Çöl ortasında ölüm yolculuğu

İnsanın kendi konfor alanını bırakıp bir hayalinin peşinden bilinmezliklere doğru gitmesi kolay bir şey değil. Çoğumuz için hep hayal olarak kalıyor o tek yöne alınacak bilet, o otostopla çıkılacak dünya turu, o satıp savıp çekilip çıkılacak kapı. Bunun verdiği kıskançlıkla olsa gerek ki, yapabilenlere de hep kuşkuyla bakıyoruz. Kim bilir hangi odaklardan sağlanmış imkânları vardır, ne gibi çıkarları vardır, yoksa insan deli mi parasız pulsuz düşsün yollara?

Hâlbuki bazı insanlar o kadar deli oluyorlar. Ya da hayatın malın mülkün emrine teslim edilemeyecek değerde bir şey olduğunu bilecek kadar akıllı.

Fotoğrafçı ve gazeteci Hasan Söylemez’in adını o ‘akıllı - deli’lerden biri olduğu için duyduk. 2010 yılıydı, 27 yaşındaydı, cebindeki parayı çocuklara dağıttığını, banka kartlarını kırıp sıfır lirayla bisiklet turuna çıktığını okuduk. 10 bin kilometre pedal çevirerek Türkiye’yi dolaştı ve deneyimlerini “Hayata Yolculuk” adlı kitabında anlattı.

Sıcak evlerinde bilgisayar başında oturanların hoşuna gitmedi bu durum. Hani parasız yaşayacaktı, kitap ya da TRT’de program da nesiydi? 10 bin kilometre pedal çevir, dönüşte bir de laf anlat.

Neyse ki ‘kervan yürüyor’ sahiden, Hasan Söylemez üç sene önce en büyük hayalinin peşinden Afrika’ya gitti bu kez. Neydi o hayal? Afrika’nın 54 ülkesini bisikletle dolaşıp 54 bölüm belgesel çekmek, bu sırada insanlara en büyük hayallerinin sorarak “Afrika’nın hayal arşivini tutmak”. 

Şu ana kadar 17 ülkeyi bitirmiş, “Hayallere Yolculuk” belgeselinin ilk 10 bölümü youtube kanalında yayında fakat akıllara durgunluk veren bir uzun metraj belgesel girmiş araya: “Tenere”.  

Çöl ortasında ölüm yolculuğu

Tenere Sahra çölünün 400 bin kilometrelik bir bölümü. Nijer’in Agadez şehrinden çıkıp Libya ve Avrupa’ya varmak isteyen Afrikalıların aşması gereken uçsuz bucaksız çöl. Hasan Söylemez, filmin odağına Agadezli Beşir’i koymuş. Ailelerinin karnını doyurabilme-lerinin tek yolu, bu ölümcül çöl yolculuğunu yapıp Libya’ya gitmek olan Beşir ve arkadaşlarının yol hazırlığını birlikte yapıyoruz. Adam başı iki bidon su, açlıktan ölmeyecek kadar yiyecek, satmaya götürülen koyun ve keçiler ve insanlar hep birden doluşuyorlar kamyona. Her yanına bidonlar, eşyalar bağlı, Hasan Söylemez’in Hürriyet’teki röportajında Serkan Ocak’a söylediği gibi “Nuh’un gemisine” benzer bir kamyon.

Sonra başlıyor ölümcül göç yolculuğu. İlk andan itibaren seyirci de yolculuğun bir parçası oluyor. “Mad Max: Fury Road”u andıran ancak “post apokaliptik” bir dünyada değil bugün, burada geçen, - üstelik tek kişiyle çekildiği halde etkileyicilikte hiç de aşağı kalmayan - görüntüler, git git bitmeyen bir yol, üzerinde bin türlü tehlike. Yolunu kaybedip ölebilirsin, aracın arızalanır susuzluktan ölebilirsin, uyuyakalırsın, kamyondan düşüp ölebilirsin, haydutlar yolunu keser, ölebilirsin, kimsenin haberi bile olmaz. BM raporlarına göre son üç yılda çölde ölmek üzereyken kurtarılan kişi sayısı 20 binin üzerindeymiş ki biz de bir kısmına şahit oluyoruz. Bilinen ölü sayısı ise 4000’den fazla.    

Afrikalı göçmenlerle aynı riskleri göze alarak yolculuğun 10 gününde 800 kilometre yol giden Hasan Söylemez, belgeselde anlatıcı kullanmamış, bu daha da etkileyici ve tekinsiz hale getiriyor “Tenere”yi. Her an her şey olabilir gibi, nitekim oluyor da. Dünyanın bir köşesinde insanlar yaşayabilmek için ölüm yolculuklarına çıkıyorlar ve Beşir’in gözyaşlarını tutamayarak söylediği gibi “kimsenin onlardan haberi yok”. Zaman zaman kumlar arasında gördüğümüz kamyon lastikleri onların mezar taşları.

Hasan Söylemez’in sıfır destekçiyle çektiği “Tenere” için 2 Kasım’da Zorlu PSM’de bir özel gösterim yapılacak. Sonra filmin yurtdışı festival yolculuğu başlayacak. Fırsatınız varken kaçırmayın derim.