Cinsel şiddete karşı “öyle değil, böyle”

Çocukken üçüncü sayfa haberlerine meraklıydım. Gizemli gelirdi, polisiye roman gibi. Aslında polisiye foto roman gibi demeliyim, çünkü genelde başrolde fotoğraf olurdu. Tabii ki genellikle bir kadın fotoğrafı. Bu polisiye vakalar hep kadınların başına geliyor demek ki diye düşündüğümü hatırlıyorum. Genç ve güzel kadınların. Fotoğraf yetmiyorsa “kurbanın” isminin başından eksik edilmeyen “güzel” sıfatı var. “Güzel bilmem kimin hazin sonu”. Erkekler ise genellikle “cinnet geçiren” varlıklardı. İradeleri dışında yapıyorlardı her ne yapıyorlarsa.

Bunun işi “satmanın” ve “sattırmanın” bir yolu olduğuna aklımın ermesi yıllar aldı. Böyle böyle oluşturulan algının bizi hangi tehlikeli noktalara götürdüğüne de tabii. Meğer bu ifadeleri kullanmak adeta tacize tecavüze, hatta cinayete kılıf hazırlıyor, saldırgana tacizciye, hatta katile gerekçe sunuyormuş. Kadına “Sen kendine mukayyet olmazsan, erkeklerle oturup kalkar, yer içersen, göz alıcı olur, dikkat çekersen başına her bir şey gelebilir” derken, erkeğe de “Bütün sayılan bu maddeler kadının aslında sana yüz verdiği anlamına gelir, kadınlar açıkça evet demez, hal tavırla ilgilerini belli ederler, sinyali aldın, kim tutar seni” diye cesaret vermiş oluyormuş.

Cinsel şiddete karşı “öyle değil, böyle”

Halbuki işin aslı öyle değilmiş. Meğer konunun kadının gençliğiyle, güzelliğiyle falan alakası yokmuş, o bizim uydurmamızmış. Kadın değil mini etekli, bikinili de olsa bunun erkeğe cesaret verecek bir yanı yokmuş. Baksa, gülse, göz süzse, bu “davet etmek” anlamına gelmiyormuş. Sessiz kalmak onaylamak değilmiş. Cinsel şiddet dediğimiz şey, öyle doğanın erkeğe bahşettiği önlenemez dürtülerin ürünü değil, öğrenilen ve dolayısıyla da önlenebilecek bir şeymiş. “Öyle değil, böyle”ymiş yani.

Bu slogan, Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği (CŞMD)’nin “Öyle Değil Böyle Projesi”ne ait. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü öncesi konuya dikkat çekmek için bir video ve afişler hazırlayan dernek, yaptığı açıklamada “Cinsel şiddete maruz bırakılan kişilerden bahsederken acıyan, mağdurlaştıran, kurbanlaştıran, yargılayan, utandıran değil; güçlendirici, dayanışmacı ve hak temelli, failin ve kurumların sorumluluklarına odaklanan bir dil ve yaklaşım için öyle değil, böyle” diyor. Dil önemli çünkü, şiddet de orada başlıyor, değişim de.

Videoda ise Ayça Damgacı, Berrak Tüzünataç, Ceren Moray, Esra Dermancıoğlu, Hasibe Eren, Laçin Ceylan, Seyhan Arman ve Tülin Özen sayıyor konuyla ilgili toplumsal ezberleri. Cinsel şiddet nedir, cinsellikten hangi özelliğiyle ayırt edilir, onay nedir, ne değildir, kadının karşısındakiyle birlikte olmaya “rızası olduğunu” nasıl anlarız? Cinsel şiddet kimlerin başına gelebilir, yaşam tarzı, kariyer, statü ayırt eder mi? Bu ve benzeri maddeleri sıralıyor ve cevaplarını veriyorlar.

Basit geldi değil mi böyle sayınca? Sanki zaten hepimizin bildiği ve üzerinde anlaştığı şeyler bunlar, üzerine video çekmek mi lazım, ne var ki bilmeyecek? Ama işte maalesef öyle  değil, böyle.