İnsan sevmeyenleri dost edinmeyin

Bundan bir tepki doğması, birilerinin fotoğrafını çekip sosyal medyada dolaştırması, birilerinin haklı olarak buna kızıp köpürmesi, ortaya eksikliği çekiliyormuş gibi yeni bir “ikiye ayrılıp birbirimizi yeme” mevzuu çıkması amaçlanmasa Konya’da o afişler otobüs duraklarına neden asılsın, değil mi?

Ne oldu, birdenbire Müslümanların Yahudilerle fazla içli dışlı olup din değiştirdiği, kiliselerin Müslümanlarla dolup taştığı mı gözlendi? Ne gibi bir gizli tehlike sezildi de Anadolu Gençlik Derneği (AGD) ve Milli Gençlik Vakfı (MGV) -de’leri da’ları bile ayıramayacak kadar acil olarak- “Hıristiyanları ve Yahudileri dost edinmeyin” yazılı afişler bastırmak istedi? Bundan hayırlı bir sonuç umulabilir mi? En iyi ihtimalle işte şu anda olduğu gibi tartışmalar, itirazlar, itiş kakış doğar, Müslüman ve Yahudi arkadaşlarımızın kalbi kırılır, canları sıkılır, daha ürkütücü olan da kendi memleketlerinde kendilerini güvende hissetmeyecekleri saldırılara maruz kalabilirler. İyi bir şey çıkamaz yani bu “talimat”tan.

“Peki, bunu biz demiyoruz, Maide Suresi 51. Ayet, ne yani, sen Kuran’a mı karşısın?” Şimdi gelip dayandığımız yer bu. Ama konu bu değil. Herkesin evinde kutsal kitabı okuyup algılaması, buradan hayata dair dersler çıkarması, bunları hür iradesiyle uygulaması ya da uygulamaması başka bir şey, birilerinin bu cümleleri özellikle seçip dev harflerle bir şehrin otobüs duraklarından “tebliğ etmesi” başka bir şey. Tehlikeli bir şey.
Durumdan vazife çıkarıp Hıristiyanlara, Yahudilere saldırmaya kalkan olursa ne yapacaksınız? “Biz dost olmayın dedik, düşman olun demedik ki” demek yeterli olacak mı?

Ayrıca çocuğunuz okula gidecek, sıra arkadaşı Hıristiyan, çıkıp kahveye oturacaksınız, tavla atacağınız komşunuz Yahudi. Ya da kendiniz yurt dışında, Almanya’da yaşıyor olabilirdiniz misal, eşiniz dostunuz, akrabanız vardır belki halihazırda, orada billboard’lara “Müslümanlarla selamlaşmayın” yazsalar ne hissedersiniz? Üzülmez misiniz, korkmaz mısınız, kızmaz mısınız?

Bu dünyaya orada ya da burada, şu veya bu ailede, öteki ya da beriki dilden, dinden, ırktan gelmiş olmamız tamamen tesadüf eseri. Ülkemizi sevmeyelim mi, sevelim, gurur duymayalım mı istiyorsak duyalım. Ama kendi seçimimiz olmadığını da bilelim.

İnsanı insan yapan asıl bunlar değil, başka vasıflar. Üstelik bunların da hepsinin Kuran’da yeri var, diğer kutsal kitaplarda da. İyilik önce, dürüstlük, çalmamak çırpmamak, ‘kul hakkı’ yememek. Adalet duygusu. Kendi ‘kutsalına’ saygı beklerken başkasınınkine de göstermek mesela. Vicdan sonra. Gencecik bir kadın karamsarlığın dibine vurup hayatından vazgeçmişse, kendisini tutup metronun raylarına atmışsa -önceki gün yaşadık bunu daha- “Bu saatte trafiğin canına okudu” diye aklının ucundan bile geçirememek. Üzülmek. Merhametli olmak. İnsanları sevmek özetle, sadece ‘kendi ırkını’ değil, bütün insanları ve diğer canlıları sevmek.

Dost olacaksanız bunlara göre seçin, buna göre ayırın insanları, vicdanlı-vicdansız insan diye. Dürüst-yalancı diye. Merhametli-acımasız diye.