Asu Maro

Asu Maro

amaro@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Kendinizi bir an için Güney Koreli beş kişilik turist grubunun yerine koyun. Dünyanın öbür ucundan, kalkıp gelmiş, bu yaz sıcağında dilini, adetini bilmediğiniz bir ülkenin tarihini, kültürünü öğrenmek için elinizde kağıt kalem, geziniyorsunuz.
Birden bir takım adamlar üzerinize yürüyor. Bir sebepten öfkeliler, anlamanız mümkün değil. Girilmeyecek bir yere mi girdiniz? Hayır, Ulucami’nin avlusundan geçtiniz, herkese açık, ‘Allahın evi’, kimsenin babasının malı değil. Halkı rahatsız edecek bir hareketiniz mi oldu? Yoo, ağzınız var diliniz yok. Ne istiyor bu adamlar?
“Defolun gidin” diyorlar, dillerini bilmediğinizden anlaşılır olmak için “Hadi yallah, kışt” falan gibi nidalar kullanıyorlar. Karşılarında itiraz eden de yok ama yetinmeyip belediye görevlisinin süpürgesiyle üzerinize yürüyorlar. O da veriyor süpürgeyi, kafanıza indirseler kimsenin umuru değil, “gavur oğlu gavurlar sizi”.
Medeni olduğu varsayılan bir ülkede başınıza bunlar gelse ne düşünürdünüz? Nasıl tanımlardınız o insanları? “İlkeller, barbarlar, zorbalar?”, hiçbiri tam açıklamaya yetmiyor değil mi? Bu utanç verici görüntüler Gaziantep’ten. Maalesef biz aynı dili konuştuğumuz için adamların derdinin ne olduğunu da anlıyoruz, “Ne işiniz var burada, deniz mi var, park mı var, hadi yallah” ile beraber “Halka yardım eder onları Hıristiyan yaparsınız” paranoyak iddiaları uçuşuyor havada. Yabancı düşmanlığında son nokta.
Belediye görevlileri de bu utanca ortak olup çantalarına bakıyor turistlerin; bir tanesinin defterinde caminin çizimleri var mesela, herhalde nasıl kiliseye çevireceklerini planlıyorlardı! Neyse ki uyanık halkımız derhal müdahale edip “gavur oğlu gavurlar”dan kurtarıyor topraklarını.
Peki biz bir gün sonra neden Gaziantep’e ağlıyoruz? Düşmanımız sinsice ülkemize sızıp halkı dinden imandan etmeyi planlayan Hıristiyanlarsa, düğünü kana bulayıp çoluk çocuğu vahşice katledenler kim? İstanbul’da dükkan basıp Koreli dövüyoruz, yabancı gördük mü üzerine sopayla yürüyoruz, lanetliyoruz, kovuyoruz, neden bitmiyor felaketler?

Dul, mutlu, çocuklu

Muhtemelen görenlerin çoğu içten içe acıdı, “Vah yazık, üzüntüden ne yaptığını bilmiyor, aklı başında değil” dedi. Olacak iş değil çünkü, üzeri kırmızı, mor tüllerle süslenmiş beyaz bir otomobil, plakasında “Boşandım, çok mutluyum” yazıyor.
Nasıl olabilir? Bütün kadınların birincil hedefi telli duvaklı gelin olmakken, 25 yaşında bir kadın, teller ve duvaklarla boşanmasını kutluyor! Halbuki başını önüne eğmesi, insanlardan durumunu saklamaya çalışması, ‘dul kadın’lığını bilip oturması gerekmiyor muydu?
Muş’ta yaşayan bir çocuk annesi Selvi Ataş, tam da bunlara karşı çıkmak için beş yıllık hukuk mücadelesini kazanıp boşandığı günü ele güne duyurarak kutlamak istemiş. Bir de açıklama yazmış kadınlara cesaret vermek için; “Sadece Muş’ta değil, Türkiye genelinde dul kadına vebalı muamelesi yapılıyor, bu algı değişsin istiyorum” diyor: “Evlendik diye bir ömür heba olacağız diye bir şey yok. Herkes kendisinin farkına varsın, bir kadın herkesten çok daha güçlüdür ve kıymetlidir.”
Evliliği kadının tek güvencesi, içinde var olabileceği tek alan olarak gören, “Gelinlikle çıktın, kefenle dönersin” diye ona baba evinin kapılarını bile kapatarak kutsal yuvanın yılmaz bekçisi rolünü biçen topluma şahane bir cevap. “Kendi kendine sevinsin, araba plakalarına yazmak da neyin nesi?” diyenlere ise aynı soruyu “Evlendik, mutluyuz” yazanlara sormalarını öneririm. Davul zurnayla kutlanacak tek mutluluk ‘dünyaevine giriş’ değildir belki. Beş yıl uğraşıp özgürlüğünü elde etmek bir kadın için beyaz atlı prensi nikah masasına oturtmaktan daha büyük bir ‘başarı’ sayılabilir.