Başka bir deniz bulunur mu?

Beni mutsuz eden ama değiştirmek için elimden bir şey gelmeyen konularda gözümü başka yöne çevirmeye çalışmak gibi  bakış açısına göre  iyi ya da kötü kabul edilebilecek bir huyum var. Tanıdığım, sevdiğim arkadaşlarımın, komşularımın ya da sadece göz aşinalığıyla selamlaştığım insanların birer ikişer memleketten gidip kendilerine başka bir ülkede yeni bir hayat kurmaları bunlardan biri, epeydir.

En hafifinden yalnızlaşma hissediyor insan, daha ağırlarını sıralamak istemem, tam da ilk cümledeki sebepten. Üzerine konuşmak da istemiyor aslında. “O geride bırakılmak istenen ülkede ben yaşamaya devam ediyorum,” diyorsun. Nokta. “Hayır, B planım yok C hiç yok. Buradayım” diyenler birbirini tanıyor o suskunluktan.

Gelgelelim “Biz Kavafis ile büyüdük efendim, yeni bir ülke bulamazsın,” deyip başka yöne bakmak durumu değiştirmiyor; birileri artan sayılarla yeni bir ülke buluyor. (Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2017 Uluslararası Göç İstatistikleri’ne göre 2017’de Türkiye’den yurtdışına göç eden kişi sayısı 253 bin 640. Bir yıl öncesine göre yüzde 42.5’lik bir artış var.)

Peki, “Yeni bir hayat buluyorlar mı?” sorusunun edebiyata, sinemaya, tiyatroya ve de araştırma kitaplarına konu olması da kaçınılmaz. Hürriyet’ten ve de tiyatro oyunlarından arkadaşım, gazeteci Bahar Çuhadar, bu soruyu 10 ‘giden’ kişiye sorarak benim için kaçışı imkânsız kılan bir kitap yazdı: “Yeni Ülke Yeni Hayat”. Artemis’ten yayımlanan, “Türkiye’den Gidenlerin Hikâyeleri” alt başlıklı kitapta Freiburg, Vancouver, Kopenhag, Atina, Osaka, Londra, Pekin, Berlin, Bangkok ve Atlanta’da kurulan 10 yeni yaşam öyküsü var.

Bahar her bir hikâyenin sahibine 40 kadar soru yöneltmiş ve onlardan gelen yanıtları hikâyeleştirerek sunmuş. Kendisi soru soran olarak aradan çekiliyor, biz anlatanla baş başa kalıyoruz. O da gitme kararını nasıl verdiğini, karşısına o sırada çıkan imkânları nasıl değerlendirdiğini, yeni şehrinde nasıl karşılandığını, aradan şu kadar yıl geçmişken ne kadar oraya  ne kadar buraya ait olduğunu anlatıyor. O ülkedeki  çoğu gıpta edilesi  yaşam, eğitim, sağlık, çalışma koşullarını, belki biraz daha az gıpta edilesi arkadaşlık ilişkilerini de. Bu arada şunu da söylemek isterim, çoğu orada (ki bu Atina da olabilir Kopenhag da) insanların kendilerine çok daha dostça, sıcak davrandığını, birbirlerine gülümsediklerini anlatıyorlar tahmin edileceğinin aksine. “Cennet yurtdışı diye bir şey var mı gerçekten?” sorusuna da cevap çoğunlukla olumlu. Özlenenler arasında pırasa, beyaz peynir falan var.

“Yeni Ülke Yeni Hayat” yurtdışında bir hayat kurmak isteyenlere önemli ipuçları da sunan, sonunda manzarayı Bahçeşehir Üniversitesi Göç ve Kent Çalışmaları Merkezi’nin kurucusu Doç. Dr. Ulaş Sunata’nın çizdiği çerçeveye oturtan, titiz bir çalışmanın ürünü.

“Benim için özgür insan, vize kuyruklarında ikinci sınıf insan muamelesi görmeyen, çantasına pasaportunu atıp rahatça gezebilendir” cümlesini okurken elinde vize formu ve hesap dökümleri olan bir okur olarak içimin açıldığını söyleyemeyeceğim. Bahar’ın dediği gibi, “Çocuklarımızın ait oldukları topraklarda ‘en iyisi çekip gitmek’ diye hissetmeksizin” yaşamaları dileğiyle başlayalım okumaya.