Leyla ile Mecnun hakkında her şey

Bu ülke daha önce de ‘fenomen’ kabul edilebilecek diziler gördü, görmedideğil. “Asmalı Konak”larımız, “İkinci Bahar”larımız oldu. Ama hiçbiri “Leyla ile Mecnun” kadar ‘damardan’ etkilememişti izleyenleri...Ne yayınlanırken,ne de vedasıyla...

Leyla ile Mecnun hakkında her şey

Tarihler 9 Şubat 2011’i gösteriyor, TRT’nin yeni “komedi dizisi” “Leyla ile Mecnun” ekran yüzü gördüğünde. Değil bir TRT dizisinin, Türk televizyonlarında yeni başlayan, içinde de bildiğimiz anlamda “star” barındırmayan hiçbir dizinin göremeyeceği bir ilgiyle karşılanıyor daha ilk bölümden... Tabii bunda müdavimleri olan yönetmen Onur Ünlü’nün payı büyük. Fakat yine daha birinci bölümden, hem çok tuhaf hem çok sıradan karakterleri, ince göndermeleri, absürt mizahı ve iyi oyuncularıyla gönülleri fethediyor. Dizinin her yayın gününde
Twitter’ın TT listesine giren ‘leylailemecnungonullerindizisi’ hashtag’i yalan değil yani. Bir de gencecik bir yazarla tanıştırıyor bizi dizi: Daha önce kısa filmler çeken ve TRT için “Ramazan Güzeldir” dizisini yazan 28 yaşındaki Burak Aksak’la.

Leyla ile Mecnun hakkında her şey

Gerçek bir ekip işiydi
Aslında “Leyla ile Mecnun” deyince gerçek bir ekip işinden söz etmemiz gerek, çünkü dizinin alameti farikalarından biri buydu... “Bizler
bir süredir Türkiye’deki televizyon kanallarına çeşitli ‘iş’ler yapan bir grup bir şeyiz. Geçen yıllar içinde ziyadesiyle bunaldık ve gerçekten iyi işler çıkarabilmek için bir çeşit karşı-bunalım hareketi başlatmamız gerektiğini düşündük. İşte efLÂtunfilm, bu karşı-bunalım hareketinin yarattığı bir canavardır ve sadece “sivil” işler yapmaya direnmek, yok eğer olmuyorsa kafasını duvarlara vura vura kan revân içinde geberip gitmek için kurulmuştur” gibi bir manifestoya sahip olan yapım şirketiyle, senaryo için hep beraber fikir üreten oyuncularıyla, dizinin içinden çıkan müzik grubu Leyla the Band ile gerçek bir ekip işiydi “Leyla ile Mecnun”. Bu yanıyla ve yarattığı alt kültürle daha önce bu toprakların gördüğü hiçbir diziye benzemiyordu.

“Organize saçmalıyor”
“Ne anlatıyor bu dizi?” diye sorulacak olsa, birkaç cümleyle özetlemek ve “Bu mu yani?” yanıtını almak mümkün. 12 Eylül 1985 günü dünyaya gelen iki bebek, hastanede
yer darlığından aynı yatağa yatırılmış, babaları da bunları beşik kertmesi yapmış, adlarını da Leyla ve Mecnun koymuşlar. Dizimiz, 25 yıl sonra, Mecnun’ların Leyla’yı istemeye gittikleri gün başlıyor. Ve sürekli ileri geri atlamalarla, bir olay anlatılırken
o olayın canlandırılmasıyla, paralel evrenlere yolculuklarla devam ediyor. Zaten dizinin sırrı neyi değil, nasıl anlattığında... “Saçmalıyor işte” deyip geçilecek gibi değil çünkü Onur Ünlü’nün dediği gibi “organize saçmalıyor”, “bu kadar da olmaz” denecek fikirleri inandırıcı şekilde sunuyor. Bir de hani o “özlemini duyduğumuz saflık, dostluk, eski günler” edebiyatı var ya, aslında “Leyla ile Mecnun”un dünyasında tam da bu var, üstelik nostalji ticareti yapmadan... Yönetmen Onur Ünlü “Seyirci anlamaz fikrinin tam tersine inanıyoruz. Her zaman seyircinin bizden daha zeki, uyanık, bilgili olduğunu varsayıyoruz. Özel bir seyirciye iş yaptığımızı düşünürüz. Kendimizin de bu özel seyirci kitlesi içinde olduğunu düşünürüz” diyor ki bu da işin anahtarlarından biri.
Mecnun (Ali Atay) açık öğretimde işletme okumuş, bir baltaya sap olamamış, dalgacı bir delikanlı. Odasında Müslüm Baba, Ferdi Tayfur posterleri, bir de arada dertleştiği kırlent Hakkı var. Soru eklerinin yerini bulamamak gibi bir huyu var Mecnun’un, “35 mi yaşındasın?” gibi. Leyla’yı (Ezgi Asaroğlu) görür görmez âşık oluyor, rüyalarında çöllere düşüyor. Ve rüyasındaki Ak Sakallı Dede (Köksal Engür) çaresizliğine acıyıp evine, hatta yatağına yerleşip onunla yaşamaya karar veriyor.
Başka arkadaşları da var Mecnun’un; dizinin en sevilen karakterlerinden İsmail Abi (Serkan Keskin) var örneğin müthiş saf, iyi niyetli bir adam. Sürekli deniz kenarında durup el sallıyor, içinde babasının olacağı bir gemiyi bekliyor. Bir ara Şekerpare’ye âşık olup bir yakınlaşma yaşıyor ama terk ediliyor. Pırıltılı, rengarenk takım elbiseler giyiyor, toplanıp tek başına bir bölüm oluşturacak kadar çok ‘ata’sı var. Hangi işten söz edilse onun büyük büyük dedesi o işin piri. Anne tarafı Mona Lisa, baba tarafı taaa Da Vinci’ye uzanıyor. Erdal Bakkal (Cengiz Bozkurt), mahallenin uyanığı. Süt kutularına su eklemeler, mümkün olan her türlü katakulli onda. Ve fakat yine de seviyorlar arkadaşları onu. Bir de İskender (Ahmet Mümtaz Taylan) uyurken üstüne battaniye örtmüşlüğü var ve senarist Burak Aksak’ın dediği gibi “Arkadaşı uyurken üstünü örten adam kötü olamaz”.

“Kadın nüfusu pek iç açıcı değil”
İskender, Mecnun’un babası. Taksici esasen ama karısı terk ettikten sonra pasta börek yapmaya, bir bir eve yerleşen Ak Sakallı ve Az Sakallı dedelere bakmaya başlıyor.
Buraya kadar geldiyseniz, “Leyla ile Mecnun”daki kadın nüfusu durumunun pek iç açıcı olmadığını
fark etmişsinizdir. Onur Ünlü de kabul ediyor yaptıklarının daha ziyade bir ‘erkek işi’ olduğunu, daha çok bildiklerini anlatmayı tercih ettiler anlaşılan. Kadın hiç mi yok? Var, hep kahramanlarımızın âşık olduğu kızlar var, bir de anneleri, akrabaları. Genellikle de sezon finallerinde ölerek diziden çıkıyorlar. Dizinin böyle de bir özelliği var, güle oynaya izlerken bir Onur Ünlü tokadıyla seyirciyi yere seriyor, ya çok duygusal bir sahneyle, ya iç parçalayan bir ölümle...
Bu anlamda izleyici dört gözle yeni sezonu beklerken gelen TRT kararı da tam bu dizilik oldu diyebiliriz.
17 Haziran 2013’te yayınlanan sezon finali, veda fırsatı bulamayan “Leyla ile Mecnun”un son bölümü oldu. Reyting bahanesi kimseyi ikna etmedi, kanalın en çok ilgi çeken ve konuşulan işiydi. Kararın oyuncularının ve yönetmeninin Gezi Parkı’nda görünmesine bağlı olduğunu tahmin etmek için komplo teorisyeni olmak gerekmiyor.
Şimdi ne olacağı konusunda ise rivayet muhtelif. Ama Burak Aksak, Çapul TV’ye verdiği röportajda şu anda başka bir kanalın ya da sinema filminin söz konusu olmadığını söylüyor. Her bir karakter için alternatif sonlar varmış kafasında, “Belki onları içeren bir kitap yazabilirim” diyor. Bir de çekilmiş 104’üncü bölümün olduğunu da söylüyor ki son filmi “Sen Aydınlatırsın Geceyi”yi vizyona sokmayı reddedip alternatif gösterim yolları üreten Onur Ünlü bir çare bulup bunu da gösterecektir diye düşünüyorum. “Leyla ile Mecnun” masalına inananlara bir teselli armağanı verecektir... O gemi de bir gün gelecektir, değil mi?

Şarkılar seni söyler
Ekiple organik bağı olan Mehmet Erdem’in de parmağı olan müzikleriyle çok konuşulan diziden bir de grup çıktı: Leyla the Band. Vokalde Ali Atay, davulda Onur Ünsal, bas gitarda Serkan Keskin, klavyede Osman Sonant, gitarda Fırat İkisivri, perküsyonda Sarp Aydınoğlu ve klarnette Sarper Aksoy’dan oluşuyor. “Yokluğunda”,
“Aşk Bitti”, “Bu Kıza Kadar”
en sevilen şarkıları... Ve dizinin gözbebeği arabesk cover’ları, “Kim Bilir”ler, “Ben de Özledim”ler... Leyla the Band
16 Eylül’de Küçükçiftlik Park’ta konser verecek. Dizinin yeni sezon ilk gösterimi de olacaktı
bu konserde, ne yazık ki sadece müzikle yetineceğiz... Ya da
belki 104’üncü bölüm sürprizi olur mu acaba?

“Klişeden ölen var”
“Leyla ile Mecnun”da klişelerle de sürekli dalga geçiliyor. Klişeleri kullananlar arkadaşları tarafından, hatta onlara fırsat kalmadan kendileri tarafından fena halde küçümseniyor. “Ankara’nın en güzel yanı ne biliyor musun?” diye cümleye gireni “Dönüşü” cevabını beklemeden arabadan atıp “Üzerine bastın, ayağını kaldır” diyenle neredeyse selamı kesiyorlar. “Leyla ile Mecnun’un klişeleri” videoları da Youtube’da izlenme rekorları kırıyor. En ünlülerinden biri de “Vantilatörü serbest bırak. Dönerse serindir, dönmezse zaten hiç serin olmamıştır”.

Attila İlhan, Sait Faik, Dr. House, Karate Kid...
“Leyla ile Mecnun” sırf göndermeleri için adına sayısız site, blog açılmış bir dizi. Daha birinci bölümde Erdal Bakkal’ın vitrininde yazan “Otomatik Portakal”la, Leyla’nın elindeki “Dublörün Dilemması” kitabıyla ilk sinyalleri vermişti. Ya da camiye giden esnafın yazdığı nottaki Attila İlhan şiiriyle (Belki gelmem, gelemem, beş dakika bekle git). Bir kısım izleyici diziyi sadece göndermeleri keşfetmek için bulmaca çözer gibi izledi. Bakıyordun, Yavuz bir Cemal Süreya şiiri okuyordu ya da Sait Faik’in “Hişt Hişt” öyküsünden bir bölüm... Ya da Sezai Karakoç’un “Şahdamar”ından iki dize... Onur Ünlü’nün şiirle kol kola yürüdüğü bilinir, Ah Muhsin Ünlü müstear adıyla şiirler yazdığı ve yayınlattığı da... “Biz bu amaçla yapmıyoruz ama...” diyordu, “Bir tek işe yarayacaksa bu dizi, bu şairlerin tanınmasını sağlasa yeter...”
Sadece şiire, edebiyata değil, gündelik hayata, popüler kültüre dair de sayısız göndermeleri oldu dizinin. Çiçek Abbas’lar, Tatar Ramazan’lar, Emrah, Ferdi Tayfur, Zeki Müren filmleri, Kayahan’lar, Dr. House’lar, “Altıncı His”ler, Karate Kid’ler, kimler gelip geçmedi dizinin fantastik dünyasından...

Sansüre karşı erik formülü
RTÜK’e takılmamak için kimse içki içmez, kahramanlarımız efkarlandıkça ‘eriğe, incire, üzüme’ dalarlardı. Sigara içmez sakız çiğnerlerdi, ‘kapalı alanda sakız çiğnemek’ yasaktı. Saat 10’dan sonra meyve satışı da yapılmazdı... Küfürleri ‘damacana’, ‘duş perdesi’ gibi ‘bip’lenemez türdendi. Beddualara da senaristin annesinden sansür gelmiş, o yüzden “Allah belanı versin”in yerini “Tuttuğun taktım küme düşsün”, “Çanak antenin ters dönsün” gibi sevimli beddualar almış.

Mecnun’un Leylaları
İlk sezonda Mecnun ile Leyla’nın saadeti, sette yaşanan bir kavga nedeniyle yarım kaldı. Ezgi Asaroğlu ile eski sevgilisi Arda rolündeki Ushan Çakır’ın kavgası neticesinde iki oyuncu da, Çakır’ı “azmettirdiği” iddiasıyla olaya adı karışan Beste Bereket de 30’uncu bölümde diziden ayrıldılar. Daha önce uçak kazasından sağ kurtulan Leyla da trafik kazasında öldü.
İkinci sezonun başında diziye iki
Leyla birden girdi... Meğer o kazada ölen Leyla’nın karaciğerinin nakledildiği Sedef (Zeynep Çamcı) ile kalbini alan Şirin’miş (Müge Boz). İlkinin göbek adı Leyla, ikincisi de sonradan adını değiştirip Leyla oluyor. Arada kalan Mecnun sonunda
ikisi tarafından da terk ediliyor.
Gerçek aşkı ise üçüncü sezonda,
ilk Leyla’sıyla tanıştığına benzer bir ev ziyaretinde tanıştığı babasının arkadaşının kızı Leyla’da buluyor. Dizi yarım kalınca Melis Birkan’ın oynadığı kızımız Mecnun’un son Leyla’sı oluyor...