Piyasa ne bekliyor?

Bu hafta piyasaların gündeminde Erdoğan - Putin zirvesinden yerel seçimlere kadar birbirinden önemli konular var. Peki piyasalarda beklentiler ne yönde?

Geçtiğimiz 10 - 15 yılın neredeyse hemen her yılına bir seçim ya da referandum sığdırmış ve bu kadar sık seçim yapmanın getirdiği alışkanlıkla sonuçları, seçimden sonra hızla açıklamayı başarıyorduk.

Taa ki bu seçime kadar... Her ne kadar seçimler ülkenin büyük ekseriyetinde sonuçlanmış olsa da en büyük kentimiz İstanbul büyük bir istisna oldu.

Piyasa ne bekliyor

Geçersiz oyların, ilçe bazında ‘yeniden sayımların’ halen daha devam ettiği bir ortamda ‘seçim tamamlandı’ demek henüz mümkün görünmüyor. 13 Nisan’a kadar da devam eder mi sorusu hem sıradan vatandaşın hem de piyasaların en fazla kafasını kurcalayan soru.

Cumhurbaşkanı’nın liderliğini yapmış olduğu Cumhur ittifakının yüzde 51.6 oy alması, bir anlamda yeni Başkanlık sisteminin zımni onayı anlamına geliyor.

Piyasa ne bekliyor

Kritik Putin zirvesi

İstanbul’daki seçimlerin “yenilenmesi” piyasalar açısından da önem taşıyor. Seçimin yenilenmesi, özellikle yurt dışında farklı olarak algılanabilecek. Piyasalarda zaten var olan endişelerin bir nebze daha artmasına neden olacaktır. Zira yeni bir belirsizlik anlamına gelecektir. Geçtiğimiz haftanın sonlarında B.Çekmece’deki bütün oyların yeniden sayılacağına dair haberin, tüm İstanbul’da oyların yeniden sayılacağı şeklinde yanlış anlaşılması; borsanın sert düşmesi, kurun yükselmesi; piyasaların bu konuda ne kadar hassas olduğunun bir göstergesiydi.

“Yerel seçimler geride kaldı, önümüzde 4.5 yıllık seçimsiz bir dönem olacak” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün Putin ile Moskova’da görüşecek.

S-400 konusu

Seçimlerin hemen ertesinde; Rus hava savunma sistemi S-400’lerin alınması durumunda, ortak üretiminde yer aldığımız F-35 savaş uçaklarının Türkiye’ye teslim edilmeyeceğini ve Türkiye’nin NATO’dan çıkarılabileceğini açıklayan ABD’nin çıkışından sonra gelen bu zirve çok önemli. Zira S-400’lerin teslimine artık sayılı aylar kaldı.

S-400’lerden vazgeçilip, ABD’nin Patriot’larına dönülmesi ve NATO içinde kalınacağının ilamı ile S-400’lerin Türkiye’ye teslimi zamanında yapılacak açıklamaları arasında piyasalar açısından önemli farklar olacak.

İkinci açıklama gelirse; tıpkı öncekilerde olduğu gibi halen da yeni alternatifler gündeme gelebilir beklentisi ile sınırlı olumsuz bir hava oluşabilir. Ancak vazgeçildiği, ya da başka “ara çözüm” açıklaması gelirse bunun piyasaları hızlı olumluya döndürmesi olasılığı hayli yüksek.

SWAP AÇMAZI...

Seçimden önceki ve sonraki iki haftalık sürede Türkiye para ve sermaye piyasaları “swap” ile yattı, kalktı. Önce ‘swap’ nedir kısaca bir tarif edeyim.

İngilizce olan bu kelimenin Türkçe karşılığı “değiştirme/trampa etmek”. Finansal ürünlerin birbiri ile belli bir süre için değiş-tokuş edilmesi. Bu finansal ürün bir para birimi, emtia, meta-para birimi, sabit fiyat/faiz-değişken faiz olabilir.

Uzun yıllardır özellikle uzun vadeli Türk Lirası-döviz birimleri arasında yapılmakta olan bir işlemdi. 5 - 10 yıllık sabit faizli TL cinsinden mortgage kredilerini bankalar nereden fonluyor diye düşünüyordunuz? Bankalar yurt dışına döviz plase edip, onlardan aldıkları uzun vadeli TL fonları/borçları içeride uzun vadeli konut kredileri için kullanıyorlardı. Oldukça likit bir piyasası var(dı).

Ağustos ayında kurlardaki sıçrama sonrasında BDDK; Türk bankalarının yurt dışındaki yabancı yatırım bankalarına swap aracılığıyla verebileceği TL miktarını sermayelerinin yüzde 25’i ile sınırlamıştı.

Faizi artırarak radikal önlem almak yerine geçici önlemlerden biri olarak verilen bu karar ile yabancıların döviz almalarının zorlaştırılması amaçlanmıştı.

Benzer bir yöntem de seçimlerden önce; TCMB’nin rezervlerindeki sebebinin net olarak anlaşıl(a)madığı sert düşüş sırasında da devreye alındı ve ‘fiili’ olarak Türk bankalarının yabancı muhataplarına verecekleri TL için sınırlamalara gidildi. Açık döviz pozisyonlarını kapatmak isteyen yabancı bankalar TL fonlamasına ulaşamayınca aralarında işlem yapmak zorunda kaldılar ve seçim öncesinde bu piyasada faizler yüzde 1.300’lere kadar tırmandı. Döviz, hisse senedi ve tahvil satmak zorunda kaldılar. Türkiye ile Londra arasında iki farklı faiz (yüzde 1.300 ve 25) ve iki farklı kur (Aynı gün valörlü dolar/TL 5.35-5.50 gibi) oluştu.

Merkez’in faiz indirimi...

Türk lirasının konvertibiliteye geçtiğinden beri yurtiçi ve yurt dışı arasında bu denli iki farklı faiz/kur oluştuğuna şahit olunmamıştı.

Bu durum Türk piyasalarının likiditesine, şeffaflığına zarar veren sonuçlar doğurdu ve korkarım daha da doğuracaktır. Piyasaya girişin kolay ama çıkışın zor ya da keyfi uygulamalara bağlı olduğu algısının önüne mutlaka geçilmesi gerekir derken, bu uygulama seçim sonrasındaki haftaya da taşındı. 4 - 5 ay önce 10 yıllık tahvil ihalesine rekabetçi olmayan teklif (ROT) veren yabancı bankaların; ihaleye gelen “sembolik teklifler” nedeniyle, piyasanın yaklaşık 200 baz puan altından tahvilleri almak zorunda kalması da benzer bir durumdu. Yeni dönemde daha da fazla ihtiyacımız olan uluslararası fonlamayı sağlayan bu kurumları; kısa vadeli çıkarlar uğruna; küstürmek faydadan çok zarar getirecektir.

Enflasyon etkisi

Bu ve benzeri adımlar sadece dışarıdaki faizleri değil, dolaylı yoldan içerideki faizleri de yükseltirken (TCMB ortalama fonlama faizi 22 Mart’taki yüzde 24’ten, 29 Mart’tan itibaren yüzde 25.50’ye yükseldi) PPK’dan olası bir faiz indiriminin de ötelenmesine neden oluyor, olacak. (Yatay seyretmeye devam eden enflasyon da TCMB’ye pek yardımcı olamıyor)

İçerik önemli

Yeni ekonomik planın içeriği önemli olacak. Piyasalara geleceğe dair “güven” verecek bir plan açıklanırsa ne ala. Dağ fare doğurursa, piyasalardaki güvensizliğin daha da artması, seçimlerden sonra işlerin düzeleceğine dair beklentilerin boşa çıkmasına neden olabilir.

Benim planda bakacağım en önemli konu; Milliyet’teki ilk yazımda bu yıla “Rehabilitasyon Yılı” derken belirttiğim gibi, bankacılık sisteminin ekonomiye yeniden kaynak aktarabilir şekilde rehabilitasyonuna yönelik adımlar. Bu konuda net, inandırıcı ve özellikle yabancı yatırımcıları (Her ne kadar ihale ve swap ile küstürmüş olsak da...!) ikna edebilecek bir yol haritasının açıklanması çok önemli. Geçen hafta piyasayı coşturan “EBRD bankaların sorunlu kredilerine yatırım yapabilecek” haberi bile bunun piyasalarda ne kadar pozitif bir adım olacağına dair ipucu veriyor.

Yapısal değişim adımları

Hukukun üstünlüğünü hakim kılacak adımların yanı sıra bankacılıkta böylesine bir yapısal değişim adımı atılmaz; yine teşviklere, Varlık Fonu üzerinden kaynak yaratılmasına, tek seferlik varlık vergisi alınmasına veya istihdam seferberliğine benzer geçici denebilecek çözümleri barındıran bir paket açıklanır ise korkarım ‘dağ fare doğurur’. Piyasalara güven verecek denli ayakları yere basan, kaynak - kullanım - hedef - performans ölçümü unsurlarının hepsini bir arada bulunduran bir paket açıklanmayacaksa, bunların üzerinde biraz daha çalışılmasında fayda var demektir.

Sahi; bu paketin açıklanmasının, İstanbul seçimlerinin sonuçlarının netleşmesine kadar beklemesinin nasıl bir sakıncası var?