Nasreddin Hoca’nın anlattıkları

Nasreddin Hoca’nın fıkralarının ne anlattığından daha ziyade ne anlatmak istediği önem arz eder. Mesajlarını başta eşeği, karısı, komşuları ve dönemin kadıları üzerinden aktarır

13. yüzyıl Anadolusunun en karakteristik portrelerinden bir tanesi Nasreddin Hoca’dır. Eskişehir Sivrihisar kasabasının Hortu köyünde dünyaya gelen hoca, 1284 yılında Konya’ya bağlı Akşehir’de vuslata ermiştir. Yaşamış olduğu dönemde Hz. Mevlana, Yunus Emre, Şems Tebrizi, Ahi Evran ve Sadrettin Konevi gibi sufilerle hem çağdaştır hem de aynı coğrafya içerisinde bulunmuştur. Devrinin siyasi, dini aktörleri başta olmak üzere toplumun her kesimini hedef alarak öğretici, eğitici uyarılarda bulunmuştur.

Günümüz dünyasına cevap

Nasreddin Hoca’nın fıkraları tahlil edilmelidir. Keza bu fıkraların ne anlattığından daha ziyade ne anlatmak istediği önem arz eder. Hocayı, anlatmak istediklerini anlamaya çalışarak tanıyabiliriz. Vermek istediği mesajlarını başta eşeği, karısı, komşuları ve dönemin kadıları üzerinden aktarır. Duygu ve düşünceleri karakterize ederken toplumu sürekli uyarır ve onları doğruya yönlendirir.

Nasreddin Hoca’nın günümüz dünyasına da cevap veren bazı fıkralarıyla sufi dünyasına bir başka kapıdan girelim...

Günün birinde hoca eşeğine ters biner. Bu durumu gören komşuları: “Aman hoca! Eşeğe ters binilir mi?” Hoca- “Ben eşekle aynı yöne bakamam” diyerek topluma önemli bir mesaj verir.

Eşek, tasavvuf dünyasının kendine özgü sembol dilinde cahil, bağnaz, nefsini bilmeyen insanları işaret eder. Hoca bu durumda olan insanlarla; insanı kamil olma yolunda giden insanların gittikleri yolların farkını ortaya koyar. Sufiler nereden geldiklerini bilenlerdir; eşek misali bağnaz kişiler ise nereye gittiklerinden habersizlerdir.

Bulduktan sonra ararlar

Hoca günün birinde eli kulağında koşarak ezan okur. Hocayı gören ahali: “Aman hoca koşarak ezan mı okunur?” Hoca şu cevabı verir- “Merak ediyorum sesim nereye gidiyor?” Hoca bu anlatıda ezan okuyan kişileri hedef alır. Cami hocaları insanları namaz ibadetine ezanla çağırır veya hatırlatır. Bu nedenle çağrı (ezan) son derece güzel bir sesle gerçekleştirilmelidir. Yaradana ibadet etme vaktini hatırlatan, bildiren kişi asla kötü bir sesle bunu gerçekleştirmemeli. Hatta son derece güzel bir sesle okunan ezan sayesinde düzenli namaza gitmeyenler dahi camiye yönelebilirler. Ezanın ne manaya geldiğini, nasıl bir işlevi olduğunu en iyi bunu uygulayanlar bilmelidir. Nasreddin Hoca’nın koşmasının sebebi ezandan kimlerin etkilendiğini, hissettiğini merak etmesindendir.

Hoca eşeğini kaybeder. Pazar yerine giderek şöyle bağırır: “Kim eşeğimi bulursa eşeği o bulan kişiye bağışlayacağım.” Ahali gülüşerek hocaya: “Hocam; madem bağışlayacaksın o zaman ne diye eşeği ararsın?” Nasreddin Hoca - “Ahhh kardeşlerim bulmanın tadını bir bilseydiniz bu soruyu bana sormazdınız...”

Bu dünyada kimileri kaybettikten sonra ararlar; kimi sufiler ise bulduktan sonra ararlar. İnsanlar, bulma ve kaybetme anındaki sükunetini koruduğu ölçüde insan olma noktasına yakındırlar.

Hoca penceresinin önünde dışarıda yağan yağmura bakmaktadır. Komşusunun yağan yağmurdan ıslanmamak için hızla koştuğunu görür. Hoca komşusuna seslenerek: “Komşum hiç Allah’ın rahmetinden kaçılır mı?” Bunu duyan komşusu hocaya cevap vermeden koşmaya devam eder. Ertesi gün ise bu defa hoca yağmurdan koşarak evine girmeğe çalışırken komşusu penceresinden hocaya seslenir: “Hocam hani Allah’ın rahmetinden kaçılmazdı?”

Hoca komşuya dönerek: “Ben Allah’ın rahmetine basmamak için koşuyorum!” Yaradanın muhabbeti yukarıdan aşağıya rahmetle gelir, lakin aşağıdan yukarıya ise vefayla dönmelidir. Rahmete kimileri vefasızdır kimileri ise hayrandır.

Yaradan herkesin hayretini artırsın!