Harap gönüllerin mimarı

12 Ocak 2020

Onlar farkında değiller ama bencil, kibirli insanlar, nefs şarabından sarhoş olduklarından gönül evleri yıkık dökük bir hâldedir ve onlara bir mimar gerekirMen beher cem’iyyetî nâlân şüdem
Cüft-i bedhâlân ü hoşhâlân şüdem
(Ben her cemiyette inledim durdum.Kötü huylularla da iyi huylularla da düşüp kalktım)

Hz. Mevlânâ bu beyti, insanın insan ile olan münasebeti, ilişkisi, birlikteliği üzerine söyler. Malum tasavvuf ehli, sufi hayatın içinden kopmaz. Hz. Mevlânâ da çarşı-pazarda, han-hamamda, kiliselerde, medreselerde; bahçelerde, ilmi ve siyasi meclislerde sürekli bulunmuş, ihtiyaç duyduğu zamanlarda ise elbette tek başına kalmış. Bu zaman zaman tek başına kalmasının sebebi daha da güçlenmek içindir oysa. Çünkü Hz. Mevlânâ dahi olsa insanların arasında onların noksan sıfatlarına tahammül ederek onları düzeltmeye çalışmakla birlikte iyileri de daha iyi yapmak yorucudur, yıpratıcıdır.

Hz. Mevlânâ, “O mimar bina yapmak için harap yer arar buyurmuştur” der. Harap yer ifadesi, iyi insanların Yaradan’a olan hasretlerinden dolayı yaşadıkları gurbet acısının kalplerinde yarattığı tahribat olarak anlaşılmalı. Öte yandan asıl kaynağını unutmuş ve bunun doğurduğu sebepler yüzünden bencil, kibirli, cimri bir hayat süren insanların da gönüllerinin harap olduğunu belirtir. Onlar farkında değillerdir, nefs şarabından sarhoş olduklarından gönül evleri yıkık dökük bir hâldedir ve onlara da bir mimar gereklidir.

Yazının devamı...

Dertli sözlerime dertli kulak gerek

22 Aralık 2019

Sine hahem şerda ez firak

Ta biguyem şerh-i derd-i iştiyak

Ayrılıktan parça parça olmuş bir kalp isterim ki,

 İştiyak derdini açayım.

Özleme derdini yeterince anlatabilmem, açıklayabilmem için ayrılık acısıyla parça parça olmuş bir kalp isterim. Bu beyitle Hz. Mevlana kendisine dert ortağı olacak kimsenin derdi olması gerektiğini belirtir. Dertli sözlerime dertli kulak gerek. Yoksa ben ona zul gelirim, o da bana içi boş bir çanak ile de bana dert ortağı olmak isteyen kulaklar!

Beni görmekle bildin mi zannettin? Beni dinlemekle buldun mu zannettin? Bilişe ve buluşa buradan varamazsın; bil ki menzil çok uzaktadır. Ben hem bu alemi hem de kendi şehrini yapabilecek yürek isterim. Bana nasıl bu hale geldin diye sorma! Hâlâ bana aşk’a nasıl ulaşırım diye soruyorsun. Ben ol da gör cancağzım…

Dinle; duy ki benim sözlerim aslında sana derman gibi gelse de içlerinde binlerce derdi barındırmaktadır. Derdi görmeden dermana ulaştığımı sakın düşünme. Zandan uzak dur. Bir an önce konuşmak derdinde olma. Dinle ki ben de bu menzilleri duya duya, dinleye dinleye geçtim.

Dinle ki sükûna kavuşasın. Çünkü hakikati bulunca her şey sükûn olur. Onca feryat, figan etmenin mükafatıdır bu sükûnetim. Sen de şimdi hakikatin karşısında sessiz kal. Böylece hem teskin olasın hem de teselli bulasın. Her teselli halinde hayrete düşersin cancağızım ‘‘Allah hayretini artırsın’’. Hayret için de dert gerekir cancağızım, bu defa

Yazının devamı...

Ayrılık ve kavuşma zamanı

15 Aralık 2019

İnsanın son dediği nokta kâmil insan için kavuşma zamanıdır. Ayrılık, geriye dönüş zamanının başladığı andır. Kavuşma ise ayrılığın başladığı mekâna yeniden ulaşma anıdır

Kez neyistan ta mera bibrodi end

Ez nefirem merd u zen nalidi end

Beni kamışlıktan kestiklerinden beri

feryadımdan erkek, kadın herkes

ağlayıp, inledi. 

Sazlıklar içerisine giren ney ustası kamışlardan bir tanesini keser. O kesilen kamış başına geleceklerden habersiz olduğu için neden başkasını kesmedi de beni kesti diye feryat etmeye başlar. Bunu duyan diğer kamışlar da onun feryadına ağlayıp, inler. Sazlıktan koparılmasından sonra bin bir türlü acılar geçirerek nihayetinde ney haline gelir. Ve sap sarı kesilmiş haline bakarak sazlıktaki haline öykünür, bırakıldığı bir köşede hüzünle bekler. Bir zaman sonra neyzenin eline geçtiğinde onun nefesiyle ‘‘Bam tel’’ başka bir şekilde can bulur. Ve hüzünlü halinin yerini elbette zikir alır.

İnsan-ı Kâmiller ana vatanından ayrılıp dünyaya gönderildikleri için sürekli şikâyet ederler. Hayy’dan geldiklerini bilen ve oradaki halini hatırlayanlar elbette bu şikâyette bulunurlar. Aslen nereden geldiklerini ve canlar âlemindeki neşeyi unutmuş olanların şikâyetleri ise ömrün sonunda kaybedecekleri dünyadır. Kâmil insanlar Yaradan’a dairenin başladığı noktaya, sona doğru giderken neşelenirler, diğerleri zaman içinde üzülür, zaman ilerlediğinde ise şikâyet etmeye başlarlar. ‘‘Ömür neden bu kadar kısa?’’ gibi yetersiz sorularla…

Yazının devamı...

Gül ve bülbül

24 Kasım 2019

Bülbül ötüşleriyle ağlayıp inleyen, durmadan sevgilinin güzelliklerini anlatan bir “aşığın’’ timsalidirBülbül Farsça “bulbul” ismiyle bilinen ve ötüşünün güzelliğiyle özellikle divan ve tasavvuf edebiyatında kendisine yer verilmiş bir kuş olup Osmanlıcada “Hezar” ismiyle bilinir. Bütün yıl boyunca uzayıp titreşen seslerle etrafa ezgiler yayan bülbülün ilkbahar sonlarına doğru sesi duyulmaz olur. Bunun nedeni; mayıs sonu ve haziran başı olgunlaşan dut meyvelerini bolca yemesiyle ötüş kabiliyetini bir süreliğine kaybetmesidir.

Günümüzde bu deyim neşe ve konuşkanlığını yitirmek, susmak anlamında kullanılır.Bülbül Farsça “bulbul” ismiyle bilinen ve ötüşünün güzelliğiyle özellikle divan ve tasavvuf edebiyatında kendisine yer verilmiş bir kuş olup Osmanlıcada “Hezar” ismiyle bilinir. Bütün yıl boyunca uzayıp titreşen seslerle etrafa ezgiler yayan bülbülün ilkbahar sonlarına doğru sesi duyulmaz olur. Bunun nedeni; mayıs sonu ve haziran başı olgunlaşan dut meyvelerini bolca yemesiyle ötüş kabiliyetini bir süreliğine kaybetmesidir. Günümüzde bu deyim neşe ve konuşkanlığını yitirmek, susmak anlamında kullanılır.

Bülbülün ötüşü divan edebiyatında neşe ve coşkuya dayalı beyitlerin yazılmasına ilham kaynağı olmuştur. Bülbülün halk edebiyatında fazla görülmemesinin sebebi orada turna kuşu gibi çok güçlü bir rakibinin olmasıdır.Bülbül ötüşleriyle ağlayıp inleyen, durmadan sevgilinin güzelliklerini anlatan bir “aşığın’’ timsalidir. Gül’ün dikenleri nasıl bülbülün ciğerlerini delerse sevgilinin eziyetleri de âşığın bağrını deler. Gerek divan edebiyatı gerekse de tasavvuf edebiyatında gül ile bülbülün birlikteliği neşe, ayrılık, vuslat konuları içerisinde ele alınır.Bülbülün bütün neşesi gül odaklıdır ve gülden ayrı düşerse iniltiler içerisinde kalır. Gül naz, bülbül ise niyaz için yaratılmıştır adeta. Keza Fuzuli bir şiirinde: “Güle naz güle naz, Bülbül eyler güle naz, Girdim dost bahçesine, Ağlayan çok gülen az.”Gül ile bülbülün birbirlerine karşı naz ve niyaz edişleri dile getirilir. Öte yandan bülbül dertli, kimi zaman suskun, kimi zaman tatlı dilli bir âşıktır. Şiirlerde mecazen seven olarak verilen bülbül âşık manasında kullanılmıştır ve hiçbir zaman sevdiği olan gül ile bir araya gelememiştir. Bülbül güle âşıktır; ancak gül bülbüle karşılık vermez ve bülbülün bütün feryadı gülden karşılık bulamamasından dolayıdır.

Şöyle ki;“Gel, gül” dedi, bülbül güle; gül gelmedi gittiGül bülbüle, bülbül güle yar olmadı gitti.Bülbülün güle olan aşk mücadelesinde en büyük rakibi gülde bulunan dikenlerdir.Tasavvuf edebiyatında gül, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) remzidir. Fuzuli Su kasidesinde Hz. Muhammed’in güzel yüzünün güllerin en güzeli olduğunu şu beyitle ifade eder; Suya virsun bağban gülzârı zahmet çekmesunBir gül açılmaz yüzün tek virse min gülzare suDivan edebiyatında kavuşturulmayan gül ile bülbülü tasavvuf edebiyatının zirve ismi Hz. Mevlana “Mesnevi”sinde kavuşturmuştur. Gül ile bülbül arasında geçen aşkın; tasavvufi açıdan ele alındığı manevi yolculuğun meşakkatlerinin anlatıldığı “Mesnevi”de gül, Allah’ın üstünlük ve ulaşılmazlık vasıflarıyla bütünleştirilir.

Yazının devamı...