Bir ‘kaçamayış’ öyküsü

Eklenme Tarihi06.12.2018 - 8:15-Güncellenme Tarihi06.12.2018 - 8:15

Sosyalleştiğiniz bir ortamda söz kaçıncı dakikada ‘gitme’ mevzuuna geliyor? Oturur oturmaz mı, yoksa bir beş dakika hiç değilse sağlık, sıhhat, iş güç, memleket hali konuşabiliyor musunuz? ‘Nasılsın?’ yerine ‘Peki siz nereye?’ sorusunu duyduğunuz oluyor mu sizin de? Verecek cevabınız, bir B planınız, ikinci adresiniz, Avrupa’da bir ayağınız ya da en azından güneyde bir arsanız olmadığı için mahcup olup önünüze baktığınız? Kendinizi Kavafis şiirleriyle avuttuğunuz? Tabii canım, bu şehir arkanızdan gelir, ne yeni ülkesi, başka bir deniz de ne?

Neyse, gidebilen, başka bir deniz bulabilen, yeni yaşamlar kurabilenlere gıpta dolu bir selam olsun, sözünü edeceğim film biraz biz ‘gidemeyenler’ için. Kahramanımız Tahsin bir mimar, yaşadığı plazanın penceresini açtığında içeri dolan cehennem sesinin ateşine odun taşıyanlardan. Yani bu şehir dev bir şantiye oldu, o da burada bir dakika daha duramayacak hale geldiyse bunda bizzat kendi parmağı da var. 

Peki, cinnetin eşiğine gelmiş gelmesine de yolculuk nereye? Ona da bir gece barda muhabbet ettiği genç bir kadın sayesinde karar veriyor: Akdeniz’e. Taşı toprağı altın, havası suyu şifa, insanı ermiş ve de derviş güneye. Neticede patron -  kayınpederinin elinden yularını kurtarırken araba anahtarı, kredi kartı, nesi varsa bırakıyor ve sade bir vatandaş gibi düşüyor yollara. 

Havaalanına varabilmek için metrobüse binmesi, akbil kullanması, halkın arasına karışması ve bilmediği bir İstanbul’u keşfetmesi gerekiyor. 

“Ne kadar zor olabilir ki bu yolculuk?” diyorsanız, hah, işte “Son Çıkış”, bu beş altı saatlik yolculuğun filmi. Kararını vermiş, zincirlerinden kurtulup kuş gibi hafiflemiş bir şehir insanı büyük umutlarla çıktığı yolda ne kadar zorlanabilir? Bunun cevabını büyük olasılıkla her gün işe gider gelirken verdiğiniz mücadeleyi düşünerek bulabilirsiniz ama bir de buna o yol boyunca karşınıza çıkan canlı cansız her şeyin size karşı olduğunu ekleyin. Gerçek bir gündüz kâbusu, bir absürtlükler silsilesi. 

“Canavarlar Sofrası” ve “Kusursuzlar” filmlerinin yönetmeni Ramin Matin’in üçüncü filmi “Son Çıkış”, dünya prömiyerini Tokyo Film Festivali’nde yaptıktan sonra bu cuma gösterime giriyor. Senaryosu N. Can Kantarcı’ya ait filmde zaten son derece sinir bozucu bir tip olduğu için pek de acımadığınız, ağlanacak haline güldüğünüz Tahsin’i genç kuşağın çok yetenekli oyuncularından Deniz Celiloğlu oynuyor. Onu Akdeniz’e çağıran sesin sahibini Ezgi Çelik canlandırmakta. 

Filmde irili ufaklı roller hep çok iyi oyuncular tarafından oynanıyor. Hele market torbalarını taşıyan Tahsin’i eve davet eden bir ‘teyze’ var Ayşenil Şamlıoğlu’nun oynadığı, isterim ki o tek başına ayrı bir filme konu olsun. 

Neyse baştan dedim ya, bu film kaçamayanlar, kaçsa da kurtulamayanlar için biraz. Hani diyelim gittik, nereye? Orada ne bekliyor bizi? Nasıl bir düzen, kimler? Uzaylılar değilse gene senin benim gibi insanlar. 

Peki ya orada da deniz biterse, sırada hangisi var kendimize benzetip tüketeceğimiz? Bir zamanlar cennet gibi olan İstanbul’un da bir diyeceği var herhalde: “Hemşerim nereye, burayı bu hale getirip kaçmak var mı?”