Çocuk tacizleri hepimizin işi

Diken üstündeyiz, evet. Söz konusu kadına - çocuğa taciz şiddet istismar olunca sicilimiz hiç parlak olmadığından, duymayan kulakların yerine de duymanız, görmeyen gözlerin yerine de görmeniz gerekiyor. Birileri “Kol kırılır, yen içinde kalır,” dedikçe o kırık kolları saklı oldukları yerden çıkarıp sarmaya çalışmak düşüyor size.
Dün sabah saatlerinde sosyal medyayı sallayan çocuk çığlıkları gibi. Kocaeli’de bir rehabilitasyon merkezinin parmaklıklı pencerelerinden sokağa yardım isteyen çocukların canhıraş çığlıkları yükselince, yoldan geçen iki genç de duruyor. Bir yandan çocukların derdini anlamaya çalışırken, bir yandan da çekime başlıyorlar ki ellerinde kanıt olsun gerekirse.
Fakat karşılaştıkları tavır anlaşılır gibi değil. Güvenlik görevlisi “Yok bir şey, işinize bakın” diyor ısrarla: “Hadi gidin buradan, sıkıntı olmasın”. Çocuk “Zaten sıkıntı var belli ki” dedikçe karşılık aynı: “Hadi çekin gidin”. Pardon ‘çekmeyin’ gidin tabii. Çünkü belgeden de hoşlanmıyoruz nedense. Gençler çareyi polis çağırmakta buluyor ama sivil ekip geldiğinde de manzara değişmiyor. Bir takım “Yardım edin, bize işkence yapılıyor” diye haykıran kızlar ve tuhaf bir şekilde “Her şey yolunda” diyen görevliler .
Gençler azimli. Oradan adliyeye gidip suç duyurusunda bulunmayı deniyorlar. Fakat anlattıklarına göre bu kez de savcıdan “Olay yargıya intikal ettirildi, suç duyurusu yapmanıza gerek yok” cevabını alıyorlar. Daha ilginci, görüntü aldıkları için polisin kendileriyle ilgili suç duyurusunda bulunduğunu öğreniyorlar! Ve son çare olarak çektikleri görüntüyü ekşisözlük’e koyuyorlar. Bu da, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kocaeli İl Müdürü Bekir Yümnü’nün konuyla ilgili açıklama yapmasını sağlıyor: “Burada istismara uğramış çocuklar bulunur. Önlem amaçlı kurum içi arama yapıldığı sırada çocuklar pencerelere çıkıp bağırmışlar. Olay bundan ibaret”.
Güzel. Peki, olayın aslını anlamaya çalışan gençlere böyle davranılmasının sebebi ne? Ne zamandan beri yardım isteyen birinin çığlığına kayıtsız kalmamak suç haline geldi? Sokakta durup bir binanın dışından çekim yapmak ya da. Nedir bu gizlilik hali? Madem sorun yok, neden orası Pentagon’muş gibi davranıyorsunuz?
Aksine, ilgilenmezlerse sormak lazım, “Siz insan değil misiniz, orada kıyamet kopuyor, neden ilgilenmediniz?” diye. “Siz işinize bakın” denecek nokta değil burası. Bir yerde ha bire çocuk tacizi skandalları kopuyorsa, bu hepimizin işidir.

Türkiye’nin nükleerle sınavı
Gaia derginin doğa sayfalarında tüyler ürpertici fotoğraflar vardı. En çarpıcısı, çift sarılı papatyalar. Onu üzeri yumrularla dolu domatesler, dev lahanalar, ortasından sap vermiş salatalıklar, dört parça halinde gelişen kayısılar izliyor. Fukuşima nükleer kazasının beşinci yıldönümünde, Japonya’dan bitki manzaraları. İstediğin kadar inkâr et, doğa kanıtlarını gözüne sokmaktan geri kalmıyor, doğal hayat normal seyrinde değil işte.
Tam bu sırada bakıyorum, LGBT ailelerini anlatan şahane “Benim Çocuğum” belgeselinin yönetmeni Can Candan, yine zor bir işe kalkışmış: “Nükleer Alaturka” adlı filmle Türkiye’nin nükleer macerasını anlatmaya. “Beni Akkuyu’larda Merdivensiz Bıraktın: Türkiye’nin Nükleerle İmtihanı” kitabının yazarı Filiz Yavuz danışman-araştırmacı, Boğaziçi Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Bölümü öğretim üyesi İlke Ercan da bilimsel danışman olarak projenin içinde. Amaç, herkesin bilgi sahibi olmadan fikir yürüttüğü nükleerle ilgili farkındalık yaratmak.
Belgesele destek olmak isteyenleri ://igg.me/at/nuclearallaturca adresindeki kampanyaya bekliyorlar. Neyi desteklediğimizi ya da neye karşı çıktığımızı daha iyi bilmek için “Nükleer Alaturka”nın bir parçası olabiliriz belki.