki politika faizini aynen korurken; faizin en azından 2019 sonuna kadar düşük tutulacağını açıkladı. Mart 2021’e kadar çeyreksel bazda, 2 yıl vadeli yapılacak yedi ihaleden oluşacak yeni bir TLTRO-III operasyona başlayacağını da açıkladı.

2019 büyüme tahmini yüzde 1.7’den 1.1’e aşağı yönlü revize ederken 2020 büyüme tahminini de yüzde 1.7’den 1.6’ya çekti.

TLTRO-III benzeri bir paket bekleniyordu ancak daha ileri tarihlerde olması fiyatlanıyordu. Erkene alınması euro/dolar paritesini olumsuz etkiledi ve 1.1330 düzeylerinde olan parite 1.1177’ye kadar geriledi, haftayı 1.1238 seviyelerinden kapattı. (Uluslararası fon yöneticileri, kısa vadede 1.1425 ve üzerine yükselişleri satış fırsatı olarak değerlendirir)

31 Ekim 2019’da görev süreci bitecek olan Draghi, dönemi boyunca hiç faiz artır(a)mamış ECB Başkanı olarak, “Sorunları bertaraf edemiyorsan, olabildiğince zamana yay” politikası ile anılacak gibi görünüyor.

ECB’nin AB bölgesi için yapacağı bu parasal genişlemenin bize yarayacağı düşünülebilir. Ancak ortada önemli bir büyü(yeme)me problemi var ki TLTRO-III geldi. Bu durumda AB’nin bizden alacağı mallar da azalacaktır. Buna bir de kademeli olarak 1.10 seviyelerine düşmesi ihtimali artan (Hatta benim meşhur 1.0727-1.0821 arasındaki ‘I. Macron Boşluğu’nu kapatacak kadar dahi gerileyebilir) değersizleşen euro nedeniyle ECB’nin parasal genişlemesinin bize faydası hayli kısıtlı olabilir. Ha bu destek AB ekonomisini toparlar, o zaman komşuda pişer, bize de düşer. 

Diğer yandan cuma açıklanan ABD Tarım Dışı İstihdam verisinde 180 bin kişilik beklentiye karşın 20 bin kişilik artış açıklandı. ABD hükümetinin “kapanması” nedeniyle verinin sağlıklı toplanmasından duyduğum endişe ile ileride revize olasılığını yüksek görüyorum.

Kişi sayısından daha önemlisi ve Fed’in “sabrını taşırabilecek” veri ortalama saatlik kazançların yüzde 0.3 artış beklenirken 0.4 açıklanması oldu. Yüzde 3.9 beklenen işsizlik oranı da yüzde 3.8 olarak açıklandı ki bu veriler halen daha Fed’in bu yıl içinde en azından bir faiz artışına gitme ihtimalini artırıyor. Hal böyle olunca oransal genişlemeye artan bir hızla devam edeceğim diyen ECB ve Euro karşısında doların şansını artırıyor. Her ne kadar Trump ısrarla “zayıf dolar” istiyorum dese de...

Merkez’den ses çıkmadı!

Geçtiğimiz hafta başında açıklanan ve tanzim satışlara rağmen çok da gerilemeyen gıda fiyatlarına bağlı olarak neredeyse yatay seyreden enflasyon verileri sonrasında yapılan Para politikası Kurulu toplantısında; piyasa beklentisine paralel olarak; kısa vadeli faizlerde bir değişikliğe gidilmedi. 1 haftalık politika faizi yüzde 24’te sabit tutuldu. Faiz artışında geç kalınınca, indiriminde de geç kalınıyor.

Yapılan açıklama ocak ayı toplantı karar metnine çok benzer nitelikteydi.

TCMB kendi kredibilitesini geri kazanma adına faizleri aynı/yüksek seviyede tutarken, kamu bankaları eliyle “tanzim kredi satışları” devam ediyor. Politika yapıcıları artık Merkez Bankası’ndan düşük faiz talep etmek yerine, kamu bankalarını devreye soktular. Kamu bankaları aracılığıyla yüzde 19.50-20.50 bandında kredi vermeye devam ediliyorlar. Hatta özel bankalar da bu konuda “teşvik” ediliyorlar.

Aslına bakarsanız TCMB’nin yüzde 24’lük fonlama faizi pratikte etkisini yitirmeye başlamış görünüyor. Ekim 2018 başlarında 165 milyar TL’ye kadar yükselen TCMB fonlaması şubat sonu 55 milyar TL’ye kadar geriledikten sonra geçen haftayı 75 milyar seviyesinden kapattı.

TCMB sıkı politika duruşunu korur görünürken, kamu bankaları eliyle “gevşek para politikası” da bir yandan sürüyor. 25 Nisan’daki PPK’da politika faizleri “iş gören faizlerle ahenkli” hale getirilecek mi, yerel seçimlerden sonra göreceğiz.

Dolar/TL’deki ‘Carry Trade’ zarar etmeye başladı

Yüksek faiz getirisi olan para birimini ucuz faizli para birimi ile fonlama olarak tanımlayabileceğimiz “carry trade” işlemleri geçen yılın son çeyreğinden bu yana devam ediyordu. Yüzde 24 faiz veren az sayıda para birimi olduğundan TL’ye olan iltifat 6.50’lerden bu yana artarak sürdü ki, dolar/TL 5.13’lere kadar devam etti.

Ancak mart başı açılmış pozisyonlar artık zarar etmeye başladı. Dolar endeksinin yükselmesine paralel gelişen para birimleri değer kaybetmeye başladı. Nitekim geçtiğimiz haftaya 5.37’li seviyelerden başlamış olan dolar/TL kuru haftayı 5.4410’den kapattı. Mart başında 5.16’lardan açılmış olan bir pozisyon, bu kadar kısa vadede zarara dönmüş durumda.

ABD ile S400 füzeleri ve Suriye konusundaki görüş ayrılıkları önemli bir risk faktörü haline gelebilir. Bunun yanı sıra seçimlere 15 iş günü kaldı. Bazı yabancı fon yöneticileri seçim riskini almak istemeyebilir.

5.4050 (200 günlük Basit Hareketli Ortalama BHO) önemli bir direnç seviyesi idi. Bu seviye yukarı kırıldı. Önümüzdeki haftalar için 5.4950 seviyesi önemli bir direnç olacak. Bu seviye yukarı yönde kırılacak olur, kapanış bazında da üzerinde kalırsak seçimlere kadar olan dönemde 5.6250 seviyelerinin test edilmesi ihtimali artacaktır. Bugün açıklanacak 2018 yılı son çeyreği büyüme rakamı (Beklenti yüzde 2.7 küçülme yönünde) piyasaların kısa vadeli yönü konusunda belirleyici olabilir.

Borç ve Risk Yönetimi Komitesi kuruldu

Kamuda Borç ve risk yönetiminin koordinasyonu ve yürütülmesine ilişkin esas ve usuller hakkında yönetmelik yayınlandı. İlkeler başlığında;

“1) Kamu borç ve risk yönetiminin yürütülmesinde;

a) Makroekonomik dengeleri gözeterek para ve maliye politikalarıyla uyumlu, sürdürülebilir, saydam ve hesap verilebilir bir borçlanma politikası,

b) Finansman ihtiyaçlarının, iç ve dış piyasa koşulları ve maliyet unsurları göz önüne alınarak belirlenen risk çerçevesinde, orta ve uzun vadede en uygun maliyetle karşılanması, ilkeleri esas alınır” deniliyor.

Merak ettiğim, Hazine bunları daha önce yapmıyor muydu?

Yönetmeliğe göre komitenin borçlanma stratejileri, Hazine garantileri ve oluşan risklere dair kamuoyunu bildirme gibi bir yükümlülüğü yok. Kamuyu yakından ilgilendiren bu durum neden kamuoyu ile paylaşılmaz?