Topyekûn biz olabilmek

Tüm dünyanın kanını emen sömürgeci güruhun önünde yeniden duvar olabilmek için ilkin biz kavramının ne anlama geldiğinin tarifini yapmalıyız, akabinde de biz olmayı öğrenmeliyiz.

Merhaba Hellas Pontus Boğazı olarak bildiğimiz Çanakkale su yolundan. Denizin deniz gibi olduğu tek deniz olan Ege’nin bu dar boğazına MÖ. 12. yüzyılda Spartalı barbarlar saldırarak Anadolu’nun gözbebeği Troya şehrini yıkmışlardı. Troya’da saldıran taraf Ege’nin öte yakasının barbarları olan Sparta’dır, savunma savaşı veren ise topyekun olarak Anadolu’dur. Malum maddi ve manevi değerden yoksun olanlar yağmayı savaş sebebi olarak görürlerken uygar toplumlar sadece sahip olduklarını korumak için savaşmak zorunda kalırlar. Bu bağlamda Troya savaşının çıkış nedeni Homeros’un dediği gibi Paris’in Helena’yı kaçırması değildir.

Hezimete uğramışlardır

Bin yıllar sonra emperyal emelleri için yeniden Çanakkale Boğazı’nın önlerine gelen Batı’nın her türlü değerden yoksun yeni moda barbarları bu defa yenileceklerdir. Her savaş mutlaka bir kahramanın ya ölümüne ya da doğumuna neden olur. Troya’da Hektor yiğitçe şehrini korurken hayatını kaybederken Çanakkale Savaşı’nda mavi gözlü dev adam olan Mustafa Kemal Atatürk doğacaktır. 18 Mart 1915 yılında Nusret mayın gemisi, Seyit Onbaşı ve Yahya Çavuş gibi kahramanlar tarafından burunları yere sürtülen gözü dönmüş barbarlar hezimete uğramışlardır. 25 Nisan 1915 yılında bu defa karadan çıkartma harekatı ile bir kez daha tüm orantısız güç olanaklarını kullanarak Anadolu’ya ayak basmaya çalışanları Conkbayırı’nda mavi gözlü adam, değerli vatansever komutanlar ve Mehmetçikler durdurmuşlardır.

1915 yılının kasım ayına kadar devam eden siper savaşları ile yüz binlerce insanın ölümüne neden olan emperyal Batı’lı güçler Çanakkale’ye kibirli olarak geldiler ancak dönerlerken arkalarına dahi bakma fırsatını yakalayamadılar.

Son yıllarda Ermeni soykırım iddialarıyla bir başka türlü hezeyan içerisinde olan Batı, ilkin kendi yurttaşlarını emperyal hedefleri için kırdırdığının hesabını vicdanlarına sormalıdırlar. Tüm dünyanın kanını emen bu sömürgeci güruhun önünde yeniden duvar olabilmek için ilkin biz kavramının ne anlama geldiğinin tarifini yapmalıyız, akabinde de biz olmayı öğrenmeliyiz. Ayrıştırdıktan sonra geriye kalanlarla biz olunamaz, bütünsel olarak özgürleştikten sonra topyekûn biz olabilirsek hiç kimse bizi asılsız soykırımla suçlayamaz. Bu iddiaları yapanları şu an elbette kınamalıyız ancak her anlamda güçlü olursak kınama gereği bile duymayız.